Rafael Cemo Çetin, mücevher markası Rafael Indiana ile Bizans’tan Osmanlı İmparatorluğu’na, Roma’dan Yunan mitolojisine kadar yüzyılların sentezini altınla kaplıyor. Asırların hikayesi işinin ehli zanaatkarlar tarafından ustaca işleniyor ve ortaya insanın ruhuna fısıldayan mücevherler çıkıyor.

İsminden cisme dönüşmesine kadar Rafael Indiana’nın hikayesi nedir?

Küçüklüğümden beri altını hep sevmişimdir. Dünyada parlayan her şey beni hep büyülemiştir. Düşününce, dedemin heykeltıraş olması, küçükken bana Venedik antik para koleksiyonunu vermesi ve benim sürekli onlarla oynamamın hikayemin bütünüyle bağlantısı var.  

Küçük yaşlardan gelen altın merakım, bir çekim esnasında tanıştığım dövmeli, karizmatik, nevi şahsına münhasır bir adamla birleşince ise Rafael Indiana’nın hikayesi başlamış oldu. Tesadüfen tanıştığım bu adam, hayatımda daha önce hiç görmediğim yüzükler takıyordu ve beni yüzüklerin bambaşka bir tarihi boyutuyla tanıştırdı. Bana Kapalıçarşı’nın kapılarını açtı. Kendim için mücevher tasarlamaya başladığımda ise insanlar bu parçaları nereden aldığımı sormaya başladı. İşte o an fark ettim ki kendim için keyifle yaptığım bu şeyi bir işe dönüştürüp, insanlarla dünyamın bu kısmını paylaşabilirim.  

İsmin hikayesine gelecek olursak o da annemin en sevdiği Rönesans sanatçısı ile babamın en sevdiği Spielberg filminin birleşiminden geliyor

Aksesuar sözlük anlamıyla giysiyi bütünleyen unsur olarak kabul ediliyor. Senin tasarımların ise kendilerine atfedilen yan rolden çok uzak, insanın ruhuyla bütünleşecek başroller gibi görünüyor. Peki kıyafetleri kendi yörüngesinde döndürebilecek bu parçaların tasarım süreci nasıl gelişiyor?

Tasarımlarım için genelde antik Helenistik Roma dönem kitaplarından ilham alıyorum. Buna modern bir dokunuş ekliyorum. Saatlerce Kapalıçarşı’da taş seçiyorum ve ona göre tasarlıyorum. Sonra değerli taşlara mitoloji veya burçlarla ilgili bir sembol çizdiriyorum. Ürünlerimin hepsi el işi olduğundan ufacık bir taşa detaylı bir çizim yapmak çok uzun ve emek gerektiren bir süreç oluyor.

Koleksiyondaki her bir parça sanki yüzyıllardır var olan ve zaferden hezimete, ihtirastan intikama nice ana tanıklık etmiş hissi veriyor. Sayısız hikayesi varmış gibi görünen ve daha fazlasını yazmaya hazırlanan bu tasarımların hikaye anlatıcısı ilhamını nerelerden alıyor?  

En büyük ilham kaynağı benzersiz ve zengin kültürüyle bu ülke. Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış şehir İstanbul. O kadar zengin bir kültüre sahibiz ki aslında, bu tarihin güzelliğini değerlendirmek istiyorum. Mitolojik dünyada da sayısız hikaye ve ilham var. Herakles, Athena, Zeus, Poseidon, Adonis, Akhilleus, Aphrodite… Hepsine hayranım. Tüm bunlardan aldığım ilhamı altına veya değerli taşlara çevirmeye çalışıyorum.

Yaratıcılık sence insanın başına gelen bir şey mi yoksa edinilebilir bir vasıf mı?

Güzel soru. Bence ikisi de şart. Yetenek genlerinde olsa da kendini geliştirmek için çok çalışıp eğitmen lazım. Yani asıl soru hayatta yetenek mi çalışmak mı daha verimli… Daha çok çalışan her zaman daha çok ilerler.

İlk koleksiyonunun reklam filmi Aurea Somnia’da Rafael Indiana, bir kişinin olduğu ve olabilecekleri arasındaki bir geçit görevi görüyor. Tasarımlarınla ruhsal ihtişam arasındaki ilişkiyi anlatır mısın?

Bu film ile herkesin Rafael Indiana takarak asil hissedebileceğini göstermek istedim. Kim olursanız olun, toplumun normlarından çıkın ve olmak isteğiniz kişi olun. Asil ve zengin olmak banka hesabınızla ilgili değil, ruhunuzla ilgilidir. Gerçek ihtişam içten gelir.

Rafael Indiana için Bizans’tan Osmanlı İmparatorluğu’na, Roma’dan Yunan mitolojisine kadar yüzyılların sentezini altınla kaplıyorsun. Peki sen kendini hangi döneme ait hissediyorsun?

Rönesans Dönemi’ne, Roma İmparatorluğu’na ait hissediyorum. Mitolojik bir karakter olabilsem Perseus olurdum. Ya da Rönesans Dönemi’nde bir kont.

Geçmiş, şimdi ve geleceği hayatında nasıl konumlandırıyorsun?

Hep nostaljik bir insandım ben. Romantize ederim eski zamanları. 70’ler olsun, Rönesans Dönemi olsun… Ne kadar katılırsınız bana bilmiyorum ama hayat sanki eskiden daha güzeldi. Kıyafetler, filmler, müzik… Her şey daha samimi ve estetikti. Bunu markamda yansıtmaya çalışıyorum.

Aheste bir iş olan, biriktirilen deneyimle gelişen ve sürekli pratik yapmayı gerektiren zanaatkarlık, 24 saatte silinen hikayelerin hız sınırını aşan çağında aile yadigarı bir kavram olmaya mahkum mu?

Tüketim odaklı, ucuz ve commercial şeylerin daha çok ilgi çektiği bir dünyada yaşıyoruz. Ben ise bu hızda yavaşlamaya, kendi tarzıma sadık kalıp zevk sahibi, orijinal şeyleri zanaatkarlarla üretmeye ve bunu yaparken onlardan öğrenmeye çalışıyorum.

Kapalıçarşı kültürü senin için ne anlam ifade ediyor? Demli çaylar arasına sığan güzel anıların var mı?  

Kapalıçarşı benim için her şey. Olmasa markam olmazdı. 3 yıl önce keşfettim ve aşık oldum. İstanbul’da zaten sevdiğim pek bir mahalle yok. Kapalıçarşı bana yeni bir dünya açmış oldu. Onun cazibeli dünyasıyla tanıştım, kimsenin bilmediği mekanlara gittim ve işin ehlileriyle tanıştırıldım. Kapalıçarşı’nın enerjisi ve gizemi beni anında içine çekti. Her gün gide gele, esnaflarla çay kahve içe içe, baktım ben de esnaf olmuşum.

Rafael Indiana kendini mücevhere adayan tek eşli bir marka mı olacak yoksa farklı alanlarla da flört etme ihtimali var mı?

Şimdilik mücevhere odaklanıyorum. Belki bir gün kıyafete de yönelebilirim ama henüz konuşmak için çok erken…