Dikiş dikenlerin parmakla gösterildiği bir dönemde bu yeteneğini en naif haliyle tasarıma dönüştüren Dilara, defter ve bez çanta gibi vazgeçilmez nesneleri dantel ve kanaviçe detaylarla zenginleştiriyor. Aklımızın bir yerine yer eden Arapça kelimelerden baskı yaptığı çantalarıyla gülümsetiyor. M A A D A markasının yaratıcısı Dilara’yı ve tasarımlarını yakından tanımak istedik..

Öncelikle seni tanıyalım dersek…

Merhaba, ben Dilara. Boğaziçi Üniversitesi Genetik mezunuyum. –evet, çılgın-10 yaşından beri örgü-dikiş-nakıştan oluşan bir çembere düştüm, bu konuda yaz aylarını birlikte geçirdiğim babaanneme çok şey borçluyum.  2 sene önce kendim için defter dikmeye başladım.

Bir dakika burada durdurmalıyım, Genetik? Ya da şaşırdığım kısım böyle sayısal bir insanın böyle özenli ve daha “cici” bir şeye yatkın olması mı olmalı?

Genetik okumaya başlamam, zaten sayısal okumalıyım çünkü matematik ve fizik yapabiliyorum mantalitesiyle başladı, ayrıca neden olmasın biyoloji zaten ilgi çekici bir şey dedim. Genetik başlı başına çok disiplinli ve düzenli çalışmayı gerektiren bir bölüm ve bunun izlerini yaptığım herhangi bir işte görebiliyorum.

Peki, M A A D A’nın ortaya çıkış sürecinden bahsedelim biraz.

Çoğu öğrenci gibi dönem başı kırtasiye alışverişlerini göz ardı edip sınıf arkadaşlarımdan topladığım kâğıt parçalarına not tutuyordum, sonra bunları bir oluklu karton parçasına dikerek ilk defterimi oluşturdum. İlk defterimle alakalı ‘nereden aldın?’ sorularıyla karşılaşınca bunu daha ciddi bir üretime dönüştürmeye karar verdim. Daha cici ve daha dayanıklı defterler üretmeye başladım üzerlerini de hali hazırda işlemiş olduğum dantellerle süsledim. Sonra da M A A D A doğdu.

MAADA ne demek peki? Beklenen soru geldi sanırım.
O bir başka(gülüyor). Arapça başka, ayrı anlamına geliyor. Burada yanlış anlaşılmaktan biraz korktum “Bakın bakın inanılmaz farklı bir şey yapıyorum” gibi bir çıkış noktam yoktu aslında, daha ziyade telaffuzu ve kısa bir kelime olması hoşuma gidiyor, sanki defterlerin masumiyetini simgeliyor. Söylenişi çok hafif ve saf, M A A D A?

İnternet sitenizde bez çantalar da gördüm, bu çantaların hikâyesi nedir?

Çantaları teker teker dikiş makinesinde dikiyorum, elimde olsa kumaşı da kendim dokuyacağım. Çantaların üzerine yazdığım sözcükler günlük hayatımızda kullanmadığımız fakat hepimizin kulağına bir şekilde çalınan, farsça ya da Arapça kökenli kelimeler. Ardında küçük bir tebessüm bırakıyor. Bebek Kış Şenliği’nde örneğin, çantaları standa asmıştım ve sıra sıra geçen herkes kelimeleri okuyup gülümsüyordu. Sonra bir kız “Aa Soneer! Bak bu çok senlikmiş!” diye “mamafih” yazılı çantayı arkadaşına gösterdi, bir şekilde insanları sevindirdiğini fark ediyorum bu kelimelerin.

Hem baskı hem de kanaviçe yapıyorsun çantalara bildiğim kadarıyla. Bu ikisi arasında seçimin neye göre oluyor?

Kanaviçeyi çok sevmeme rağmen çok zaman aldığı için sipariş üzerine çalışıyorum. Baskı için strafordan kendime kalıplar çıkardım, straforu elde hızlı ve pratik şekillendirebildiğimden daha sık kullanıyorum.

