Herşeyden yalnızca bir tane yapıyor, elleriyle. En az aynada ki yansımanız kadar özel ve biricik. Tuluğ dinamiğini avucumuzda kalan ufacık ormanlarla besliyor. Yoktan var ediyor desek, yeridir. Yağmurda ıslanmış ağaç dalı, ayağının ucuna düşen yaprak, yosun ya da adını bilmediğimiz ama güzel görünen bitkiler T a b i i atölye’nin gözünden bakınca daha güzel görünüyor.

Depresyondaydın ve oyalanmak için ahşap boyama yerine tabii atölyeyi mi kurdun, ya da küçüklüğünden beri mi hep hayalindi; bize hikayeni anlatır mısın biraz?

Mesela nefes almak için ormana gidiyorsun ya da sadece yürümek istiyorsun, ağaçlarla dans etmek ya da rüzgârda konuştuklarını dinlemek hoşuna gidiyor. Sonra bir gün çok sevdiğin o ormanda çok sevdiğin onlarca ağacın arasında içinde olduğun hayata dair sevmediğin ne varsa kaçıp, kendine ağaç parçasıyla bir hikaye başlatıyorsun. Ağaçlarla oynamak ya da adını t a b i i koymak, bunlar hiç hayalim değildi. Bunu yapmak istediğimi de bilmiyordum, birdenbire oldu.

Aynı zamanda bir sanat yönetmenisin. T a b i i kimden feyz alıyor? Senden mi yoksa sanat yönetmeni bakışından mı?

Sanat yönetmeni olmaya çalışıyorum. Aslında tanımlamalardan hoşlanmıyorum. Kendime sevdiğim işleri yapmaya dair söz verdim. İlla bir title ihtiyacı duyarsam evet adına sanat yönetmeni diyorlar. Asıl konu ben yeni dünyalar yaratırken heyecanlanıyorum. Bir şeyleri yan yana koyuyorum ve nesne olan şeylere ‘’yaşayan’’ muamelesi gösteriyorum. Bunlar bir arada olunca ortaya t a b i i çıkıyor. Mutlaka ortalığı yeşillendiriyorum. Hiçbir şey yapamazsam bile perdenin arkasına koyduğum ağacın gölgesini görünce yaptığım şeyin nefes alan, ‘’yaşayan’’ olduğuna ikna oluyorum.

Ağaç, yeşil, doğa; bunlardan besleniyorsun. İçinde olduğumuz koşulların materyal açısından elverişli olmaması yaratım sürecini nasıl etkiliyor?

Belki de tüm ilham kaynağım elverişsizliktir. Kaldırım taşından çıkan o minik yeşil ot, apartman grisini kaplayan sarmaşık, aslında koskocaman bir beton yığını olan İstanbul’un şanslı köşelerinde azınlık kalan parklar, parklarda üstüne yatabildiğim yeşil çimler.. Sanki orman zaten t a b i i dolu. Ama şehir de bana yani t a b i i ye daha çok ihtiyaç var gibi. Bu yüzden yaratım sürecim şehirde başlıyor ormanda keşifle devam ediyor.

Tasarladığım şeyler doğada karşılaştığım kullanım dışı ve geri dönüştürülebilir ağaçlar, dallar ve köklerden oluşuyor. Yosunlar, sukkulentler ise bu tasarımları tamamlayan diğer parçalar.

Şu anda nelerle uğraşıyorsun? Bir sonra ki kademede neler olacak?

Bazen hayatınızda ki bir şeye dışarıdan bakabilmeyi başardığınızda onu ne kadar çok sevdiğinizi anlıyorsunuz. T a b i i hep hayatımın içinde ama başka heyecanlandığım şeyler de var. Sanat yönetmenliğini yaptığım işler bu aralar yoğunlukta. Son zamanlarda reklam film ve fotoğrafçılığında yaptığım sanat yönetmenliği dışında gündemimde Jakuzi grubu ‘’Bir Düşmanım Var’’ şarkısına yönetmen Ali Ata Akel ile çektiğimiz klip var. Bu ara en çok onu düşündükçe heyecanlanıyorum çünkü güzel işler yaptıkça daha güzellerine başlıyorum.

Çalışırken kendini havaya sokmak için neler dinlersin?

Ormanda müzik değil ağaçları dinliyorum. Atölyede de zımpara sesinden müzik dinlemek çok mümkün olmuyor. Ama şehirde yürürken kulaklığım asla susmaz. Yine de Spotify’da en son dinlediğim üç şarkıyı buraya bırakıyorum;

Infadels – Murder That Sound

Klaxons – Golden Skans

Edith Piaf – Padam Padam

Yakın zamanda sana ilham veren biriyle tanıştın mı?

Ne dinliyorsam, kimle konuşuyorsam, kime gülümsüyorsam ilham kaynağım o dur. Her an her yerde birisiyle bunu yaşayabilirim.