2011 yılında Merida, Meksika’da kurulan Taller de Arquitecture Contextual – TACO, sosyal alanlarla ilgili sorunların köküne inerek kreatif çözümler sunan bir tasarım ofisi. İşlerinin hemen hepsini Meksika’nın güney doğusunda üreten ofis, kentselden iç mekana peyzajdan mobilya tasarımına mimarinin her alanına el atmış durumda. Bünyesinde hem genç mimarlar, tasarımcılar inşaat mühendisleri barındırıyor hem de çözüm sürecinde çok büyük önem taşıdığına inandıkları nalbantlık ve halıcılık gibi iş kollarında çalışan insanlarla da sıkı bağlar kuruyor. İşlevsel ve sıradışı tasarımlarıyla hayranlığımızı kazanan ofisin kurucu mimarı Carlos Patrón Ibarra’a sorularımızı yönelttik.

Tasarıma nasıl başladınız? İlk etapta size motivasyon sağlayan şey neydi?

Küçüklüğümden beri eş zamanlı olarak hem zihnim hem de ellerimle çalışmama imkan veren her türlü şey ilgimi çekmiştir. Bir şeyler çizmeye, resim yapmaya ve dedemin marangoz atölyesinde küçük mobilya parçaları yapmaya çocukken başladım. Ergenlik döneminde ise binaların mekanları yapılandırarak insan hayatı için bir senaryo vazifesi görebileceklerini idrak etmeye başladım. Binaların transandantalizmi ile beraberlerinde getirdikleri bütün o tarih beni büyüledi. Ardından toplumları olumlu yönde etkileyecek çevreler yaratmak istediğimi fark ettim ve kendimi mimari dünyasında buldum.

Meksika kökenlisiniz. Tasarım üslubunuz bu kentten, kentin coğrafi koşulları ile kültüründen nasıl etkilendi?

Mimari tarzın keyfi, ya da ticari amaçlara hizmet etmek için geliştirilen bir üslup olduğunu sanmıyorum. Bana kalırsa tasarım üslubu, mimarın spesifik koşullara karşı çözüm üretebilmesi için çalıştığı bağlama dair (bu ister bir kent olsun ister başka bir ortam) karmaşık bir analiz ve derin bir algı geliştirmesinden doğar. Bu bağlam coğrafi koşullar ve kültür gibi maddi ve manevi faktörleri içerebilir. Böylelikle bizim pratiğimizin tasarım üslubu da içeriği ile yakın bir ilişki kuran metodolojimize bağlı olarak değişir.

Sizce “iyi bir tasarım”ın tanımı nedir?

Bana kalırsa iyi bir tasarım cevaba yönelik doğru soruyu bulmakla ilgilidir. Doğru cevaplar vermenin pek çok yolu olabilir ama bunların hepsi aynı anlama çıkmalıdır; bu da yalnızca doğru soruya ulaştığımız takdirde mümkündür. İyi bir tasarım aynı zamanda sade görünmelidir. Bu üretim sürecinin sade olduğu manasını taşımaz, ama nihayetinde öyleymiş gibi görünmelidir. Bu tıpkı akrobatların hareketlerini izlemeye benzer: Performans sade görünebilir ama bu sadeliğin arkasında uzun bir süreç yatar.

Fakat bu yeterli değildir… Daima tasarımı daha üst bir seviyeye taşıyan rasyonel olmayan bir bileşen bulunur. Ben buna ‘hissiyat’ diyorum. İyi bir tasarım, hissiyat ile beraber sanata dönüşür.

Sürdürülebilirlik ve görüntüye gelince; bana kalırsa ilki bir zorunluluk, ikincisi ise bir bakıma ilkinin yansıması niteliğinde. Bence bunları birbirinden ayrı kavramlar olarak ele almak iyi bir fikir olmayacaktır çünkü nihai ürünün özgünlüğünü kaybedeceği su götürmez bir gerçektir.

