Avrupa’nın en çok ziyaret edilen şehri ve giden herkesin favorisi Paris’i dizilerde görünce heyecanlanıyoruz. Evinizde sıkılmış ve kendinizi Netflix’te dolaşırken “Ne izlesem?” diye bulduysanız birkaç önerimiz var. Birkaç saatliğine Paris’te gibi hissetmek ve özleminizi giderecek yapımlar için battaniyenizi alın, arkanıza yaslanın. İyi seyirler.

Midnight In Paris
Zaten büyüleyici olan Paris’i Woody Allen’ın romantik bakış açısıyla daha da çekici yapan film, zamanda yolculuk kavramını modern bir şekilde işliyor. Gece yarısından sonra tarihten birçok ünlü figürle Paris sokaklarında karşılaşan başrolümüz Owen Wilson, bir Amerikalının bir Fransıza yani Paris’e aşık oluşunu işliyor. Nişanlısı Rachel McAdams ile gelen Amerikalının hayatı ise Paris’ten sonra bambaşka yöne evriliyor. Gerek Fitzgerald, Hemingway ve Dali gibi karakterlerin işlenmesi gerekse kırmızı halıyı aratmayan ünlüler geçidi çoğu kişinin favorisi.

Amélie
Senaryosunun yanısıra müziğiyle kült yapımlar arasına girmeyi başaran Amélie, özellikle Montmarte yani Ressamlar Tepesi’nin olduğu kısımda geçiyor. Amélie’nin çalıştığı manavı görmek isteyenlerse Au Marché de la Butte adını haritaya yazabilirler. Metroyu kullanacaklar ise 12.hata binsin çünkü kör adamlı ünlü sahne Abbesses durağında çekildi. Birçok kişinin izlediğine eminiz ancak Paris’i görmek için bir kere daha izlemeye değer. Paris’in lüks hayatı yerine şehrin ekranda çok da rastlamadığımız bir tarafını gösteren film, sıradan olmayan bir kadının içinizi ısıtacak bir
hikayesini anlatıyor.

Les Intouchables
Lupin’den tanıdığımız Omar Sy ve François Cluzet’in başrolde oynadığı film gerçek hayattan esinlenilmiş. Engelli orta yaşlı bir adamın hayatına eğlenceli bir bakıcının girmesiyle eğlenceli ve dramatik bir hikayeye dönüşen film şehrin lüks taraflarını gösteriyor. Bunlardan en ünlüsüyse Saint Germain des Pres’de yer alan Cafe Les Deux Magots yani Cafe de Flore. Yüzyıllık kafe zamanında Victor Hugo, Ernest Hemingway ve Simone de Beauvoir gibi önemli yazarlara ev sahipliği etmiş. Her ne kadar uzun bir kuyruk beklense de bir kahve içmeye değer.

Lupin
Ünlü kitap karakteri Arsene Lupin’den esinlenen dizinin başrolünde Omar Sy’i görüyoruz. Türkiye’de geniş bir izleyici kitlesine sahip olan dizi, senaryosunun yanısıra Paris’in ünlü kent simgelerinin ihtişamını tekrar tekrar gösteriyor. Louvre Müzesi, Lüksemburg Bahçeleri ve Orsay Müzesi’nde birkaç sahnesi olan diziyi izlerken Paris’te turist olmak istiyoruz.

Before Sunset
Romantik film kategorisinin en bilinenlerinden Before Sunset, ünlü trilojinin ikinci filmi. Paris’te tekrar karşılaşan aşıkları Le Pure Café’de görmüştük. Bastille’in yakınında bulunan kafeye filmi sevenler oturabilir. Zaten çok sevdiğimiz filmi tekrar izleme bahanesiyle Paris Seine Nehri ile bir başka dedirtiyor.

Bonus: Emily in Paris
Senaryosu çok eleştirilip Fransızlar tarafından yanlış bir stereotipi yansıttığı için beğenilmese de canlı Paris görüntüleri çoğu kişinin izleme nedeni. Amerikalı bir kadının iş sebebiyle Paris’e gitmesiyle hayatı değişiyor, aşık oluyor. Fransızca bilmeyen birinin ülkede yaşadığı zorluklar bir nevi trajikomik. Yeni sezonu bu Aralık’ta çıkacak dizinin senaryosundan çok şehrin güzelliğini yansıtacağı için heyecanlıyız.