Son projesi ve aynı zamanda ilk dizisi “Hamlet” ile Shakespeare’in ölümsüz trajedisiüzerinden bizi kurgusal bir evrene sürükleyen Kaan Müjdeci dizinin pandemi döneminde Büyükada’ya yerleştiği süreçte şekillendiğini söylüyor. Dizi, “Hamlet”in bir yorumu olduğu gibi bir yandan da adalardaki fayton krallığı üzerinden bir kurguya sahip. Diğer taraftan ise gerçek bir hikâyeden izler taşıyor.16. yüzyıldaki krallığın yıkılışına ve güç dengelerinin değişimine bugünkü “fayton krallığı” üzerinden bakıyor.Müjdeci ile tüm bu etmenlere günümüz perspektifinden yaklaştığı “Hamlet” dizisi üzerine sohbet ettik. 

Sizi film ve belgesellerinizle tanıyoruz ancak son çalışmanız “Hamlet” ile ilk defa bir dizi projesiyle karşımıza çıktınız. Film ile diziyi üretim aşaması, yapım ve hayata geçme süreci açısından kıyasladığınızda sizin için nasıl bir deneyimdi?

İlk defa başkasının parasıyla iş yaptım, ben olaya sadece öyle bakıyorum, kimin parası bu? Yoksa tuval aynı tuval, fırça aynı fırça. 

Dizi, Shakespeare’in ölümsüz trajedisi “Hamlet”in bir yorumu olduğu gibi bir yandan da adalardaki fayton krallığı üzerinden bir kurguya sahip. Ayrıca gerçek bir hikâyeden izler taşıyor. Tüm bu farklı perspektifleri tek bir çatıda buluşturmak oldukça zor olduğu gibi titiz ve hassas bir süreçtir diye tahmin ediyorum. Hikâyenin ortaya çıkış aşamasını sizden dinleyebilir miyiz?

Hepimizin malumu, pandemi ile birlikte iş üretme alışkanlıklarımız sekteye uğradı, o süreçte bir film çekmek için en iyi yerin ada olabileceğini düşündüm. Ve buna uygun bir deneme filmi yapmak üzere Büyükada’ya yerleştim. Karantinaya alınmak ilginç bir şey, bir eve değil de bir adaya hapsoluyorsunuz, adada ise ihtiyacım olan her şey vardı. Yıkık bir krallık lazımdı, o da daha yeni yıkılmış olan fayton krallığıydı. Ben bu durumlardan habersiz, gönüllü olarak faytoncu atların ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştım. Oraya uyum sağladıkça hikâye ortaya çıktı. 

Sizin kurgunuzda alışılmıştan farklı olarak Hamlet genç bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Bunun özel bir sebebi var mı?

Hikâyenin ruhuna o uydu, onu kullandım… Bu çok fazla yapılmış bir şey ve gerçekten erkek Hamlet’e göre hikâyenin ruhuna daha uygun. Belki Hamlet hep kadındı ve Shakespeare zamanın şartlarından dolayı erkek yaptı… Hamlet belki kadın olmakla özünü buldu.  

16. yüzyıldaki krallığın yıkılışına ve güç dengelerinin değişimine bugünkü “fayton krallığı” üzerinden bakıyorsunuz. Arada yüz yıllar olsa da bazı şeyler pek değişmiyor diyebilir miyiz?

Değişiyor, değişmez olur mu hiç… İnsanın doğayla, hayvanla ilişkisi çok değişti. Benim “Hamlet”imde bunları bulacaksınız.  

Katil, suçluyu arama, karanlık işleri çözme, intikam planları, şüpheliler dizinin önemli konuları arasında yer alıyor. Olay örgüsü tahmin edilebilir bir düzlemde akmıyor, nereye evrileceği kestirilemiyor. Akıllarda soru işaretleri bırakmayı sevdiğinizi tahmin ediyorum, sizce?

Benim kendi aklımda hep soru işaretleri var… Ne düşünüyorsam onu yansıtıyorum aslında. Kafam bazen karmakarışık.  

