Doğanın sunduğu her şeyden etkileniyormuş izlenimi veren bir ruh olan Rajni Perera, siyasi görüşünü şahane bir tabloya dönüştürme gibi bir güce sahip. Göçmen kültüründen cinselliğe kadar pek çok konuya yer veren Rajni’nin renkleri kullanarak anlatacak çok şeyi var.

Çalışmalarınızla hiç karşılaşmamış birisine yaptığınız işi nasıl tarif ederdiniz?
Ben bir ressamım; başka bir yere ve zamana bir pencere açıyorum. Yaratma eylemi üzerinden gördüklerimi yansıtmaya çalışıyorum ki böylelikle diğerleri de aynı şeyleri görebilsin.

Ürettiğiniz serilerdeki bazı eserlerin başlıkları Sanskritçe isimleri çağrıştırıyor. Eserlerinizin isimlerini nasıl seçtiğinizden biraz bahseder misiniz?

Evet, Yoginis başlıklı serimde bulunan eserlerden birinin adı “Natarajasana”, bu bir yoga pozisyonunun ismi. Yoga pozisyonlarının isimleri aslen Sanskritçe. Yoga uygulamalarını batıya pazarlarken kullanılan egzotikleştirme ögesini biraz daha arttırmak istedim. Amma Sanskritçe değil ama Hindistan ile Sri Lanka’da “anne” sözcüğü yerine kullanılıyor. Chinnamasta ise özel olarak Kali tanrıçasının tezahürünü ifade ediyor.

Erkeklerin bunu fark etmesi pek kolay olmayabilir ama eserlerinizde kadınların gücünü arttıran, dile getirilemesi zor bir enerji var. Büyürken çevrenizde güçlü kadın figürleri bulunuyor muydu?

Maalesef büyürken çevremde onlardan pek fazla yoktu. Bu tür kadınlara duyduğum ihtiyaçtan ötürü üretiyorum. Ataerkil, kadınlara baskı uygulayan, sömürgecilik sonrası, kadınların kendi bedenlerinden, hatta gölgelerinden bile utandıkları bir ortamda büyüdüm.

Büyürken çevrenizde olmasını isteyeceğiniz türden kadınlardan biri olabildiniz mi peki?

Çok güçlü olmak daima benim içimde bir yerlerde saklıydı. Bazen potansiyelinizi gerçekleştirmek için kafesinizden dışarıya bir adım atmanız gerekir.

Sanatınızın bir alt metni var mı yoksa yoruma açık olduğunu söyleyebilir misiniz?

Sanat kuramlarından mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyorum. Bunların insanların yolunu kestiğini düşünüyorum. Kuramlar sanatı anlamaya yetecek kültürel birikimi olmayanları dışlıyor. Örneğin ortalama bir insana “Bu eserde Yoni’nin gücünün yanı sıra Vagina Dentata’nın mutlak tehdidini de anlayacağını umuyorum” dersem bu kavramlarla ilişki kuramayacağı için onu esere dair kendi hisleri ile düşüncelerinden soyutlayabilirim. Benim çalışmalarım çok farklı insanlara hitab ediyor; 3 yaşındaki kızım da, yaşıtlarım da, mezun olduğum üniversitedeki 60 yaşındaki profesörlerim de vermek istediğim mesajları anlıyor. Benim istediğim şey de bu zaten. Bir sayfa uzunluğunda açıklamalar yazmak istemiyorum, bu ilgimi çekmiyor.

Batı kültürüne kıyasla sizin kültürünüzde yaratıcılığa yaklaşım nasıl?

Kültürlerarası bir büyüme sürecim oldu, bu nedenle bahsettiğiniz bu dünyalar eriyip birbirine karışıyor ve ben bir bakıma her ikisinde birden var oluyorum. Sri Lanka’nın derinlere gömülü bir sömürge geçmişi var; bu nedenle sömürgecilerin yaydığı batı sanatları kültürünün bir versiyonuna epeyce uzun zamandır aşinalar aslında.

