Yeni şeyler deneyimlemek ise söz konusu olan, kendinizi Ahmet Su’nun ellerine bırakabilirsiniz. Yaşadığı şehri bu denli iyi tanıyan insanlara rastladığımızda sorularımızın ardı arkası kesilmiyor! Ama bu sefer heyecanımızı arttıran; “Takeover Chef” isimli yeni projesi. Farklı lezzetler deneyimlemek için yeni mekanlar aramaktansa şeflerin sizin mekanınızda, size uygun menüler yaratmasına olanak sağlamak kulağa oldukça cazip gelmiyor mu?

İstanbul’a turist olarak gelen birine ilk ne önerirsin?

Ahmet Su: Her şeyin modası olduğu gibi, turistlerin de bir modası var! Yeni nesil turistlerin son yıllardaki modası sokak lezzetlerini keşfetmek. Bir şehrin kültürünü, dinamiklerini, yaşayış tarzını gözlemlemenin en iyi yolu bu çünkü. Benim de önerilerim bu yönde olurdu; Sirkeci’de bulunan Erzurum Cağ Kebab Ansel Mullins’in dediği gibi, ‘Bir etoburun rüyası.’. Karaköy’de bulunan Beşaltı Kirvem Tantuni ise bir diğer önerim. Yapılışı canlı olarak izlenebilen bu ufak mekandan mutsuz ayrılmak bir hayli güç. Son olarakta street food kültürünü, yerel malzemelerle sofistike dürümler haline getiren, Saint Michel’den ortaokul-lise arkadaşım Derin Arıbaş ve ortağı Kaan Sakarya’nin ev sahipliği yaptığı Basta! Steet Food Bar, turistlere önereceğim ilk yerler olurdu.

“Takeover Chef” fikri nasıl ortaya çıktı?

Ahmet Su:Son 5 senedir Istanbul’da turizm sektöründe, alternatif konaklama ve turlar üzerine yoğunlaştım. Son zamanlarda yaşanan üzücü olaylardan sonra, hepimizin malumu turizm zor bir dönemden geçiyor. Ama oturup ağlayacak halimiz de yok! Takeover Chef olarak bizim yaptığımız iş tam anlamıyla, “Şeflerin Airbnb’si”. İçinde onlarca şefin arasından kendinize uygun şefi ve menüyü seçiyorsunuz. Bu şeflerin çoğu, daha önce ismini duyduğunuz veya pişirdikleri restaurantlarda yemek yediğiniz şefler. Kendi takvimlerini internet sitemiz üzerinden yönettikleri için, ne kadar ve ne zaman çalışacaklarına kendileri karar veriyorlar.

Bu süreç tam olarak nasıl işliyor?

Ahmet Su: İnternet sitemizden online olarak, şefin profilini ve geçmiş deneyimlerine bakarak inceleyebiliyorsunuz. İlginizi çeken şeflerin bir çok menüsünden kendinize uygun olanı seçebilir, ya da size özel menü oluşturmasını isteyebilirsiniz. Şeflerimiz malzeme alışverişi yaptıktan sonra Karaköy’de bulunan hazırlık mutfağımıza gelir ve tüm ön hazırlıklarını tamamlar. Neredeyse tamamı İngilizce bilen tecrübeli garson(lar) ile, yemeğin sunulacağı yere 2 saat öncesinde varır. Yemek servisi bittikten sonra ise, pişirdiğimiz alanı da tertemiz bırakır. Eğer temiz bıraktığımızı düşünmüyorsanız, ertesi gün ücretsiz temizlikçi gönderiyoruz. Ve tüm bunları neredeyse dışarıda bir restoranda ödenen ücretlerde yapıyoruz. Şefleri evinize çağırabileceğiz gibi, isteğinize göre çok farklı konseptlerde karşınıza çıkabiliyoruz. Sizin için çok önemli bir iş yemeğini, boğazda bir otel odasında gerçekleştirebilir, ya da bahçe partinizi inanılmaz renkli hale getirebiliriz. Etkinlik alanları gibi yemek pişirmeye müsait olmayan yerler ise favorimiz. Yemek yaparken şartları göz önünde bulundurup ona göre hazırlık yapmak, ruhumuzu gerçekten besliyor.

