Bazıları güzelliklerinden, bazıları yaşam tarzlarından, bazıları zevklerinden, bazıları da inanılmaz derecede cool oldukları için ilham verici olabiliyorlar. Bazıları için de neden aramaya bile gerek kalmıyor. Natalie Joos bu son bahsettiğimiz gruba dahil bir isim. Muhtemelen onu Tales of Endearment blogundan ya da popüler kızları takip ettiğiniz için tanıyor olabilirsiniz ama bu hiç de yeterli olmuyor, değil mi?

Birçok insan moda endüstrisinde olmak istediğini iddia ediyor ama bu ortama uymak için kendilerine bir iş yaratma kapasiteleri yok. 2003’te kendi casting şirketinizi kurdunuz ve o zamandan beri güçlü bir şekilde ilerliyorsunuz. Yolculuğunuz nasıl gelişti?

Ben 10 yıldan fazladır Cast Direktörlüğü yaptım. 2010’da ekonomik kriz işimi vurdu ve 4 ay işsiz kaldım. O sırada zamanımı ve aklımı meşgul edecek yollar düşünmeye başladım. Vintage hakkında bir blog kurmak ve tasarımcılara ilham verme fikrim ortaya çıktı. Nisan 2010’da Tales of Endearment doğdu. 2012’nin sonuna doğru blog epeyce popüler ve öyle zaman alır oldu ki artık casting’e zamanım kalmıyordu. 2013’ten beri sadece Tales’e odaklandım. Şu an kitabım üzerine çalışıyorum, bir de vintage e-ticaret platformu kurdum. Sonraki hedef kendimi tamamen yeni bir hayata atmak için Los Angeles’a taşınmak!

Bir moda şovuna gittiğinizde modelleri ve kıyafetleri gözlemlemek arasında nasıl karar veriyorsunuz?

İlginç soru. Bu zor. Bazen seçmek zorundasınız. Ve bundan daha fazlası da var: olay sadece modeller ve kıyafetlerle bitmiyor. Ben bir fotoğrafçıyım ve her zaman en güzel görseli de çekmeye çalışıyorum. Oturduğum yerden güzel imgeler yaratmaktan zevk alıyorum. Telefonumla değil, bir Sony XR100-2 ile çekiyorum.

Bir iş için doğru modeli bulma anınızı anlatır mısınız?

Her zaman bir çekimin veya kampanyanın nasıl görünmesi gerektiğine dair önceden oluşan fikirleriniz oluyor. Dolayısıyla bazen o kutuya tam oturan modeli buluyorsunuz. Diğer zamanlarda da kabul ettiğiniz her kimse onunla konsepti yeniden yaratmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da bazen işin heyecanlı kısmıdı oluyor. Zor.

Tales of Endearment modada en etkili bloglardan biri olduğu halde ona yaşam stili sitesi demeyi tercih ediyoruz. Bu girişimi sizde ateşleyen neydi?

Sadece insanlara ve özellikle tasarımcılara internette, mağazalarda ve insanların dolaplarında ne kadar harika vintage parçalar bulunabileceğini göstermek istedim.

Kimsenin yapamayacağı şekilde desenleri ve renkleri karıştırıp eşleştiriyorsunuz. Belçika’da geçen çocukluğunuz stil algınızı nasıl etkiledi?

Aman, hiç de etkilemedi! Ben mutluluk hissiyle ve renklere duyarlı olarak doğdum. Lisede sivilcelerimin olduğu ve siyah deri ceketler giydiğim zamanın haricinde hiçbir zaman kasvetli bir insan olmadım. Belçikalılar genelde siyah giymeyi sever. Belki de bu yüzden taşındım. Çünkü bana göre değildi…

Dolabınızın önündeki günlük süreciniz nasıl? Kıyafetlerinizi özel davetler için o saniye mi yoksa günler öncesinden mi seçiyorsunuz?

Etkinlikler için genelde tasarımcılardan bir şeyler ödünç alıyorum. Eğer büyük bir olaysa, temalı bir partiyse, taleplerim için zaman ayırırım. Diğer zamanlarda dolabımdan seçiyorum. Orada bir sıkıntı yok zaten…

“Ben mutluluk hissiyle ve renklere duyarlı olarak doğ- dum. Lisede sivilcelerimin olduğu ve siyah deri ceketler giydiğim zamanın haricinde hiçbir zaman kasvetli bir insan olmadım.”

Sizin uzmanlığınız doğru modelleri doğru şovlarla eşleştirmek. Bir kişi casting dünyasında nasıl başarılı olur?

Bağlantılar! Hepsi bu. Bir beceri gerektirmiyor, sadece iyi bir göz, yenileri takip etmek ve ajanslar ve müşterilerle ilişkiler.

Sürekli yolda olmak ve düzenli olarak yeni yerlere seyahat etmek kariyerinizi ve zevklerinizi nasıl etkiliyor?

Seyahatlerim enerjimi arttırıyor ve merakımı tatmin ediyor. Ayrıca bana hakkında yazacak ve blog sayfalarımı dolduracak bolca konu veriyor. Bu da örneğin konaklama endüstrisindeki müşterilerin ilgisini çekiyor. Seyahat etmenin zevklerinizi değiştirdiğini düşünmüyorum, sadece genişletiyor.