Sinema sektörü cinsiyet kavramlarından bağımsız bir hale gelip, eşit haklar sağlanana kadar kadın yaratıcı ve yürütücülerin adlarının anılması gerekiyor. Beyoğlu’nun Emek, Atlas ve Alkazar Sineması ile büyüyen Müge Özen, sayıları her geçen gün artan kadın yapımcılarla projeler üretmeye devam ederken; edebi eserleri sinemaya uyarlayabilme hayaliyle başlayan yapımcılık hikayesini paylaşıyor.

Sinemayla ilişkin nasıl başladı?

Sinemayı çocukluğumdan beri severdim ama profesyonel olarak düşünmeye lisede başladım diyebilirim. Beyoğlu’nda büyüdüm ve okudum; Emek, Alkazar ve Atlas gibi en sevdiğim sinemaların dibindeydik. Lisedeyken kurduğumuz “Geleneksel Cuma Sinema Kulübü” ile okul çıkışı koştur koştur 16:15 seansına yetişir, çıkışta da bir yerlerde oturup hararetle filmi tartışırdık.

Yapımcı olmak senin için ne ifade ediyor? Bu kararı nasıl verdin?

Bu kararı radyo-tv-sinema okurken verdim. Aslında amacım hep sevdiğim edebi eserleri sinemaya uyarlayabilmenin bir yolunu bulmaktı. Yapımcılığa bunun için yöneldim. Yapımcı olmak benim için bir senaryoyu okuduğumda bir hayal kurmaya başlamak ve bunu gerçekleştirmek için gereken kreatif ve finansal araçları bir araya getirmeyi ifade ediyor.

“Bizim sektörün özellikle set kısmında halen karşısında muhatap olarak bir erkek görmek isteyen bazı birimler var. Neyse ki hem bağımsız hem de ticari tarafta kadın yapımcı ve de yönetmen sayısı son yıllarda gözle görülür biçimde arttı ve ağırlığımızı koyabilecek bir noktaya geldik.”

AC Film ve Solis Film maceranın başlangıcı nasıl oldu?

Üniversitenin ardından kurumsal şirketlerde film satın alımında çalıştım. Bu sayede yurtdışında pek çok festivale gittim, pek çok yapımcı, yönetmen ve şirket tanıdım. Bunlardan biri de yeni kurulmuş olan AC Film’di. Önce danışman olarak başladım; ardından 2011’de film alım satımını tamamen bırakıp şirketin bünyesinde uygulayıcı yapımcı oldum. 2015’te kendi istediğim filmleri, özellikle yurtdışı ortak yapımı arthouse projeleri hayata geçirebilmek için Solis Film’i kurdum. Şu anda her iki şirkette de yapımcı olarak proje üretiyorum.

Sinema sektöründe kadın olmanın zorluklarını paylaşır mısın?

İlk başladığımda özellikle sette kadın olduğum için ciddiye alınmadığımı çok hissediyordum. Ancak bu zamanla benim de süreci yönetmeyi öğrenmemle değişti. Bizim sektörün özellikle set kısmında halen karşısında muhatap olarak bir erkek görmek isteyen bazı birimler var. Neyse ki hem bağımsız hem de ticari tarafta kadın yapımcı ve de yönetmen sayısı son yıllarda gözle görülür biçimde arttı ve ağırlığımızı koyabilecek bir noktaya geldik.

Sektörde nasıl değişikliklere ihtiyaç olduğunu düşünüyorsun?

Aslında pek çok alanda boşluklar var. Özellikle yaratıcı ekip ve oyuncu telifleri ile bağımsız yapımcıların ayakta durabilmesi için bazı düzenlemeler gerekiyor. En büyük problem ise fonlama. Şu anda arthouse da olsa ticari de olsa suya sabuna dokunmayan projelere daha kolay destek çıktığını görebiliyoruz. Bu da aynı konularda filmler yapılmasını ve bir tektipleşmeyi beraberinde getiriyor.

Türkiye’de film yapmak daha da zorlaşacak mı? 

Hem evet hem hayır. Şu anda HBO, Disney + gibi sermaye sahibi şirketlerin Türkiye’ye girmesi, Netflix ve BluTV’nin filmlere yatırım yapması gibi güzel gelişmeler var. Ancak yine de bağımsız yapımcılar için çember giderek daralıyor. Finansman için gidebileceğimiz yerli mecraların azlığı ve belli tipte projelere destek verilmesi yaratıcılığı da olumsuz etkiliyor.

Festivaller hakkında ne düşünüyorsun? Lobicilik ne oranda söz konusu?

Festivalleri seviyorum, çünkü benim için dünyanın dört bir yanından tanıdığım insanlarla buluşma ve sektörde neler olup bittiğini konuşma fırsatı sunuyor. Filmleri genelde festivallerde değil sonrasında izliyorum. Lobicilik tartışmalı bir konu. Aslında dünyada arthouse film sektörü oldukça küçük, herkes bir noktadan sonra birbirini tanıyor. Festivallerin artistik direktörlerinin kendi bakış açıları oluyor. Bu nedenle henüz filminizi çekmeden ortak yapım marketleri sayesinde filminizi ve kendinizi bilinir kılmak çok önemli bir hale geliyor. İşin bu kısmının yaptığınız film kadar self-marketing ile ilgili bir boyutu olduğu yadsınamaz. Şu anda film yaparken yapımcı ve yönetmen olarak kendinizi ortaya koymak zorunda olduğunuz bir süreçten geçeceğiniz gerçeğini kabullenmeniz gerekiyor.