Tasarımınızın “vazgeçilmez öğeleri” neler?

Bizim uzmanlık alanımızı tabiat, önceden var olma, yerel kültür, tarihi meseleler, kullanıcı ihtiyaçları, mevcut malzemeler, prosedürler, inşa edilebilirlik, fizibilite, bakım, bellek ve duyarlılık vb. çok sayıda faktörü göz önünde bulunduran bağlamsal bir analiz olmaksızın hayal edemiyorum. Fakat bütün faktörleri uzlaştırma vakti geldiğinde, kullanıcılarımızın içinde yaşadıkları doğayı hissetmeleri ve takdir etmelerine olanak tanımak gibi arzularımız var. Bu nedenle yapının duvarlarını birbirine, şehre veya kamusal alana bağlayan özel “kamusal mekanlar” yarattık; bunları yaparken amaca hizmet etmelerini sağlamak için son derece özenli davrandık.

Bütün projeleriniz Meksika’da inşa edildi. Bunun sebebi nedir? Planlarınızda başka ülkeler de var mı yoksa yapılarınızı Meksika’da inşa etmeye devam mı edeceksiniz?

Burada çalışmayı seviyoruz ve elbette burada inşa etmeye devam edeceğiz ama yurt dışında çalışmaya da son derece açığız. Doğruyu söylemek gerekirse, henüz genç bir stüdyoyuz ve diğer ülkelerdeki kişi ve kuruluşlarla bağlantı kurmaya yeni yeni başlıyoruz. Tasarım yöntemlerimizin henüz çalışmadığımız kültürlerle kısa vadede nasıl birleşip kaynaşacağını görmek için hazırlıklı ve umutluyuz.

Son projeniz Casa Gabriela’dan biraz daha bahseder misiniz? Önceki projelerinizden farkı ne?

Casa Gabriela’nın benim için anlamı büyük. Mimarlıktan mezun olduğumda aldığım ilk iş buydu ve henüz yapılar hakkında çok az tecrübem vardı. Müşterinin önceliklerinin değişmesi nedeniyle inşaatı iptal edildi ve projeyi yeniden başlatabilmek 5 senemi aldı. 5 senelik deneyimlerim ve inşaat giderlerindeki artışlar nedeniyle daha sade ve bütünleştirici bir öneri sunma arayışındayken projeye sıfırdan başlama kararı aldım. Yeni projeyi geliştirme sürecimizin sonuna geldiğimizde ekibimle beraber Meksika’ya bir seyahat gerçekleştirdik; bu gezinin asıl amacı en çok hayranlık duyduğum mimarlardan biri olmasına rağmen o güne kadar yapılarını ziyaret etme fırsatı bulamadığım Luis Barragan’ın mimari mirasını tanımaktı. Bu gerçekten önemli bir tecrübe olmanın yanı sıra yalnızca yerinde öğrenebileceğiniz mimari bir ders niteliği de taşıyordu. İşimizin başına geri döndüğümüzde daha önceden bahsettiğim rasyonel olmayan etken üzerinde çok çalışmamız gerektiğini artık biliyordum: hissiyat. Önceki projelerden çıkarttığımız derslerle bütünleşen The Casa Gabriela projesi bu arayışın bir sonucudur. Bizim için pratiğimizin ilk döneminin manifestosu sayılıyor.

Sıradaki projeniz ne olacak?

Belirli müşterilerimiz için müstakil evlerin yanı sıra sırada birkaç çok amaçlı yapı var. Aynı zamanda küçük bir Yucatecan kasabası olan Espita’daki kamusal alanları geri kazanmayı amaçlayan birtakım ortak toplum projeleri üzerinde çalışıyoruz. Benim de kurucu üyelerinden olduğum, kâr amacı gütmeyen sivil bir kuruluş aracılığıyla da birkaç senedir Espita’da çalışıyoruz.