Melisa Tapan ile olan yolculuğumuzu güneşli bir İstanbul gününe taşıyoruz; Gate 27’nin penceresinden yere süzülen gün ışığı; hafif bir rüzgar ; yeşil ve mavinin birlikteliği sanki her şey olması gerektiği gibi. Melisa; “Gate 27’de yapmaya çalıştığımız şey yaratıcı insanları bir araya getirmek, gerçekleştirebilecekleri değişime zemin yaratmak ve bir katma değer üretmek.” sözleri ile bu çatı altındaki naif ruhu özetlerken ekliyor; “Birbirimizden öğrenebilmeyi, birlikte hareket edebilmeyi önemsiyoruz.” Son zamanlarda en çok duymak istediğim şey tam da bu sanırım. İstanbul’dan Ayvalık’a uzanan rotası; konuk sanatçı programı ve sürdürülebilir bakış açısı ile Gate 27 sanat camiasına yeni bir var olma biçimini aşılıyor.

Sanat kelimesinin Melisa için karşılığı?

Sanatla, sanat eserleriyle ilk karşılaşmam çocukluk yıllarıma denk geldiği için aslında sanatı bir tür oyun alanı, yaratıcılığımı tetikleyen önemli bir unsur olarak görüyorum. Elbette aynı zamanda hayata başka gözlerle, yeni perspektiflerden bakmamı ve nefes almamı sağlayan, bana çok şey öğreten iyileştirici bir güç. 

Sanatla iç içe bir evde büyümek hayata bakışını nasıl etkiledi?

Yalnızca sanata değil, kültüre, eğitime ve filantropiye de önem veren bir ailede büyüdüğüm için bunlar erken yaşta benimsediğim ve bugün hala çok sahiplendiğim değerler oldu. Sanat dünyasıyla, yaratıcı insanlarla aynı havayı solumak insanın hayata bakışını dönüştürmesine, vizyonunu genişletmesine yardımcı oluyor. Bugün yaptığım işlerde, kendi yolculuğumda hala küçük yaşta edindiğim bu ilgi ve meraklar yol gösteriyor bana. Gate 27’de yapmaya çalıştığımız şey yaratıcı insanları bir araya getirmek, gerçekleştirebilecekleri değişime zemin yaratmak ve bir katma değer üretmek. Bunu yaparken de bireysel sanatsal üretimlerinin devam etmesinin yanında birbirimizden öğrenebilmeyi, birlikte hareket edebilmeyi önemsiyoruz. 

“Konuk sanatçı programı” pratikte ve teoride nasıl işliyor? Seni, sanatı bu perspektiften ele almaya yönelten ne oldu?

Konuk sanatçı programları, temelde sanatçıların fikirlerini gerçekleştirmelerini destekleyen, üretim için onlara zaman ve mekan sağlayan platformlara verilen bir isim ve bu başlık altında çok çeşitli yapılanmalar söz konusu. Benim sanat alanına bu noktadan destek vermeyi tercih etmemin sebebi ise üretim alanlarının ve karşılaşma zeminlerinin artmasına yönelik bir ihtiyaç olduğunu hissetmemdi. İlginç bir şekilde Türkiye’de bu tür programların sayısı az ve birçok sanatçının devamlı bir atölyeye sahip olma şansı yok. Diğer taraftan birçok sanatçı yalnız çalıştığı için disiplinler arası karşılaşmalar ve bunların doğuracağı ihtimaller, projeler doğmadan ölüyor. Gate 27 işte tüm bu gedikleri bir nebze olsun kapatmaya yardımcı olmayı hedefliyor. 

Gate 27 hangi motivasyonla hayatına girdi?

Böyle bir mekanı farklı yeteneklere sahip insanlarla paylaşma fikri ve motivasyonu, eğitim aldığım New York’ta ortaya çıktıysa da aslında son birkaç yılda edindiğim deneyimlerin ve gözlemlerimin bütününü içeriyor. Bu fikir sahip olduğum bilgi ve network kaynaklarını en iyi ne şekilde kullanabilirim sorusu ile daha da net bir şekil aldı. Ve sonunda farklı disiplinleri bir araya getiren, birbirinden ayrı üretim alanları ve modelleri arasında çapraz bağların kurulabileceği, farklı kültürlerin, pratiklerin bir araya geldiği ve yaratıcılığa dair çeşitli konuları dert edinen insanların buluştuğu, üretim yapabildiği bir mekan kurgusu ortaya çıktı. Kişisel olarak burada beni en çok besleyen şey ise sanatçıların üretim sürecine tanıklık etmek. Yani varılan hedef ya da ortaya çıkan üretimin kendisinden ziyade o yolculuğa şahit olmak. 

