Bu yıl 26-29 Kasım arasında ikinci kez gerçekleşecek Paris’te Türk Sinemasıyla Randevu’nun Onur Konuğu Türkan Şoray, Ustalara Saygı kuşağında ise Yılmaz Güney var. Festivalin kurucusu ve başkanı Serap Engin’le festival öncesi heyecanlarını konuştuk.

“Sinema, ilk günkü vuruculuğundan bir şey kaybetmeden üretmeye devam ediyor, dünyaya aydınlık cümleler fısıldıyor. Böylece hayata tutunuyoruz. Bizler Roma veya Paris Türk Filmleri Festivali’ne hazırlanırken bavullarımıza filmlerimizi koyuyoruz. En çok da özlemini duyduğumuz barışın renkleriyle süslediğimiz sessiz manifestomuzu sürdürmeye devam edeceğiz” diyor Serap Engin. Bu yıl 26- 29 Kasım tarihlerinde Paris’te ikinci kez düzenlenecek Türk filmleri festivalinin kurucusu ve başkanı Engin, bu konudaki ilk kıvılcımın Ferzan Özpetek ile uzun yıllara dayanan dostluklarından doğduğunu söylüyor. “Ferzan’la aramızdaki fikir alışverişleri, beni sinema alanında daha farklı çalışmalar yapmaya yönlendirdi. Kendisiyle yıllardır konuştuğumuz, Türk sinemasının İtalya’da tanıtımına yönelik fikirlerimizi, 2011’de hayata geçirme kararı aldık. Böylece kısa bir ara verdiğim festival çalışmalarına da yeniden başlamış oldum” diyor. Engin, bununla 2005 – 2008 arasında Altın Portakal ekibiyle sürdürdüğü çalışmalarını kastediyor. O günden bugüne, bahsettiği kısa ara haricinde, bu sektörün en girişimci isimlerinden biri olan Serap Engin ve festivalinin bugün Paris’e uzanan hikayesi, ilk olarak Roma’da başlıyor aslında. “Çünkü kuruluşumuzun hemen ardından Ferzan Özpetek’in Onursal Başkanlığı’nda Roma Türk Film Festivali’ni başlattık. Beş yıldır Roma’da, iki senedir de Paris’te Türk Sineması ile ‘Randevu’yu gerçekleştiriyoruz. Sinemanın ışıkları Paris gibi büyüleyici bir şehirde sanki bir başka yanıyor gibi geliyor bana” diye anlatıyor.

Engin’e, geçen seneki ilk festivalin nasıl bir deneyim olduğunu soruyorum. “Uzun yıllar sektörde ve Roma gibi bir tecrübeyi yaşamış olmamıza rağmen, yine de amatör bir ruhla işe koyulduk. Geçen yıl Türk sinemasının 100. yılında, sinemanın doğduğu, Lumiere Kardeşler’in ilk gösterimlerini yaptıkları şehir olan Paris’te perdelerini açtığımız festival, bizim için tam da bu yüzden bir sinema buluşması olmanın ötesinde, çok daha büyük bir önem taşıdı. Onur konuğumuz ise Hülya Koçyiğit’ti. Champs Elysees üzerindeki UGC Normandie sinemasında yer alan festivalin açılışına Kelebeğin Rüyası ile Kıvanç Tatlıtuğ, Pek Yakında ile Cem Yılmaz ve ekibi katıldı. Geceyi sunan sevgili Pelin Batu’nun desteğini de unutamayız.”

Peki ya bu sene? Bu yıl neler bekliyor izleyicileri? “Bu sene yine Champs Elysées’de, ancak bu kez Gaumont Marignan sinema salonundayız. En çok heyecan duyduğumuz haberlerden biri, Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü almak üzere Türkan Şoray’ın bizimle olacak olması. Ayrıca oyuncunun başyapıtlarından Vesikalı Yarim (1968) ve Selvi Boylum Al Yazmalım (1978)’ı da göstereceğiz. Bu yılki Randevu’nun bir başka anlamı daha var bizim için: Türk sinemasını adeta bir kaldıraç gibi sararak toplumdaki mevcut sinema algısını değiştiren Yılmaz Güney, “Ustaya Saygı” bölümünde Yol (1982) ve Umut (1970) filmleriyle bir kez daha Fransız seyircisinin karşısına çıkacak. Festivalde “Yaşam Boyu Başarı”, “Ustaya Saygı”, “Panoroma” ve “Kısa Filmler” olmak üzere toplam dört bölümde 13 film göstereceğiz. Açılışı ise bu sene yabancı film dalında Oscar aday adayı olan, yönetmenliğini Kaan Müjdeci’nin yaptığı Sivas (2015) filmi yapacak. “

Fotoğraf: Tabitha Karp