“Sektörün geldiği noktada evde senaryo yazarak film çekmeyi beklemek mümkün değil. Görünür olmak zorundasınız.”

Proje belirlerken nelere dikkat ediyorsun? Yaratım süreçlerine dahil olur musun?

Proje belirlerken en önemli kıstas karşımdaki yönetmenle aramda uyum olması. İkimizin de kafamızda aynı projeyi gördüğümüzden emin olmam gerekiyor. Bu uyumu yakalamak çok önemli, zira bu neredeyse 3 yıl sürecek yapım serüveninde birbirimize karşı yapıcı ve anlayışlı olmak, birbirimizi geliştirmek zorundayız. Aslında evliliğe benziyor. Tercihim genellikle kadın yönetmenler ve şehir hikayeleri yapmak yönünde. Yaratım sürecinde güvenebileceğim yönetmenlerle çalışmaya özen gösteririm, yaratıcı alanında ona özgürlük sağlamayı seviyorum. Ancak her senaryo draftı üzerinde elbette konuşuyor ve projeyi birlikte tasarlıyoruz.

Yapımcılık yapmak isteyenlere neler önerirsin?

Film alım satımı yaparken edindiğim bir deneyim var. Benim işim çekilmemiş yabancı ve yerli film senaryolarını okuyup, arkasındaki yaratıcı ekibe bakıp o filmin nasıl olacağını değerlendirmek ve filmin haklarını satın alıp almamaya karar vermekti. Bu bana bu alanda çalıştığım yıllar boyunca belki 100’ü aşkın filmin önce senaryosunu okuyup ardından filmi görme imkanı verdi. Kimi zaman beklentimin üstünde çıkan filmler oldu; bazense hiç kafamdaki gibi çıkmayan filmler… Bu sayede senaryo ve proje dosyası değerlendirme konusunda tecrübe edindim. Yapımcı olmak isteyen herkese tavsiyem online olarak bulabilecekleri bilindik film senaryolarını okuyup ardından filmi seyretmeleri. İyi olan neler, neler işliyor, neler işlemiyor, film gişede ve festivallerde nasıl iş yapmış, finans kaynakları ve bütçesi neymiş… Tamamen internetten yapabileceğiniz bu çalışma ile önünüze gelen bir film projesine çok boyutlu bakmak konusunda tecrübe edinebilirsiniz.

Eşinizle birlikte çalışmak iş ilişkinizi nasıl etkiledi?

Aynı ideali gerçekleştirmek için birlikte çalışmak ve zorlukları birlikte göğüslemek elbette çok güzel. Aklımıza gelen bir projeyi heyecanla birbirimize anlatmak, fikir üretmek ve iş konusunda gelecek planları yapmak bizi mutlu ediyor. Ancak gerginliği de bol oluyor. İşle ilgili tartışmalar bir anda kişiselleşip “Sen de çoraplarını yere atıyorsun ama” şeklinde başka bir yöne sapabiliyor. Yıllar içinde ikimiz de kendi alanımızın sınırlarını çizerek daha uyumlu bir tempo yakaladık.

İlk filmini çekmek isteyen ve yapımcı arayan yönetmenler için tavsiyelerin neler?

Bence bir ilk filmini çekecek yönetmenin yapımcı bulabilmesi için çalışılabilir, esnek ve sektörün farkında olması gerekiyor. Sektörün geldiği noktada evde senaryo yazarak film çekmeyi beklemek mümkün değil. Görünür olmak zorundasınız. Festivallere, sektörel market ve panellere katılmak, buralarda yapımcılarla ve başka yönetmenlerle tanışmak için networking yapmak gerekiyor. 

Örnek aldığın ve işlerini takip ettiğin kadın yönetmenler kimler?

Andrea Arnold ve Jane Campion favorilerim.

Dijital platformlardaki yeni işler hakkında ne düşünüyorsun?

Bence iyi bir başlangıç yaptık. Arada pek beğenmediğim, prodüksiyon kalitesini yetersiz bulduğum işler de var ama sinemada gördüğümüzden daha çeşitli, daha cesur ve daha deneysel işler olması sevindirici. Bu da mecranın sağladığı finansman ve özgürlük sayesinde mümkün oluyor elbette. Netflix’teki yerli içerikler özellikle teknik açıdan sektör olarak neler yapabileceğimizi görmek adına beni memnun ediyor.

”Keşke yapımcılığını yapsaydım.” dediğin bir proje var mı?

Call My Agent

Hangi film seni çocukluğuna götürür?

80’ler ve 90’lar sineması benim için çok özel. “Ghostbusters”, “Back to The Future” serisi, “Who Framed Roger Rabbit”, Türkiye’den “Uçurtmayı Vurmasınlar” ve “Teyzem” gördüğüm anda beni çocukluğuma ışınlar.

Kafanı dağıtmak için ne yaparsın?

Bestseller polisiye okurum ve Netflix’teki berbat dating showları izlerim. Bir de “RuPaul’s Drag Race” bağımlısıyım.

Çalışırken en çok dinlediğin şarkı?

Çalışırken kesinlikle sözlü müzik dinleyemiyorum. Spotify’da Soft Jazz Playlist’i benim ofisteki arka planım.

Seni en çok ne gülümsetir?

Oğlum

Senin için sırada ne var?

Hikayesi de bana ait olan bir dizi projesi ve ilk filmini yapacak yönetmen-yapımcıları hedefleyen bir eğitim programı.