Mehmet Turgut’un duvarına astığı tek kare Koza sergisinin de çıkış noktası olan, 4 açıdan bir kozanın açılımını gösteren bu fotoğraf. Şu sıralar Gallery İlayda’da gösterimde olan ve herkesi şaşırtan yeni serisi için “Bu iş 11 sene önce 4 parçalı olarak başladı. Kafamın en karışık olduğu dönemlerdi” diyerek yorumladığı olan kareyi, Ankara’dan ilk geldiği zamanlarda fotoğraflamış. O zamanlar bir gün belki devam ederim diye düşündüğü bu fotoğraf serisi, yeni sergisi için bir arayışa girdiğinde çıkmış Mehmet’in karşısına ve 4 farklı model ile çalışmalara başlamış.

Ortaya çıkan işler alışılagelen Mehmet Turgut tarzının uzağında; “Herkes benden daha amorf işler beklemiyordu tabii… Yine bağıran çağıran, kan fışkıran işler bekliyordu. Sanırım böyle birşeyle karşılaşınca benim de 40’lı yaşlarda olduğumu ve fotografik olarak olgunlaştığımı anladılar.” diyor. Ama üç gün sonra delirip alev üfleyen fotoğraflar da çekebileceğini belirtiyor “Sağım solum belli olmaz” sözleriyle…

“Herkes gibi ben de bir dönem, kadınları anladığımı düşünüyordum ama bir yerden sonra diyorsun ki bir erkeğin bir kadını anlama olasılığı yok. Çünkü o başka bir metabolizma; sonuçta doğuruyor, senden farklı düşünüyor, senin önemsemediğin herşeyi önemsiyor. Senin önemsediklerini önemsemiyor.” “Onu anladığım noktada zaten bir kadının estetik fotografları üzerinden ilerlerdim. Anlamadığım için bu seri ortaya çıktı.’’ Seri, Mehmet’in on yıl içerisinde yaşadığı ilişkilerin ve kadınlarla olan travmatik durumundan çıkan imgeleri realize ediyor. Mehmet sergiyi hayatına giren kadınlardan doğan bir Rorscharch Test’i olarak ve en açık haliyle özetliyor: “Hayatıma çift karakterli kadınlar girdi, beni çok seven ama benim sevemedeğim, beni sevdiğini sanan ama aslında beni sevmeyen çok farklı kadınlar oldu. Bu imgeler de onların zihnimdeki görüntüleri.”

Mehmet fotoğraf ile fotoğrafçı arasındaki yolculuğa karışamayacağımızı, o yolculuğun kendi kendine yaşandığı zaman eşsiz sonuçlar doğurduğunu söylüyör. “Benim, fotoğrafı duvara asana kadar yaptığım kimi ilgilendirir? İstediğim her şeyi yapabilirim. Sen Van Gogh’un kullandığı boyaya karışıyor muydun?”

Ankara’daki stüdyosundan bahsetmeye başlıyor; Andy Warhol’un Factory’si gibi renkli bir dünya yaratmış kendisine. Cüceler, dansçılar, vücut boyayanlar… “Orada her şey daha naifti, dürüst bir şehirdi. Orada bir şey yaptığında herkes biliyordu ki, sen onu sanat için yapıyorsun. Burada kırk kere düşünülüyor herşey. Acaba beni kullanacak mı? Para kazanacak mı? Çünkü burası İstanbul ve kimsenin kimseye güveni yok.” “Şöyle bir problem var. Türkiye’de fotoğrafçılık okuyan ya da bu işi yapan herkes moda fotoğrafçısı. Çünkü oradaki dünyayı istiyorlar. Güzel kızlar, makyajlar, saçlar… Popüler kültürün cazibesine kapılma ya da hızlı ilerleme, nasıl bakarsanız bakın, çabuk elde etmeyi isteme hali hakim. Eskiden işini iyi yapıp tanınırdın, şimdiki jenerasyon önce ünlü olmak sonra işini iyi yapmak istiyor.” diyor.

Mehmet Turgut’un bir de Türkiye’de fotoğrafçılığı anlatma gibi bir misyonu üstlendiği açık; üniversitelere gidiyor, televizyon, radyo programı yapıyor, genç fotoğrafçılara daha fazlası nasıl yapılırı gösteriyor, anlatıyor. En önemlisi cesaret veriyor.

Sosyal medyadaki fotoğraf çılgınlığını sorduğumda “Kendimi muz dolu bir havuza düşmüş bir maymun gibi hissediyorum. İyisi, kötüsü, çirkini, güzeli, komiği… Sıkılmıyorum, benim hayatım fotoğraf.” diyor ve ekliyor: “Bir de insanların bu kadar fotoğraf çekmesi de hoşuma gidiyor. Başta ‘Ben de yaparım, ne var?’ diyen o kişiler, şimdi işin öyle olmadığını görüyor ve ekstra saygı duyuyor.”

Anlata anlata bitiremediğimiz Koza serisi, 15 Mayıs’a kadar Galeri İlayda’da gösterimde olacak. Mehmet için ise Mayıs ayı biraz yoğun, 10 üniversiteyi 10 farklı sanatçı ile gezeceği ve şanslı iki öğrenciyi saçı ve makyajı ile bir fotoğraf çekimine hazırlayacağı “Falan Filan Kampüste” turuna hazırlanıyor. Ya sonra, diyorum, öğrenciler için bir atölye hayali var mı? Mustafa Seven’le bir fotoğraf atölyesi projesi üzerinde çalıştıklarını müjdeliyor. Sokak ve stüdyo fotoğrafçısını birleştirecek bu projeyi “tam bir emeklilik projesi” olarak yorumluyor ve gülüyor.

Fotoğraf / Photography: Fora Norman