Bir kez daha el yatkınlığına hayran oluyorum , ben yine daha teknolojik ve kestirme yola kaçarak serigrafiyi düşünürdüm herhalde. Strafor bulmak, oymak biraz “Dilara” bir yöntem galiba?

Evet aslında, hatta ilk strafor almaya Arnavutköy’de bir nalbura gittiğimde nalbur da bana “Kış da yaklaştı tabii, izolasyon için mi?” diye sordu.  Patates baskı yapacağım diyebildim.  O an aklımdaki tek soru straforun boya tutup tutmayacağıydı.

Peki neden dikiş? Yani defter dikmek için mi dikişe yöneldin, dikiş bildiğin için mi defterleri dikerek üretmeye başladın? Zımba ya da en basitinden tutkal gibi şeyler kullanmayı neden tercih etmedin?

Dikişi defterlerden önce de biliyordum tabii, kendime göz kararı ölçülerle kıyafet dikerek geliştim diyebilirim. Defterlere gelince, kâğıdın üzerinde zımba ya da tutkal sevmiyorum, dikişli defter fikri daha samimi geliyor o yüzden hiç düşünmedim aslında zımbalayayım ya da yapıştırayım falan.

Evet aslında pek görmediğimiz bir konsept, defter hala var olmasına yani teknoloji vesairenin pek sona erdirebileceği bir şey değil sanırım, ama bu kadar özenli ve içten yapılmış defterler kaldı mı bilmiyorum, yani eskiden olurdu ya kullanmaya kıyamazdık ya da en sevdiğimiz ders için saklardık.. Sen ne düşünüyorsun günümüzdeki durumuyla ilgili?

Eğer biyolojik noktadan bakacak olursak bir şekilde elimizle yazdığımız bir şey, tuşlara ya da ekrana dokunduklarımızdan hem daha çok akılda kalıyor hem de konuşma ya da düşünmeden daha derine iniyor. Ben mesela eski defterlerime döndüğümde o günkü havayı, ortamı, kokuyu hatırlayabiliyorum, geriye dönüp okumak da ayrı bir keyif veriyor. O anki yazı tipim bile ruh halimi yansıtıyor diyebilirim, aceleci ya da rahat, özenli ya da çalakalem gibi… Defterlerim insanlara ulaştıkça düşüncelerini güzel defterlerde tertip etmek isteyenlerin varlığına şahit oluyorum. Güzel bir kâğıt insanı yazmaya teşvik ediyor gerçekten.

Birazcık üretim aşamasından bahsedelim, nasıl işliyor dikmek? Belli bir iş planın var mı mesela?

Bu süreç daha çok elimin altındaki malzemelere bağlı olarak gelişiyor. Şöyle bir kumaş parçasına bakıyorum, kağıt destesine bakıyorum, üç boyutlu halini gözümde canlandırıp parçaları birleştiriyorum. Deneme-yanılmadan çok hipotezi uygulamak şeklinde gelişiyor. Öte yandan bir de siparişler var, şöyle şöyle bir defter istiyorum diyenlere çok seveceğiniz bir kuaför gibi yaklaşıyorum. Şu kumaşı kullanırsak bu kartonu kullanamayız gibi. Tabii bir de İstanbul’da EMİNÖNÜ var. Fazlasıyla üretime destek olan bir semt. ‘Her şey’in bir arada bulunabildiği bir yer.

Pekâlâ, ileriye dair neler düşünüyorsun?

İstanbul’da çok güzel isimli sokaklarla karşılaşıyorum. Darüssaade Sokağı, Francalacı Sokak gibi mesela.. Bunun gibi sokak isimlerini çantalara baskılamak gibi bir projem var. Bu konuda biraz heyecanlıyım bu aralar.

Çok güzelmiş! Daha da heveslendirmeden nereden birer M A A D A edinebileceğimizi paylaş artık bizimle.
Şu an fiziksel olarak sadece Paris’te EN FACE Boutique’de bulabilirsiniz. Onun dışında online olarak www.mihera.com/maada ve www.maada.org sitesinde satışı sürüyor.