Dünya hiç durmadan dönüyor… Gözünüzü açıp kapadığınız her an bir diğerinden farklı… Hal böyleyken aynı kalmak ne mümkün? Ahsen’in değişime olan tutkusu, tüm hayallerin içerisindeki gerçekliği, ılık bir yaz rüzgarı ile buluşmanın getirdiği ferahlığı anımsatıyor. Hayal kurarken hayalin gerçekliğini değil onun gerçek olabilme ihtimalini seviyoruz ve işte tam bu yüzden Ahsen Eroğlu ile çok iyi anlaşıyoruz. Yollarımız yeniden kesişinceye kadar size içerisinde çokça tutku ve hayal geçen bir hikaye bıraktık!

Oyunculuk tutkun ile yenilenme tutkunun birbirine karıştığını söylüyorsun…”Kendini yenileme gerekliliği” olarak tanımladığın bu durumdan bahseder misin?

Gezegenimiz bile her sabah yeniden doğmuyor mu güneşle birlikte? İşte ben de öyleyim, her gün yeni bir gün ve başımıza neler geleceğini hiç bilmiyoruz. O yüzden içinde bulunduğum her durumdan bir şeyler öğrenme heyecanım hiç geçmiyor. Bir de hep söylüyorum, çok şanslıyım ki ömür boyu devam edebileceğim bir mesleğim var ve oyunculuk gerçekten de her saniye bir yenileme gerektiriyor. Bu aralar çoğu zamanım sette geçtiği için, oynarken yenilendiğimi hissediyorum ve tabii tüm boş anlarda çizerken… Yeni bir ressam keşfetmek, arkadaşlarımın heyecanla tavsiye ettiği filmleri izlemek, kafama esince çadır kurmak, bitkilerimi sulamak… Yatağa girip tüm gün orada kalmak ve ekrana bakmak hiç bana göre değil. Ben çocukken bile öğlen uykusuna yatamazdım, sürekli yeni bir şeyler kaçırdığımı düşünürdüm.
Bu hiç değişmedi hala yerimde saydığımı düşündüğüm her an keşfediyorum. Bu gereklilik nereden mi geliyor? İnsan olmaktan! Hepimiz birer organizmayız ve bedenimizdeki her hücre her saniye ya yenileniyor ya da yok oluyor. Durum böyleyken zihinsel olarak yenilenmemek mümkün mü? Ne kadar yenilik doluyorsa içime, o kadar yaşıyorum…

Bluz, Şort, Hırka, Gözlükler MIU MIU

Oyuncular üzerinde bu anlamda toplumsal bir baskı da olduğunu düşünüyor musun?

Toplumsal olarak bunun fiziksel bir baskı boyutu var tabii ki ancak kimse kimsenin kişiliğini ne kadar yenilediği veya geliştirdiği ile ilgilenmiyor. Zaman zaman bu beni çok üzüyor. Zaten kendisiyle mutlu olan, içinde iyi olan her insan sağlığına ve görünüşüne de ister istemez dikkat eder. Evet, mesleki anlamda sürekli gelişim baskısı var çünkü sanat ve oyunculuğa bakış neredeyse her gün yeni akımlar biriktiriyor. Bunları yakalama ve içselleştirme baskısı beni daha çok kamçılıyor, şikayetçi değilim bu durumdan. Ama insanların dış görünüşlerinizi sürekli eleştirmesi ve fikirlerinizi  sizi beğenip beğenmemeye göre yargılaması oldukça rahatsız edici bir durum. Son zamanlarda bununla ilgili beni çok üzen bir olay yaşadım. Hiç ama hiç aklımın ucundan geçmeyen bir şey konusunda suçlandım. Bir sahne çekiminin son anlarında koyduğum bir fotoğraf Asyalılara karşı çok haklı bir yerden yanlış anlaşıldı. Ancak özellikle insani ve sonra da hayvan hakları konularında aşırı hassas olmama rağmen böyle bir tepkiyle karşılaşmak beni çok üzdü. Irkçılığın I’sını bile bilmem, Bulgaristan göçmeni bir aileden geliyorum. 89 yılında Bulgar Türklerine karşı ırkçılığın zirvede olduğu zamanlardan birinde ailem Türkiye’ye göçtü, bu nedenle ayrımcılığın nasıl çirkin bir şey olduğunu çok iyi biliyorum. Herhangi bir insanı bu anlamda incitmiş olma fikri bile tüylerimi ürpertiyor. Fakat, niyetimi çok iyi  bildiğim ve asla kötü bir şey düşünmediğim için gelen tepkilere rağmen fotoğrafı kaldırmak istemedim. Niyet okuması yaparak, sosyal medyadan her şeyi yönetmeye çalışan, bir yanlışı düzeltme bahanesiyle beni ve çevremdeki herkesi taciz eden insanlara bu gücü vermek istemedim. Çünkü yorgunlukla sığınılmış bir mizah anından başka hiçbir şey değildi. Ve gerçekten Asya kökenli herhangi birini incittiysem, tüm hassasiyetimle aflarına sığınıyorum ve hatamı anladığımı bilmelerini istiyorum. 