Asıl sormak istediğim her iki kültürdeki sanat algısına dairdi. Batı kültürünün genel anlamda sanata karşı daha açık ve destekleyici olduğunu söyleyebilir misiniz yoksa sizin kültürünüz de sanatsal üretimi takdir ediyor mu?

Doğunun kendisine dair algısı bazı durumlarda Batının Doğuya dair algısından kaynaklanıyor ve Doğu, kendisine dair bu Batılılaşmış algıyı tüketiyor. Bu esnada Batı dünyası ise kimlik bakımından yeni perspektifleri olan göçmenlerle doluyor ve bu kültür çarpışmasına eleştirel yaklaşıyor. Bu nedenle sorunuzu şu şekilde cevaplayabilirim: Sanatı birbirinden çok farklı biçimlerde değerlendiren iki kültür arasında büyüdüm. Sri Lanka zanaat geleneği olan bir ülke ve kendi sesi, dansı ve fikirleriyle zanaatkarlığın kökleri derinlere uzanıyor. Sri Lanka’da sanat geleneksel olarak herkesin beğenisine yönelik olsa da kast sistemi ile İmparatorluğun saltanatının etkisi yüzünden sanat yalnızca zenginlerin ulaşabildiği bir şey halini aldı.

Bugüne kadarki iş birliklerinizden biraz bahseder misiniz?

NORBLACK NORWHITE markasıyla bir iş birliği yaparak ürünleri Selfridges London’da satılan Mango Universe başlıklı, batik baskılı ipek giysilerden bir seri hazırladım. EarThee albümlerinin kapağı için Theesatisfaction ile iş birliği yaptım. Shabazz Palaces için bir grafik tasarlamak amacıyla boyutsal gezgin Nep Sidhu ile beraber çalıştık. Bugünlerde ise bir çocuk kitabı yayınlamak üzere lokal yazar Vivek Shraya
ile çalışıyorum; bir yandan da şahane bir lokal galeri olan Huntclub için Todd Westendorp’un eserlerinin küratörlüğünü yapıyorum. Yoğun günler anlayacağınız…

Çağdaş sanatın büyük bölümü onunla haşır neşir olanların %95’ine komplike geliyor.

Çalışmalarınızda kullandığınız renklere nasıl karar veriyorsunuz? Belli renkler sizde belli duygular uyandırıyor mu?

Ben bu şekilde çalışmıyorum. İşime soğukkanlılıkla yaklaşıyor, bir rengin diğerine oranı gibi şeyleri hesaplıyor, kompozisyonlardaki dengeyi gözetiyorum. Sanırım bilim kurgu ve fütürizm renkleri beni etkiliyor – soluk kromlar, doreler, kırmızılar, mücevher tonları… Steril bir zeminde bol miktarda siyah.

Modern sanatın “kafa karıştırıcı” olduğunu veya “anlaşılmadığını” düşünüyor musunuz?

Çağdaş sanatın büyük bölümü onunla haşır neşir olanların %95’ine komplike geliyor. Sanat okuluna gitmemiş veya 8 sene görsel kültür kuramı dersleri almamışsanız maalesef Batıdaki trendy sanat galerilerinde kendinize bir yer bulmanız mümkün olmuyor. Bu galeriler küratörlerin diğer küratörler ve yayınlar için küratörlük yaptığı mekanlardır. Bu galeriler özel olarak hiçbir eserin veya sanatçının dahafazla anlaşılmasını sağlamak gibi bir amaç gütmez. Çağdaş sanat değişim katalizörü olarak tesirsiz oldu ve elitist, entelektüel anlamda mastürbatif, gelişme kaydetmeyen bir hal aldı; bu yolda ilerlemeye de devam ediyor.

Size “Başardım!” dedirtecek bir zafer ne olurdu?

Hmm, kendi yolumda yürüyorum diyebilirim. Her sene uluslararası bir sergi açmaya başladım. Toronto’da kendimin ve başka sanatçıların sergilerinin küratörlüğünü yapıyorum. Böylelikle bu işler için gereken doğru insanları tanımasalar bile, sanatları en azından birileri tarafından görülmüş oluyor. Tabii bunca koşuşturmamın meyvesini biraz daha fazla toplasam harika olurdu, özellikle de Toronto’da.