Dizi Büyükada’da, 81 atın topluca gömüleceği bir gece ile başlıyor. Oldukça etkileyici bir görselliğin yanı sıra duygusal etkinin de yüksek olduğu bir an. Filmin sinematografik yanı konuşmamız gereken bir başka yönü bence. Renkler, görsel dil ve akış çoğu zaman bir dizi değil de sanat filminin içinde olduğumuzu hissettiriyor. “Hamlet”in ortaya çıkış sürecinde görsel referanslarınız nelerdi?

Ofelya’yı resmeden ressamların dünyalarını çözmeye çalıştım. Bazı sahnelerde Rembrandt’ın ışığını ve kompozisyonlarını referans aldım. 

Büyükada fayton krallığı adalardaki fayton sorununa da göndermelerde bulunuyor mu? Günümüzde çözülmüş gibi görünse de yıllardır atların kötü yaşam koşulları ve çektikleri eziyetler büyük tartışma konusuydu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yaşadığımız coğrafyada herhangi bir sorunun çözülebileceğine inanmıyorum. Canlıları meçhule yollayıp, neler olabileceğini tartmadan bir yapıyı ortadan kaldırıp üzerini PR’la örtmek sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Atlar nerede? “Şu sorunu var”, “bu sorunu var” diyenler şimdi kalkmış “o sorun yoktur” diyebiliyor. Sözün gerçekliğini yitirdiği bu kaosta hangi sorun hangi çözümle buluşup hangi yarayı tekrar tekrar kanatmayabilir? Bu ülkede sorun morun çözülmez… Ancak sorunlardan politik menfaat sağlanır, rant sağlanır.

Filmlerinizde hayvanlar ile yakın ilişkiler görmeye alışkınız. Bildiğimiz canlılara farklı bir gözden bakmayı başarıyor, bakış açımızı değiştiriyorsunuz. Proje boyunca hiçbir canlının zarar görmediğini de özellikle belirttiniz. Bir insan gibi yönlendirmenin mümkün olmadığı hayvanlarla çalışmanın, onları çekmenin zorlukları neler? Siz bu süreçle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Onlara ve kendime çok zaman veriyorum, çok vakit geçiriyorum. Haberleri olmayan bir film dünyasında varoluşlarındaki yaptığım haksızlığa karşılık onları rahat ettirmeye çalışıyorum. 

Büyük bir kesimin eleştirisine rağmen ülkenin önemli bir gerçeğini yansıtan ve izlenme rekorları kıran sabah programlarından bir örnek de dizide karşımıza çıkıyor. Ülkenin çarpıcı ve şaşırtıcı ama bir o kadar da gerçek olan tarafını absürt bir şekilde ele alıyorsunuz. Ve bunu derin konular üzerinden gerçekleştiriyorsunuz. Bu ince çizgiyi ayarlarken nelere dikkat ediyorsunuz?

Birileri için değil kendim için film çekiyorum…  

Tiradvari bölümler, karakterlerin iç sesleri çalışmaya bambaşka bir perspektif katıyor. Bu edebi açıyı sağlarken nelerden ilham aldınız?

İnanın sorularınız çok güzel ama ben cevaplarını bilemiyorum. Bir kayboluş işte, ne diyeyim. :) 

Dizide karşımıza birçok değerli oyuncu çıkıyor. Oyuncu kadrosunu oluşturma aşamasında neler etkili oldu?

Tiyatro kökenlileri tercih ettim, “Hamlet”i yorumlayacak kişilerdi çoğu. Oradaki herkes “Hamlet”i benden daha iyi bilsin istedim. 

Gelecek projeleriniz arasında neler var? 

“İguana Tokyo” bir çıksın öncelikle, bir rahatlayayım. :) Şu an üzerinde çalıştığım başka bir dizi var, talep olursa yaparım yoksa kalsın.  Önümde çekmek üzere olduğum başka bir sinema filmi var, onu çekeceğim bir yıl içinde.

Hamlet’in tüm bölümleri GAİN üzerinden izlenebilir.