Yanık balata kokuları… Lastiklerin asfaltta çıkardığı tiz sesler… Bunlar size tanıdık geliyorsa Tofaşk’tan haberiniz var demektir.

Kendilerini 2000’lerin başında üretimden kalkan Tofaş arabalarını modifiye etmeye adamış tutkulu bir gruptan bahsediyoruz. Sizi, bu topluluğun hayatlarını ve otomobillerle kurdukları ilişkileri belgeleyen Can Görkem Halıcıoğlu’nun TOFAŞK serisiyle baş başa bırakıyoruz.

Fotoğrafa olan ilgini ne zaman/nasıl fark ettin?

Can Görkem Halıcıoğlu: Babamın çok sevdiği Premier marka çek-at tarzı 35mm bir kamerası vardı. Seyahatlerde ya da küçük gezilerde hiç elinden düşürmezdi, manzara fotoğrafları çekerdi. Sanırım ilk o zamanlar merak duymaya başladım fotoğrafa. Ama benim üretmeye başlamam on sene kadar sonrasını buldu. Bu sefer makine abimin Zenit’iydi. Sonra karanlık oda, film yıkama, basma derken zamanımın çoğunu sokaklarda ve karanlık odada geçirmeye başladım. Tutkuya dönüşen bu ilgimin hayat planım haline gelebilmesi için üniversite eğitimini de bu alanda almaya karar verdim.

Çocukluğu Tofaş’la geçenlerden misin?

Can Görkem Halıcıoğlu: Evet, çocukluğum krem rengi Murat 131 ve 95 model kırmızı bir Şahin’de geçti. Babam çok sevdiği Murat’ını emekli olunca Şahin’e terfi ettirmişti. Ben de araba kullanmayı bu Şahin’de öğrenmiştim. Otomobil düşkünü bir çocuk olmasam da çoğu çocukluk anımda yeri vardır bu iki arabanın.

TOFAŞK üzerine bir seri oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?

Can Görkem Halıcıoğlu: 2015 sonunda diploma projesi için konu araştırmaya başlamıştım. Zamanım vardı ve uzun uzun çalışabileceğim bir konu arıyordum. TOFAŞK hep aklımda olan ve her gün gördüğüm Tofaş’larla kendini hatırlatan bir projeydi. Diploma zamanı geldiğinde ön jüri için Tofaş’çıları araştırmaya başlayınca bu konuyu çalışacağımdan emin oldum.

Sence Tofaş’ı farklı kılan ne?

Can Görkem Halıcıoğlu: Bence Tofaş’ı farklı kılan şey markanın içinde yer alan Türk ibaresi: Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş.
Otomobiller İtalyan tasarımı fakat Türkiye’nin yollarına ve aile yapısına uygun şekilde tasarımları iyileştirilmiş ve Türkiye’de uygun fiyatlara üretilmeye başlanmış. Bu da Türk tüketiciyi doğrudan etkileyen bir etken olmuş.

Tofaş kullanıcılarını birleştiren güç nedir?

Can Görkem Halıcıoğlu: Tofaş kızları! (Gülüyor) Şaka yapıyorum tabi. Grup içinde bir görünürlükleri bile yok. Bugün Tofaş kullanıcılarını birleştiren güç internet olabilir. Facebook ve Instagram’da takipçileri milyonları bulan hesapları var. Bu araçlardan birine sahip olan kullanıcı kendisini bir anda bu topluluğun içinde buluyor. Aslında sadece bir otomobil değil, bir kimlik satın alıyor.

Tofaş kültürünü bir ay kadar önce bir atölyede daha önce Tofaş’ı hiç duymamış birine, Stanley Green’e, anlatmam gerekti. Neredeyse herkes benden iyi biliyordu. Ama Tofaş ne kadar Türkiye’ye, Türk insanına özgü olsa da dünyada buna benzer örneklere rastlamak çok olası.

Otomobil üzerinden kültür inşa etmek alışılagelmiş bir şey. Almanya’nın Beetle’ı, Amerika’nın Harley’cileri, Rusya’nın Lada’sı bunun en bilinen örnekleri arasında. Bizim bu gelişmiş ülkelerden farkımız ise üreten değil tüketen ya da buna itilen bir toplum olmamız. Bu araçlar 2000’lerin başında üretim bandından indiği için günümüzde modifiye adı altında bir geri dönüşüm söz konusu aslında. Türk malı olmaya en yakın bu otomobille kurulan milliyetçi bir bağdan da bahsedebiliriz. Ama gerçekler pek de öyle değil tabii. Klasik Türkiye, epey karışık yani…

Projede 6 ay kadar çalıştım ve hala arada devam ediyorum. Bu süreçte pek çok arkadaşlık ve muhabbet biriktirdim. En çok eğlendiğim zamanlar da cumartesi geceleri İstanbul Park yolunda lüks villaların yanındaki geniş caddede yapılan yarışlardı. Bu yarışlar ve eğlenceler gece yarısını geçtikten sonra başlıyor ve sabaha kadar festival gibi bir ortamda sürüyor. Tabii ki trafiğe açık alanda illegal yollarla. İlk zamanlar bu alana nasıl müdahale edilmediğini pek anlamamıştım. Çünkü durmadan yanan lastiklerin çıkardığı sesten ve kokudan ortamın içinde olmayan biri olarak rahatsız olmamanız imkansız. Sonraki haftalarda mutlaka bir-iki polis arabası gelir; herkesi plakalarını almakla tehdit eder ve giderdi. Cumartesi gecesi orada toplanmak kadar rutin bir şeydi bu. Durum öyle bir haldeydi ki sabahın 4’ü olduğunda kalan son yarışçılar kendilerini ihbar ederdi.


Bir keresinde birebir şahit olduğum telefon konuşması şöyleydi. 155’i arayan Tofaş’çılar telefondaki memura “Memur bey bu ne hal, saat sabahın 4’ü oldu burası serseri kaynıyor. Milyon dolarlık villada oturuyorum, bu sesi çekmek zorunda mıyım” diye kendilerini ihbar edip, “Bak şimdi nasıl geliyorlar” demişti.