Korkularının üzerine gider misin?

Hem de nasıl giderim, koşa koşa! Çok cesur olduğumu biliyorum bu anlamda. Hele ki gerçekten ve gerçekten çok korktuğum bir şeyse daha da üzerine gider ve üstesinden gelmeye çalışırım. Ama tabi her korkumla ilgili de bu kadar barışık değilim kendimle, sırası var… Zamanı geldiğinde onlarla da yüzleşirim herhalde (Umarım çok erken olmaz.)

Resim yapmak seni daha hayalperest bir noktaya taşıyor mu?

İnanmazsınız çok gerçekçi bir insanım ve resim beni bu anlamda hayal etmeye zorluyor. Soyut imgeler üzerine fırçalar vurmak ister istemez uçsuz bucaksız bir dünya açıyor zihnimde. Somutlaştıkları ve tuvale yansıdıkları zaman da görsel yönümü daha da besledikleri için hayalini kurduğum şeyler gözlemlenebilir oluyor.

Bluz RHODOCHROSITE/ BEYMEN, Aksesuarlar EDİTÖRE AİT

Hayat bir yarış, bir mücadele gibi mi?

Şu an dört nala koşan bir at gibiyim. İşime odaklı bir şekilde hız kesmeden koşuyorum, çok da yoruluyorum, bazen bir yudum su içecek zamanım bile olmuyor ancak hiç şikayetim yok, yelelerim rüzgarda sallandığı ve boynumda yular olmadığı sürece.

Hayal kurmak seni nasıl etkiliyor?

Hayal kurmak beni harekete geçiriyor. Bir şeyi hayal ettiğimde olma ihtimaline dair heyecanım artıyor. Bir de mutluluk arayışımda, hayallerim ve hedeflerim beni günlük dertlerden uzaklaştırıp daha pozitif bir insan yapıyor. Belki de sürekli

bir hayalim olduğu için bu kadar enerjim yüksek. Bunun çok büyük bir şey olması gerekmiyor. İnternette gördüğüm ve çok beğendiğim papatyalarla süslü bir şapkayı almak bile hayal benim için ve kargoyla eve geldiğinde çok mutlu oluyorum.

Anı en çok ne zaman yaşayabiliyorsun?

Sessizlikte… Ama bir o kadar da harika şarkılar eşliğinde. Her ikisinde de açık havada gerçekleşiyor…

Endişelerinin ana başlığı?

Çözümsüz kalmak.

Elbise NETWORK, Pantolon NETWORK, Aksesuarlar EDİTÖRE AİT

Yazı nasıl tanımlarsın?

