Tasarım diliyle geçmişe, geleceğe ve pek tabii ki şimdiki zamana müdahale eden Paula Scher ile tasarıma nasıl adım attığından Pentagram’daki günlerine, dijitalleşen kültür ve sanat endüstrilerinden gelecek planlarına uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. Siz de bu keyifli sohbete davetlisiniz.

Tasarımcılığa nasıl başladınız? Bize bu süreci anlatır mısınız?

Philadelphia’da Tyler School of Art’ta İllüstrasyon ve Tasarım alanlarında eğitim gördüm. Okuldaki hocam Stanislaw Zagorski kariyerim için beni New York’a taşınmaya teşvik etti. Freelance illüstratör olarak çalışmaya başladım, çok fazla iş alamadım ve sonrasında Random House’da çocuk kitaplarının iç tasarımlarını yapmak için giriş düzeyinde bir tasarım işi buldum. Burada bir buçuk yıl çalıştıktan sonra patronum Herb Levitt başka bir reklam ajansına geçti. Yeni patron gelince büyük ihtimalle kendi asistanını isteyeceği için işimi kaybetmemden korktuğundan bana arkadaşı Ted Bernstein’ın art direktörlüğünü yaptığı CBS Records’ın PR departmanında bir iş ayarladı.

Her şeyin başlangıcı kimliklerdir.

CBS Records günleri nasıldı?

İlk olarak Cashbox, Billboard ve Rolling Stone dergilerinde haftalık olarak yayınlanan albüm reklamları için tasarımlar yapmaya başladım. Atlantic Records’ın art direktörü Bob Defrin tasarladığım ilanları fark edip beni Atlantic Records’a aldı. Atlantic’te yaklaşık olarak bir yıl çalıştım. Atlantic’te ilanlar ile albüm kapakları aynı departmanda tasarlanıyordu, böylelikle albüm kapakları tasarlamaya başladım ve bunların bazıları ödül kazandı. Atlantic’te bulunduğum sene CBS Records kapak departmanının head art direktörü John Berg beni yeniden işe aldı ve East Coast art direktörü yaptı. O zaman yalnızca 26 yaşındaydım ve yılda 150 albüm kapağının tasarım ve(ya) üretiminden sorumluydum. Sözleşmelere göre albümde yer alan bütün müzisyenlerin albüm kapağına onay vermesi gerekiyordu. Bu bazen 6 kişiden oluşan bir grup, menajerleri, grup üyelerinin eşleri ve arkadaşları anlamına geliyordu. Albüm kapağında ne olacağıyla ilgilenmeyen müzisyenler de vardı, genellikle cazcılar. Bazı menajerlerin ise inanılmaz derecede incelmiş zevkleri olabiliyor, parlak fikirler verebiliyorlardı. Tabii bunun tam tersi de olabiliyordu. Bahsettiğim olaylar 1970’lerde geçiyordu, müzik piyasası oldukça zengindi, biraz dejenereydi ve ortalıkta bol miktarda uyuşturucu vardı. Vahşi bir ortam hüküm sürüyordu. Sanat departmanındaki tasarımcıların hepsi son derece yetenekliydi. Uzun vadeli çalışmak için mükemmel bir ortamdı. 80’lerin ilk yarısındaki durgunluk döneminde ortam dağıldı. Plakların yerini onların dörtte biri boyutundaki CD’ler aldı. CBS Records’ta çalıştğım zamanlarda sıradan bir işim olduğunu düşünüyordum. Ne kadar şanslı olduğumun ayırdında değildim.

Pentagram’a katılma sebebinizi merak ediyoruz…

CBS Records’tan ayrıldıktan sonra bir süre freelance çalıştım, daha sonra da Terry Koppel adlı bir tasarımcıyla beraber Koppel and Scher isimli küçük bir tasarım şirketi açtım. Terry ile Tyler School of Art’tan tanışıyorduk. 1989 senesindeki Gulf War ekonomik durgunluğuna kadar yedi yıl beraber çalıştık. Terry aslında dergi tasarımcısıydı ama o günlerde dergi kalmadığı için sonunda işi bırakıp Esquire’da çalışmaya başladı. Ben de şirketi tek başıma yürütmeye devam ettim. 1990 senesinde Woody Pirtle bana gelip Pentagram’a katılmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Her ne kadar şahane bir fırsat olsa da bu geniş bir erkek grubunun içinde tek kadın olarak çalışacağım anlamına geliyordu.

The Metropolitan Opera ile New York City Ballet kimliklerinin tasarım sürecinden biraz bahseder misiniz?

The Metropolitan Opera yeni direktörü Peter Gelb tarafından adeta baştan yaratılıyordu. Peter benden kuruluşu modernize eden yeni bir kimlik tasarlamamı istedi. The New York City Ballet ile gerçekleştirdiğimiz proje de benzer nitelikteydi. Balede çoğunlukla kurucularından biri olan Balanchine’dan 20. yüzyıl eserleri oynansa da çağdaş eserlere de yer veriliyor ve bu nedenle yeni seyirciye ulaşmak istediler.

Scher’s environmental graphics for the New Jersey Performing Arts
Center’s Lucent Technologies Center for Arts Education (2000)
Peki kimlik tasarımı için gereken motivasyonu nereden buluyorsunuz?

Her şeyin başlangıcı kimliklerdir. Bir kurum, kuruluş veya örgüt kimlikleri aracılığıyla tanınırlık kazanır. Bir grafik tasarımcı için tasarım yapmaktan daha önemli veya enteresan bir şey yoktur.

Teknolojinin yaratıcı sektörler üzerindeki etkisini nasıl açıklarsınız?

Teknoloji bir tasarımı hazırlamak için gereken sürenin uzunluğunu değiştirdi ve belirli zanaat formlarını ekarte etti. Aynı zamanda bir müşterinin herhangi bir siparişini teslim almak için beklediği süreyi değiştirdi ve bir şey yapmak üzerindeki vurgunun bir şey yapmak üzerine konuşmaya geçmesini sağladı.

Günleriniz nasıl geçiyor?

Hafta içi tasarım yaparak ve toplantılara katılarak, hafta sonu ise resim yaparak.

Eşinizin de yaratıcı çalışmaları olduğunu duyduk. İş birliği yapıyor musunuz?

Eşim Seymour Chwast illüstratör ve tasarımcı, aynı zamanda Milton Glaser ile beraber Push Pin Studios’un kurucusu. İş birliği yapmıyoruz; ikimiz de kendi işlerimizle ilgileniyoruz.

Genç tasarımcılara ne öneriyorsunuz?

Dünyaya dair bir bakış açınız olsun ve çağdaş teknolojinin yaşam süresinin kısalığının bilincinde olun. Kendiniz için düşünebilirseniz iyi olacaksınız.

Çevresel tasarım kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çevresel grafikler kamusal alanlara yaşam ve karakter kazandırıyor.

İnsanlar sizin ilk kişisel serginize hayran oldu… Bütün bu başarı size ne hissettirdi?

Şanslı olduğumu düşündürdü.

Dijital medya dört yanımızı sarmış durumda. Tasarımcı olarak dijital dünya ile ilişkiniz nasıl?

iPhone’umu seviyorum ve e-postalarımdan nefret ediyorum.

Sırada ne var?

Daha fazla şey.