Asya kökenli Amerikalı bir fotoğrafçı olan Andrew Kung, bizi hepimizin aşina olduğu bir bağlamla tanıştırıyor. Azınlıkların adı değişse de sorunları aynı kalıyor. İki bölümlük fotoğraf kitabı öyküsel bir anlatı, ama aynı zamanda da bir sanat projesi.

“All-American” da bir erkeğin tipik maskülen özelliklerini görmüyoruz. Bu fotoğraflar gerçekten de Asyalı erkek klişelerine karşı bir isyan mı?

“All-American,” erkekliğin fiziksel ve duygusal anlamda geleneksel olarak nasıl tanımlandığına karşı bir isyan. Amacım, erkekliği daha samimi, dürüst ve düşünülmüş bir mercekle yeniden yapılandırmaktı; fotoğraflarda gördüğümüz Asyalı-Amerikalı erkekleri insanlaştırmak ve erkekliği tanımlamanın tek bir yolu olmadığını göstermek istedim. Asyalı Amerikalı erkekler uzun zamandır batı medyası tarafından cinsiyetsizleştirildi ve Batılı bir erkeklik kalıbına uymadıkları için ait olmadıkları veya yeterince Amerikalı olmadıkları söylendi. 

Bu klişelerden kişisel olarak nasıl kurtuldunuz? Ya da bu tip klişeleri siz de deneyimlediniz mi? 

Bir Asyalı erkeğe göre çekici olduğum gibi erkekliğime ve aidiyetime direk saldırıda bulunmayan mikro-hakaretler deneyimledim. Ancak bu görünüşte zararsız ifadelerin arkasında, Asyalı Amerikalı erkeklerin nasıl algılandığına dair çok derinlere yer edinmiş klişeler var. Kendi erkekliğimle ve öz saygımla barışmak, bu saldırganlıkların üstesinden gelmeme biraz yardımcı oldu, ama asıl istediğim şey, çalışmalarımla daha geniş bir kitleye farkındalık kazandırmak ve bu konuda bir şeyler öğretmek. 

Asyalı kimliğiniz kişisel yaşamınızda nasıl bir rol oynuyor? Kültürel mirasınızla her zaman temasta mıydınız?

Asyalı kimliğimin kökleri kültürüme ve değerlerime dayanıyor, bu yüzden yaşam tarzımdan arkadaşlarımla ve ailemle olan ilişkilerime ve nihayetinde yarattığım işe kadar hayatımın her yönünü şekillendiriyor. San Francisco’da ağırlıklı olarak Asyalı bir mahallede büyüdüğüm için kimliğimin her zaman aşırı farkında olmadım. Küçük bir Çin topluluğunu fotoğraflamak için Mississippi’yi ziyaret edene kadar Asyalı Amerikalıların kentsel metropol şehirlerin dışında çeşitli yaşam deneyimleri olduğunu fark etmemiştim.  Kimliğimi ve köklerimi çok daha fazla merak etmeye başladım, bu konuda bana yardımcı olacak her kitabı okudum ve bulabildiğim her filmi izledim. Sonuç olarak, Asyalı Amerikalı bir adam olarak deneyimlerime odaklanan çalışmalar yaratmaya başladım.

ABD’deki tüm azınlık topluluklarının kimlik temelli sorunları olduğuna inanıyorum- bu sorunlar ırk/etnik köken temelinde farklılık gösterebilir, ama bence ortak deneyimimiz sömürgecilikten kaynaklanan bir ırkçılık sisteminin baskısı ile karşı karşıya olmak. 

Bir videoda, Alex Tizon’un Big Little Man adlı kitabının “The All-American”a ilham olduğundan bahsettiniz.  Bu konuda tüylerinizi diken diken biri veya bir şey var mı?