Parantez açmam gereken bir hususta şu; özel bir gününüzde arkadaşlarınızı eve davet edip, tüm masrafları karşılamaya calışmanız çok nazik bir davranış. Ama dışarıda 10 kişi yemeğe gittiğinizde nasıl herkes kendi ücretini ödüyorsa, Takeover Chef’i çağırdığınızda da bu şekilde ödemek mümkün. Kendi evinizde bir davet gibi yapmaktansa, arkadaşlarınızla beraber bu deneyimi yaşayabileceğiniz uygun bir ev seçin ve herkes kendi parasını ödesin. Fiyat/performans olarak ne kadar başarılı olduğunu göreceksiniz. Dünyada paylaşım ekononimisi almış başını gitmişken,beynimizdeki kodlar yüzünden arkadaşlarımızla paylaşabileceğimiz bir çok zevkten mahrum kalıyoruz ki, çok yazık.

Peki projenin pop-up kısımı nasıl işliyor? Beklenmedik mekanlarda beklenmedik menüler üzerine çalıştığını biliyoruz.

Ahmet Su: Geçen hafta çok sevdiğim bir arkadaşımın Emirgan’da ki evini, tek gecelik bir pop-up restorana çevirdik. 40 kişilik bir katılımla gerçekleşen bu yemek, Cochine Restaurant’dan hatırlayacağınız Yeni Zellanda’lı Chris Maxwell ve George Hotel’in en parlak dönemlerine imzası olan Clarisse Müge Özden tarafından “French Asian Tasting Menu” olarak hazırlandı. Hazırlık aşaması tam bir delilikti, restoran açmaktan hiçbir farkı yok. Allahtan benim gibi deli şeflerle çalışıyorum da arıza çıkaran olmuyor. (Gülüyor) Gözlemlediğim kadarıyla onlarda restoran mutfağından çıkıp daha sosyal bir iş yaptıklarından gayet mutlu. Bir sonraki pop-up nerede ve nasıl olacağını konuşmaya başladık bile.

Menülerinize baktığında, “Bunu mutlaka tatmalısın.” diyeceğin lezzet ne olurdu?

Ahmet Su: Chris Maxwell’den Vietnam usulü dana carpaccio.

Günde kaç kahve tüketirsin?

Ahmet Su: 3.Kahveden sonra kalbimin sesini dinleyip duruyorum.

Müdavimi olduğun mekan?

Ahmet Su: Aheste Pera’nin öyle bir müdavimiyim ki, artık aileden biri oldum. Gerçekten meze denilince aklıma gelen ilk mekan. Ortaklarından Şef Sara Tabrizi’nin, Takeover Chef kimliğiyle evlerde bir kaç yemek yapmışlığı bile var. Aheste Pera’nın az ilerisindeki Baylo Bistro Bar ise tam bir mahalle barı. Tek bile gitsen çene çalacağın biri mutlaka bulunuyor. Kokteyller gerçekten başarılı, işletmecisi Batukan Kocaaydın herkesi evinde hissettirmeyi başarıyor.

Sosyal medyadan çıkardığın bir hayat dersi?

Ahmet Su: Twitter kullanıyordum ancak o kadar bilgi kirliliği varki, belli bir süre sonra beni paranoyaklaştırdığını farkettim ve hesabımı kapadım. Doğru bilgiye ulaşmak bu kadar zor olmamalı, komik ve trend olan şeyler ise zaten diğer mecralardan da karşınıza çıkartıldığından çok birşey kaybetmiyorum. Takeover Chef Instagram hesabında paylaşım yaparken ise samimi bir dille yemek fotoğraflarını ve hikayelerini anlatıyorum. Ve, gerçekten çok eğleniyorum.

Klasik bir Pazar gününde neler oluyor?

Ahmet Su: Pazar sabahı genellikle hangover kalktığım için, imdadıma Miss Pizza yetişiyor. Istanbul’un en bence iyi pizzası. Yatağın uzerinde sevdiğim dizileri izleyerek bir güzel gömüyorum! Günün geri kalanında ise iş düşünmemeye çalışıyor, miskinlik yaparak geçiyorum.