Şükran gününü birlikte geçirmek üzere bir araya gelen Blake ailesi, kendi iç dünyalarının enerjisini bulundukları ortama yansıtırken; yalnızlık, güvensizlik, kaygı ve huzursuzluğun had safhada olduğu Stephan Karam filminde aile üyelerinin birbirinden sakladığı hakikatlerin ortaya çıkmasına tanık oluyoruz.

Psikolojik drama filmi olan “The Humans”, Manhattan Chinatown’da bir apartman dairesinde geçiyor. Brigid ve sevgilisi erkek arkadaşı Richard’ın yeni taşındığı evi şükran günü için ziyaret eden Brigid’in annesi Deidre, babası Eric, kızkardeşi Aimee ve büyükanneleri Alzheimer hastası Momo’nun evi ziyareti ve akşam yemeklerini konu alan film; klasik bir aile buluşmasından oldukça farklı modda ilerliyor. Filmin başlangıcından beri dar ve eski dairenin akan boruları, garip mekanik sesler, teknik sıkıntılar ve duvarlardan yankılanan gürültülü vuruşlar ile huzursuz bir ortam yaratılırken; neye karşı olduğu anlaşılmayan korku ve tedirginlik film boyunca devam ediyor. Aile üyelerinin de sıklıkla evden kaynaklı diken üstünde olduklarını hissettirmesi, hatta yer yer birbirlerinden korkarak sıçraması; içsel olarak da rahatsızlıklarını izleyiciye geçiriyor. Bu süreçte aile üyelerinin atmosfere zıt olarak daha sıcak ilişkisine odaklanmaya çalışırken, yeni tanıştıkları Richard karakteri ile olan diyaloglarından onları yakından tanıma fırsatı buluyoruz. 

Drama ve gerilimin el ele yürüdüğü yapımda, evi gezen aile üyeleri ile hem evin köşelerini hem de gitgide karakteri tanımaya ve anlamaya başlıyoruz. Oluşan gergin ve huzursuz atmosferin aslında bireylerin içlerinde yaşadığı sorunlarıyla boğuşmalarının yansıması olduğunu anlarken, yaşanan tuhaf ve paranormal derecesinde olaylar evin hayaletli olduğu hissiyatını veriyor. Richard’ın canavarlar hakkındaki konuşması, Eric’in kabuslarında gördüğü kadından bahsetmesi ve her an sanki bir şey olacakmış gibi duvarlardaki tesisatın şişmesi ya da ansızın duyulan sesler; aslında önemsiz olabilecekken karakterlerin boğuştuğu kendi canavarlar ile aslında zihinlerinde olan şeyleri eve mal etmelerine neden oluyor. Geçim sıkıntısı, yalnızlık, iletişim bozukluğu ve kaygılar taşıyan aile üyeleri sıkıntılarını bir bir paylaşırken; sonlara doğru artan gerilim korku faktörünün de tetiklenmesine neden oluyor. 

2021 Toronto Film Festivali’nden sunulan film, Tony ödüllü bir tiyatro oyunundan beyaz perdeye uyarlanıyor. Stephan Karam daha önce bu tarz yapımlarda yer almışken, ilk defa yönetmen koltuğunda “The Humans” ile yer alırken; filmin kadrosunu Richard Jenkins, Jayne Houdyshell, Amy Schumer, Beanie Feldstein, Steven Yeun ve June Squibb oluşturuyor. Filmin tarzına alışmak biraz zaman alırken, diyalogların gerçekliğe yakınlığı ile kamera açıları ve çekim tarzı ile neredeyse lanetli bir evdeymişiz gibi hissettiriyor. Sanki bir hayalet tarafından izleniyormuşçasına Şükran gününü geçiren Blake ailesi, zaman içinde bilinçaltına ittikleri travma ve kaygılarla kolektif olarak yüzleşiyor.

Sizi bu psikolojik dramı izlemeden ve Blake ailesinin iç dünyasına adım atmadan önce “The Humans” filminden esinlenerek hazırladığımız playlisti dinlemeye davet ediyoruz.