Alex Tizon’un kitabını okurken tüylerim diken diken oldu çünkü ilk kez Asyalı Amerikalı bir adamın deneyimi hakkında yorum yapan birini gördüm. Alex, hayatım boyunca hissettiğim ama ifade etmek için kelime bulamadığım şeyleri yazıya dökebildi.  Anıları, röportajları ve düşünümleri sayesinde, Asyalı Amerikalı bir adam olarak görüldüğümü ve anlaşıldığımı hissettim ve kimliğimi ve erkekliğimi geri kazanma sürecimden bahseden bir çalışma yaratmak istedim.

Fotoğraf serileriniz, Asyalı-Amerikalı kimliğini ve sorunlarını vurgulayan bir araç. Sizce fotoğraf mesaj vererek bir sanattan daha fazlası olmalı mı? 

En çok ilgimi çeken fotoğrafçılar ve görüntüler genellikle karmaşık ve incelikli temalarla ilgili- bu temalar kimlik temelli olabilir, ancak aynı zamanda iklim değişikliği, cinsiyet/cinsellik, yoksulluk, vb. gibi sosyo-ekonomik konulardan da kaynaklanabilir. Bu, her fotoğrafçının fotoğraflarında derin anlamlar olması gerek demek değil- kendi başlarına güzel olan reklam değeri olan ve editoryal görseller de gördüm.

Fotoğrafçılığı diğer sanatlardan farklı kılan nedir? 

Şahsen ben fotoğrafçılığın çok kalıcı bir gücü olduğuna inanıyorum.  Fotoğraf erişilebilirdir ve ister çevrimiçi ister fiziksel olarak görüntülense de, izleyicisinde derin izler bırakabilir; tıpkı bir film gibi, fotoğrafın da bir hikaye anlatma yeteneği vardır. Bu hikaye, hareketli görüntüler kadar güçlü olabilir çünkü fotoğrafçılar, izleyicileri tek bir kareyi derin bir şekilde incelemeye zorlayan karmaşık, çarpıcı ve nüanslı fotoğraflar oluşturma konusunda çok yetenekliler. 

Kendi erkekliğimle ve öz saygımla barışmak, bu saldırganlıkların üstesinden gelmeme biraz yardımcı oldu, ama asıl istediğim şey, çalışmalarımla daha geniş bir kitleye farkındalık kazandırmak ve bu konuda bir şeyler öğretmek. 

ABD’deki bu kimlik sorununun sadece Asyalılara özel olduğunu mu düşünüyorsunuz? 

ABD’deki tüm azınlık topluluklarının kimlik temelli sorunları olduğuna inanıyorum- bu sorunlar ırk/etnik köken temelinde farklılık gösterebilir, ama bence ortak deneyimimiz sömürgecilikten kaynaklanan bir ırkçılık sisteminin baskısı ile karşı karşıya olmak.  Bu konular hakkında ne kadar çok konuşabilirsek – sadece sanatta değil – o kadar çok insan kendi dışındaki insanların yaşadığı deneyimler hakkında empati ve anlayış geliştirecektir.

Görevinizin tamamlandığını düşünüyor musunuz? Bu bağlamda sizi bir daha ne zaman göreceğiz? Asyalı Amerikalı hikayelerin ve görüntülerin çok küçük bir arşivi var; daha fazla eser yaratmanın yanı sıra (“The All-American Part II”yi yaratma sürecindeyim) umarım katkılarım çalışmalarımın ötesine geçer- amacım diğer sanatçılara ve diğer Asyalı Amerikalılara bu arşive kendi yetenekleriyle katkıda bulunmaları için ilham vermek.  Asya karşıtı nefret ve ayrımcılık olduğu sürece işimiz asla bitmez. Aynı temaları görselleştirmenin ve işlemenin her zaman farklı yolları var; amaç nihayetinde görsel bir bolluk yaratmak- Asya-Amerikan topluluğundaki konuları ele alan o kadar çok çalışma yaratmalıyız ki, bu görseller çarpıcı olmaktan ziyade norm haline gelsin.

In Conversation with Sıla Sağlam