Gate 27’nin ekolojik sürdürülebilirlik konusundaki girişimlerinden bahseder misin?

Gate 27 olarak sürdürülebilirliği bir ‘sıcak gündem maddesi’ olarak değil, bir var olma biçimi olarak ele alıyoruz. Bu anlamda hem yapısal olarak sürdürülebilir alışkanlıklar edinmek, bunları geliştirmek ve Gate 27 ailesiyle paylaşmak gibi bir sorumluluk hissediyoruz hem de bu konu üzerine kafa yoran, teorik ya da pratik anlamda üretimde bulunan araştırmacıları davet ediyor, bu alanda değer yaratan kişilerin oluşturduğu iletişim ağını genişletmeyi önemsiyoruz. Son olarak, geçtiğimiz sene saha çalışanlarını araştırmacılarla bir araya getirdiğimiz; büyüme ve küçülme nosyonları ile tarım ve aksiyon temalarının tartışıldığı dört buluşma gerçekleştirdik. Gate 27’de ayrıca bir de permakültür bahçemiz bulunuyor.

“Gate 27 olarak sürdürülebilirliği bir ‘sıcak gündem maddesi’ olarak değil, bir var olma biçimi olarak ele alıyoruz. Bu anlamda hem yapısal olarak sürdürülebilir alışkanlıklar edinmek, bunları geliştirmek ve Gate 27 ailesiyle paylaşmak gibi bir sorumluluk hissediyoruz hem de bu konu üzerine kafa yoran, teorik ya da pratik anlamda üretimde bulunan araştırmacıları davet ediyor, bu alanda değer yaratan kişilerin oluşturduğu iletişim ağını genişletmeyi önemsiyoruz.”

Sürdürülebilirliğin etkisini bireysel olarak nasıl taşıyorsun, nelere dikkat ediyorsun?

Sürdürülebilirlik geçici bir akım gibi algılanmamalı, artık yaşayışımızı belli değerlere göre dönüştürmenin tam zamanı. Ben de ilk davranışsal değişime satın alma alışkanlıklarımla başladım. Bir şey almam gerektiğinde küçük, yerel üreticileri tercih ediyorum. Sürekli öğrenmeye çalışıyorum ve öğrendiklerimi mutlaka başkalarıyla paylaşıyorum. Gate 27’deki konuklarımızdan Nergiz Yeşil ile konuşmalarımız esnasında onun kullandığı “mümkün mertebe” ifadesini önemli buluyorum, çünkü bireylerden radikal değişimler beklemek gerçekçi olmayabiliyor, bu nedenle sürdürülebilir değişimleri adım adım yapmaya, yeni davranışlar geliştirmeye çalışırken kendime insaflı davranmaya önem veriyorum. Devamlılık uzun vadede bana daha anlamlı geliyor.  

Zanaatkarlık Gate 27’nin bir diğer odak noktası. Bu kültürel mirası geleceğe taşımak üzere nasıl bir motivasyona sahipsin?

Zanaat konusu master eğitimim sırasında üzerinde çalıştığımız Ekonomik ve Politik Gelişim başlığının bir parçasıydı. Daha sonra Gate 27’nin ilk konuklarından olan ve uzun süredir bu konuya kafa yoran Bilal Yılmaz ile Lydia Chatziiakavou ’nun Gate 27 Ayvalık’ta yaptıkları proje bizi bu konuda çalışmaya çok motive etti. Zanaatkarlık yalnızca ekonomik ve kültürel kalkınmanın değil, aynı zamanda sürdürülebilirliğin de bir parçası. Bu sebeple gelecek programlarımızın önemli bir başlığı olmaya devam edecek. Bilal ve Lydia’nın geliştirdiği Yaratıcı-Zanaatkar İşbirliği projesi kapsamında her sene bir sanatçıyı İstanbul’daki zanaat ustaları ile ortak çalışmak üzere davet edeceğiz.       

Gate 27 de sıradan bir gün nasıl geçiyor?

Gate 27’de “sıradan” günümüz pek olmuyor. Programımız dolayısıyla mutlaka bir hareketlilik içindeyiz. Her yeni sanatçıyla yeni bir konunun içine dalıyoruz. Burada bazen konu odaklı çalışmalar ya da toplantılar yapılıyor, bazen hep birlikte sergi gezileri yapıyoruz, kimi zaman da ziyaretçileri ağırlıyoruz. Her bir gün diğerinden farklı. Tek ortak noktaları buranın her seferinde tanıması ilginç kişilerin var olduğu ya da öğrenmesi ilginç konuların tartışıldığı bir alan olması. 

In Conversation with Duygu Bengi
Photography by Zeynep Özkanca