Akdeniz yazı değil de Ege’nin yazları benim için doğru bir tanım olmalı… Hafif ılık esen bir rüzgar, denize bakan bir odada uyanmak, acelesiz yürüyüşler. Mevsim domateslerinden kahvaltılar ediyor, güneş gözlüğünün gerçekten bir ihtiyaç olduğunu anlıyor ve çillerim çoğalıyorsa işte o tam bir yaz!

Yazın geldiğini nasıl anlarsın?

Üşümüyosam yaz gelmiştir… Şaka bir yana tam bir su kuşuyum, beni bir adaya bırakın bütün gün yüzerim, kumlarda yuvarlanırım. Tatil hayalleri kurmaya başlıyorsam ilkbaharda yaz yaklaşmış demektir.

Yaz aşklarına inanır mısın?

Aşkın her türlüsüne inanırım. Ama tabii yazın getirdiği neşe ve sıcaklık bazen ani çarpılmalara neden olmuyor değil.

Gözlerini kapat ve bize içerisinde deniz, kum ve bolca güneş olan bir hikaye anlat!

İçi yeni boyanmış ve açık renklerle döşenmiş bir karavandayım. Dışarıdan çok güzel kuş sesleri geliyor, gece sıcakladığımda hafif araladığım pencereden sabah rüzgarı perdeyi hafif hafif dalgalandırıyor. Kalkıyorum, kafamı karavanın kapısından çıkarıyorum. Gözlerim güneşten hafif kısılıyor ama biraz daha uzağa bakıyorum. Altın gibi parlayan sonsuz bir kumsal var. Terliklerimi giyiyorum, telefonumdan bir şarkı açıyorum ve cebime koyuyorum. Kumsala doğru peşime takılan bir köpekle yürüyorum. Kumların üzerinde adımlarımın izleri köpeğin minik patilerine karışıyor… 

Üst, Denim Pantolon PRADA

Yazı diğer tüm zaman dilimlerinden ayıran hayatlarımıza “artı bir” değer katan yanı?

Tiril tiril giyinebilmek ve sıcacık uzanmak… Güneşin ısısı kadar güzel bir şey yok galiba… Ancak bunu yakın zamanda kaybedebilecek olmaktan da son derece endişeliyim. Sadece yazın değil her mevsim kafamızın bir köşesinde gezegenimizin geleceği var artık. Öyle de olmalı, bu nedenle güneşlenirken bile vegan veya ambalajsız ürünleri nasıl çoğaltabilirim diye düşünüyorum. 

Kısa kısa;

Bir film?

Three Colours: Blue.

Bir karakter?

1997 Hercules animasyonundaki Hades.

Bir replik?

Ne önemi var…

Netflix’te son keşfin?

Bir Başkadır, Fatma…

En çok kimle telefonda konuşursun?

Dedemle :)

Bir kitap?

Çığırından Çıkmış Zaman (Philip K. Dick) veya Hani (Oruç Aruoba)

Bir alıntı?

Hayat kısa, memeler sarkıyor… (Kalben)

Şu sıralar playlist’inde en çok hangi şarkıyı dönüyor?

Midlake, Provider…

Klasik bir yaz sabahı senin için nasıl başlıyor?

Maggie miyavlıyor, güneş perdelerin arasından sızıyor, Ahsen uyanmamak için biraz da olsa direniyor.

Ahsen’in UTOPIA’sını izlemek için linki takip edin!

Creative Direction by Duygu Bengi & Burak Sanuk
Photography by Mert Teriksiz 
Filmed by Melike Müge Şahin 
Styled by Ceren Çetinoğlu
Hair by İbrahim Zengin ⁠
MUA Serkan Parmaksızoğu, KLAN⁠
⁠Production BI CREATIVE
Head of Production Beri Odabaşı & Atakan Katlanç
Prod. Executive Adem Özten
⁠Nail Art by Leman 7Nişantaşı 
Photography Assistant Emre Yılmaz,  Oya Sözduyar
Videography Assistant Zafer Aras
Fashion Editor Assistant Ezgi Baylan
Hair Assistant Suat Başdemir
MUA Assistant Uğurkan Avcı⁠