Bize serginin başlığına dair düşünce sürecinizden bahseder misiniz?

Aslında başlık konuşmalarımızda da bahsettiğiniz gibi Virilio’nun The Administration of Fear metninden geliyor. Kitapta Virilio iletişim ve bilgi hızının içinde toplumların bilgi olaylarına duygusal olarak nasıl tepki verdiklerini anlatıyor – bundan ”duygular toplumu” olarak söz ediyor. Ana referans buydu; ancak ben özellikle onun hız ve toplumu birbirine bağlayan korku arasındaki ilişkiye odaklanışıyla ilgilenmiyorum. Bu, onun her zamanki yürütücü mesajı.

Ben ”emotion commune” başlığımla farklı yaşam biçimlerinin -sadece teknolojik rejimin altında tek bir yaşam biçimi değil- özgürlüğü ile gelen her türlü etki ve duygular çevresinde bir araya gelmenin olasılığını canlandırmak istedim.

Kusursuz bir iletişim çağında yaşıyoruz, bir sanatçı olarak işleriniz modern zamana nasıl yansıyor?

Şimdiden kaçmak oldukça zor.

Dünyanın farklı akıllı şehirlerini başlık olarak kullandığınız şeffaf resimlerinizle ışık yerleştirmeniz arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

11R Şovundan:

“Galeri duvarlarına yerleştirilen spreyle süslenmiş Furniture Art serisi bu materyal gerginliği sürdürüyor. Akrilik kabından püskürtülmüş sis boya kendini tam görünürlükten saklarken ışığı ve sergi alanındaki nesneleri yansıtan mat bir yüzey oluşturuyor. Resimler adeta renklerle dolu bir dip akıntı oluşturup yüzeyin altındaki yere bir bakış atarcasına eğim gösteriyor. Ortama dair bu yeni serideki her parça altbaşlığını uzak bir mekanın adından alıyor – ulaşılamayan, kazınamayan ve daha bilinmeyenin somutlaşması.”

Tweetleri ışığa çeviren dil programını nasıl kullandınız ve hangi renk şemalarını kullanacağınıza nasıl karar verdiğiniz?

Kullandığım özel metin sistemi çok katmanlı bir duyarlılık analiz programı. Duyarlılık analiz programı metni okur ve tahmini bir düşünce içeriği üretmek için bir algoritma kullanır. Benim sistemim bir metnin (bu durumda belli coğrafyalardan gelen çok dilli tweetler) duygularını dilbigisel yapısına göre tahmini olarak anlayıp zıt kelimeleri analiz eden sözcüksel bir algoritma uyguluyor. Program kısa metinlerdeki olumlu ve olumsuz duyguların gücünü tahmin ediyor, hatta resmi olmayan dil için bile yapabiliyor. Kısa sosyal ağ metinleri için insan düzeyinde bir tutarlılığı var.

Bu duygu analizinin belirlediği duygu derecesi benim seçtiğim iki renkle bağlanan ışık yoğunluğu değerine devroluyor (bir pozitif renk ve bir negatif renk).

İstanbul ve New Songd arasında bir diyalog oluşturmaya nasıl karar verdiniz? Eski ve basit teknolojik bir altyapıya sahip olan bir şehrin daha modern ve az nüfuslu New Songdo gibi bir yerle yarışabilmesi mümkün mü?

Benim bakış açım ve sergi teknolojik yarışla değil (bu oluşturulmuş bir anlatı) ama her mekanın, şehrin ve vatandaşın bağlantı, kontrol ve sayısallaşmanın zorunlu teknolojisiyle alakalı. Bu zorunluluk her şeyi teknolojileri ile entegre etmeye çalışıyor –buna yeni ve eski şehirler de dahil– ayrımcılık yapmıyor, onun yerine her şeyi (örneğin mimari ve insanlar) bağlantısal mantığı ve teknolojisiyle entegre ediyor. Büyük planlı Songdo bu zorunluluktan yola çıkarak inşa edilmiştir – İstanbul yeni ve zeki yaşayan bir şehir laboratuarı olarak bu entegrasyon sürecindedir. Daha önemli olan soru ise bu bağlantısal zorunluluğun gerekçelerinin ne olduğudur. Yaşam kalitesi? Kimin kalite tanımı? Hangi amaçlar için? Kimin için? Kim kaçıyor?

Bu ay Art Basel’de sunulacak, Three Star Books tarafından yayınlanan yeni kitabınız Negative Entropy’den biraz bahseder misiniz?

Kurmak istediğim bir diğer ilginç bağlantı ise Emotion Commune sergisinin İstanbul Manifaturacılar Çarşısında, kumaş üretiminin derin bir tarihe sahip olduğu bir ülkede ve Istanbul Kumaş Pazarında oluşu.

Negative Entropy tekstil işleri serisi kumaşın materyal tarihindeki kesişmeleri inceliyor, özellikle de jacquard dokuma tezgahı bilgisayar için bir prototip sayıldığından – tekstil ve dijital arasında bir bağ var. Günümüz soyut ve somut endişelerine vurgu yapan türden bir bağ.

Tajima’nın Negative Entropy tekstil işlerinin konusu endüstriyel Jacquard dokuma tezgahları ve bilgi ekonomisinin ana yapısını oluşturan bilgisayar veri merkezlerinin fabrikalarından oluşuyor. Her eser, alan kayıtlarından oluşuyor ve dijital olarak dönüşmüş bu görüntüler fiziksel olarak Jacquard kumaşı üreten bir dokuma tezgahında yorumlanıyor. Farklı süreçlerden ve ellerden geçen bu kumaşlar endüstriyel bir Jacquard tezgahında dokunuyor, bu da kitlesel otomatik teknolojilerin öncüsü ve bilgisayarın prototipi olarak görülüyor.

Ayrıca Basel’de Negative Entropy duvar eserlerini de sunacağım.

Röportaj : Robbie-Lee Valentine