Bir dönem dizisinden beklenen romantizm, komedi, drama, tutku ve entrikanın hepsi ve daha fazlasını karşılayan Bridgerton; geçen sene ilk sezonu yayınlandığından beri hevesle beklenen ikinci sezonuyla geldi. Dönem yapımlarının olmazsa olmazlarından kostümler ise odağımızda.

Julia Quinn’in romanlarındaki rekabetçi sosyete dünyasına dayanan dizinin ilk sezonunda, Bridgerton ailesinin fertlerinden Daphne’nin Dük ile olan aşkını soluksuz izlemiştik. 19.yy. İngiltere’sinde geçen dizinin ikinci sezonunda ise Vikont Anthony Bridgerton ve Kate Sharma’nın tutkulu ama bir o kadar yasak aşkı, yürekleri en az ilk sezon kadar hoplatıyor. Netflix prodüksiyonu olan dizinin yarattığı büyük etkinin nedeni ise olduğumuz yerden bizi o dönemin şaşalı, entrika ve balolarla dolu atmosferine ışınlaması. Bu etkiyi başarılı oyunculuklar ve set tasarımına olduğu kadar görkemli gardırobu ve kostüm ekibine de borçlu olan yapım, kıyafetleri bir görsel şölen yaratmanın yayında, hikayeyi destekleyen bir araç olarak da kullanıyor. 

Dizide gördüğümüz kostümler her ne kadar dönem etkili olsa da aslında tam anlamıyla tarihi gerçekliği kopyalamak durumunda değiller. Bu tarz yapımlarda amaç genellikle spesifik bir zaman ve mekânı olduğu gibi yansıtacak şekilde değil, kurulan Bridgerton evreninin tarihi ama fantastik zaman diliminin sınırlarında gezecek şekilde kurgulanıyor. Yaratılan kostümler dönemin Londra’sına siluet olarak ışık tutarken, kullanılan kumaş ve renk paletleri ise günümüz modasından esintiler taşıyor. Dönemin sıkça kullanılan aksesuarlarından kadınların taktığı boneyi gardırobundan çıkarmayı seçen yapım, onun yerine çeşitli saç aksesuarları, şapkalar ve tüyler ile bu boşluğu dolduruyor. Dizinin dönemle en eş giden tasarımlarını ise, erkeklerin kıyafetleri oluşturuyor. Hem siluet hem de renk paleti olarak o dönemde giyilene oldukça yakın bir çizgide ilerleyen kostümler, Fransız Devrimi’nden sonra giderek basitleşen erkek modasını yansıtan nitelikte. 

Kostümlerin, hikayeyi destekleyen bir araç olarak kullanıldığından bahsetmiştik. Bu görev kostümler ve karakterlerin iç dünyaları eşlenerek yapılırken; kullanılan renk paletleri aileler ve karakterlerin kişiliklerini de yansıtıyor. Bridgerton ailesinin pastel kullanılmış renk paleti sosyetedeki önem ve mütevazi şöhretlerini simgelerken, Featherington ailesinin canlı renkler kullanılmış abartılı kostümleri, Bridgerton’lara kıyasla daima göz önünde olma isteklerini yansıtıyor. Parayı sonradan bulan ve bir an önce kızlarını evlendirmek isteyen annelerinin bu çabası, dikkatleri çok da pozitif olmasa da üzerine çeken bu tasarımlar ile anlatılıyor.

Dizinin ikinci sezonunda kostümlerden sorumlu olan tasarımcı Sophie Canale için, karakterleri biraz daha derinleştirmek ve diziye yeni katılan Kate ve Edwina Sharma’nın gardırobunu oluşturmak ise, oldukça zevkli olmuş. Yarı Hint- yarı İngiliz kökenli bu iki kız kardeşin kostümleri, ekibe Hint kültürünü dönemin kıyafetleriyle birleştirme fırsatı sunmuş. Bolca işleme, nakış ve mütevazı çiçek desenlerinin kullanıldığı tasarımlarda, eteklerin önündeki döneme özel kesimler yanlara taşınarak geleneksel Hint kıyafeti “sari” ilhamlı bir etki de oluşturulmuş.

Kıyafetlerde kullanılan renkler, kardeşlerin iç dünyalarını yansıtmakta da oldukça kullanılmış. Dizinin başında oldukça despot bir karakterde gördüğümüz Kate için koyu tonlar ve daha kaba kumaşlar kullanılırken, Anthony’ye olan aşkı sayesinde yumuşaması dizi boyunca kıyafetlerine de yansımış. Tam tersi karakterde olan kardeşi Edwina’nın ise umutsuz bir romantik olması, bolca giydiği pembe ve romantik elbiselerle sembolize ediliyor. 

Arka planında inanılmaz bir ekibin çalıştığı ve elle üretilen neredeyse 700 parçadan oluşan kostümlerin tamamlanması tek başına 10 ila 24 günü bulabilirken, bütün bu emek belki de diziyi en güçlü kılan faktörlerden oluyor. Üzerine düşünülmüş parçalar hem sanatsal hem de tarihsel olarak izleyicileri tatmin ederken, kostümlerin her bir detayına hayran kalmamak elimizde değil.