Across The Pond: Ömer Pekin

Arts & CultureAugust 29, 2016
Across The Pond: Ömer Pekin

Los Angeles’ın genişleyen sanat dünyasının ne bir merkezi, ne de kuralları var. İstanbul kökenli, Viyana’da mimarlık derecesini aldıktan sonra Los Angeles’a yerleşen Ömer Pekin, Los Angeles dokunuşunun yaratım sürecine olan etkisinden çok memnun.

Bize biraz neler yaptığını anlatır mısın?

Dijital ortamda geliştirilmiş mimari kompozisyonları sanatsal boyutta incelemek için kendi geliştirdiğim yazılımlar aracılığıyla resimler yaratıyorum. Yazılımlarımla sanat ve mimari arasında görsel bir pratik tanımlayarak her seferinde birbirinden farklı formlar yaratıyorum. Bunu yaparken dijital kaynaklara geçici bir maddesellik vererek analog resim yapma teknikleriyle ilişkilerini inceliyorum diyebilirim. Amacım fiziksel nitelikle dijital sonucun arasındaki ilişkiyi sorgulayarak, her biri form ve kalıp açısından ayrı estetikleri olan farklı gerçeklikler yaratmak.

Bir mimar olarak Viyana’daki “Akademie”den olduğun noktaya nasılsın geldin? Geçtiğimiz yıllarda mesleğin hangi yönde gelişti?

Mimariyle çok erken bir yaşta İstanbul’da tanıştırıldım. Çocukken çeşitli yaratıcı ortamlarda çok vakit geçirdim ve bilgisayar kullanmaya başladım. Farklı programlar kullanmak ve dijital yaratım sürecinin güzelliğini deneyimlemek dijital dünyayı keşfetmem için içimde bir şeyler tetikledi. “Benzersiz” görsel sistemimi bu motivasyonla, kendi yazılımlarımı geliştirirken oluşturdum. İmgelerimde yapıcı nitelikler aramaya başladım – dijitale fizikselmiş gibi nitelik veren temel parçalar. Sonrasında resimsel efektlerini geliştiren yeni dijital kompozisyonlar yaratmaya başladım.

Yeni işlerim, eski işlerimde çok göze çarpmayan farklı bir estetiği kavrayarak gittikçe daha soyutlaşmaya başladı. Gerçekliği bir kenara bırakıp, objelerle özlerinin varlığını anlayabilmek adına denemeler yapıyorum. Her geçen gün kendimi renkli kompozisyonlarda neredeyse kimyasal olarak çözümlenen şekiller yaratırken buluyorum. Üniversite sonrası Sci-Arc’da aldığım yüksek lisans eğitimi beni “serbestliğe” itmiş olabilir. (Gülüyor.)

Bulunduğun bölgedeki sanat dünyasını nasıl tanımlarsın?

Kullandığım renkler gibi Los Angeles’ın sanat dünyası da oldukça enerjik!

Burada her geçen gün daha heyecan verici şeylere şahit olmamızı sağlayan, dünyanın her yerinden gelen yeni insanların eklenmesiyle sürekli olarak büyüyen eklektik bir yaratıcı toplum var. Los Angeles’taki sanatın çeşitliliğini seviyorum. Bence son derece ilham verici.

Avrupa’da geleneksek olarak gözlemlenen, iş sonrası evinize yürürken girip çıktığınız galerilerin yarattığı kültüre nazaran, trafik ve uzaklık gibi yapısal faktorlerin etkisiyle Los Angeles’taki sanat dünyası, etkinlikler etrafında şekilleniyor.

L.A’deki sanat dünyasının önemli bir alt grubunun mecra olarak dijitale çok ilgi gösterdiğine inanıyorum. Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) denediniz mi? Denemelisiniz.

“Kullandığım renkler gibi Los Angeles’ın sanat dünyası da oldukça enerjik!”

Sence dijital sanat günümüz kültüründe ne ifade ediyor?

L.A’in bakış açısından bakarsam, ‘dijital sanat’ teriminin sömürüldüğünü söyleyebilirim. Dijital alana yönelik sayıları her gün artan yaratıcı şirketler ve kendilerini sanatçı diye tanımlamamasına rağmen sanata yönelik işler yaptığını varsayabileceğimiz insanlar gördükçe kendimi şu soruları sorarken buluyorum: ‘Dijital sanat’ nedir ki? Bir sanat eserini ne ‘dijital’ yapıyor? Dijital bir yaratımı ne ‘sanat’ yapıyor? Bu yaratımıyla mı alakalı? Nasıl baktığımızla mı alakalı? Sanal gerçeklik dijital resimden daha mı ‘dijital’ ya da ‘sanatsal’? Dijital bir yapıt ne zaman sanat olarak kabul ediliyor?

Sosyal medyada #dijitalsanat hashtag’ine bakınca, bu tanıma uyan çok geniş bir aralık olduğunu görüyorum. Neredeyse hepimiz tarafından kullanılan birçok platformun birleşimi olan sosyal medya, bize ‘dijital sanat’ ile ilgili kafamızın karışık olduğunu söylüyor ve terim gittikçe belirsizleşiyor.

Sırada ne var?

Su anda Viyana’daki “mekan 68” adlı galeride açmak üzere olduğum bir sergi var.

Bunun dışında birkaç sanatçı rezidansı olduğu kesin.

İşim için teknoloji dalında kendi limitlerimi sürekli genişletmek istediğimi biliyorum. Teknoloji kesinlikle ucu bucağı olmayan bir nehir ve içinde olabildiğince yüzmek istiyorum. Bu açıdan bir sonraki keşfedeceğim alanın Sanal Gerceklik (Virtual Reality) olduğunu biliyorum. Bu açıdan bir sonraki keşfedeceğim alanın VR olduğunu biliyorum. Bunu yaparak, yaptığım işleri 3D dünyada da geliştirip, onun da zamanla – umudum bu yönde – dijital resimsel efektlerle 3D işlerin (dijital heykeller) arasında bir köprü oluşturmasını sağlamak.

Röportaj: Selin Çamlı

Author: Based Istanbul

RELATED POSTS