Lucy the Confused Girl ile Vice Magazine aracılığıyla tanıştık. Dergide her hafta yayınlanan, Lucy adında dalgın ve umursamaz bir genç kızın başından geçenlere odaklanan bu çizgi roman hem hikayesi hem de çizim tekniğiyle görür görmez, bizi kendine çekti. Serinin ana kahramanı Lucy, her ne kadar sıra dışı arkadaşlara (bir kaplan ve bir uzaylı) sahip olsa da, günlük hayatında yaşadığı deneyimleri oldukça tanıdık geliyor. Bir karavanın içinde beraber yaşayan üçlünün atıldıkları maceraların anlatıldığı bu harika serinin arkasındaki genç ve yetenekli isimle, Akvile Magicdust’la sohbet ettik.

Biraz kendinden bahseder misin? Çizmeye nasıl başladın?

Litvanya, Vilnius’ta yaşayan bir illüstratör ve çizgi roman sanatçısıyım. Her gün çizim yapmak dışında kaykaya biniyorum, hayal kuruyorum ve elimden geldiğince stüdyo dışında da bir hayat sürmeye çalışıyorum. Simli şeyleri, pembeyi ve güneşi çok seviyorum.

Ben de sanırım herkes gibi çocuk yaşta çizim yapmaya başladım. Tek fark büyüdüğümde bırakmamış olmam ve artık benim için gerçek bir meslek olması. Bunun için her gün minnettarım.

Kendi online dergini yapmayı hep düşünmüş müydün?

İlk elektronik dergimi 17 yaşımda, arkadaşlarımla çıkarmıştım. Çok doğal gelişti çünkü halihazırda yaratıcı insanlarla takılıyordum; kimi fotoğraf çekiyordu, kimi yazıyordu, kimi de çiziyordu. O dergi için Other adında (nam-ı diğer Troy Lovegates) Kuzey Amerikalı bir sokak sanatçısıyla röportaj yapmıştım. O dönemde benim için büyük bir ilham kaynağı olmuştu. Fark ettim ki arkadaşlarla yaratıcı bir şeyler yapmak da bir tür sohbet ve etkileşimdi.

Lucy the Confused Girl fikrini nasıl buldun, karakterlerin yaratım süreci nasıldı? Vice’le iş birliğin nasıl başladı?

Kaykaya binerken bacağımı kırdım ve çizim yapıp hayal kurmak için fazlaca zamanım vardı. Ben de çizimlerimden bazılarını Vice’ın Sanat Editörü Nick Gazin’e gönderdim ve beğendiğini söyledi. Benim için oldukça zor bir dönemdi. Birkaç ay yalnızca evde oturup deli gibi çizim yaptım. Ama Vice mevzusu neşemi yerine getirmeye yetti.

Serinin hikayeleri zaten bir süredir aklımdaydı ama Vice için haftalık bir çizgi roman serisi çizmem istendiğinde bu hikayeleri kimin yaşayacağı üzerine düşünmem gerekti. Lucy dalgın bir kız ve sık sık kendimi onunla ilişkilendirebiliyorum. Ama kesinlikle otobiyografik bir çizgi roman değil bu. Lucy’nin başına gelen bazı şeyler benim başına hiç gelmedi. Queer bir karakter de olsun istiyordum ve uzaylının Lucy’nin cinsiyetsiz bir arkadaşı olabileceğine karar verdim. Bir de – sonrasında bu özelliğine pek değinmesem de – onun, dünyada olup bitenleri nesnel ve uzak bir bakış açısıyla değerlendirmesi fikri de hoşuma gitti. Kaplan tam bir yakın arkadaş. Bazen pislik gibi davransa da iyi tavsiyeler veriyor – tıpkı benim en yakın arkadaşım gibi.

Lucy de hepimiz gibi sıradan bir yaşantıya sahip ve günlük hayatında bazı sorunlarla karşılaşıyor. Serinin otobiyografik bir yönü de var mı?

Bazı çizimler evet; olmayanların fikrini de bazı sorunlar yaşayan arkadaşlarımla konuşmalarımdan aldım. Sanırım aşkta şanssızlık, güvenilmez arkadaşlar, tahammülsüz ve küçük günlük olaylar gibi evrensel sorunlara değinmeye çalışıyorum.

Örneğin, Lucy’nin sanat öğretmenliği yaptığı ve öğrencilerini okulu yakmaya ikna etmeye çalıştığı çizgi romanın fikrini çocuklara ders verdiğim bir yaz kampındaki deneyimlerimden yola çıkarak edindim. Bir gün fark ettim ki bir ormanın içinde yedi çocukla beraber, yaptığımız kartondan evin (topçuluk fabrikası) üstüne yanıcı sıvı döküyoruz. Kartonu yakıp bombalamak istiyorlardı. Tuhaf bir durumdu; çocuklar delirmiş gibiydi ve heyecanlıydı. Eğlenceliydi de ama ebeveynleri sanat sınıfında kartondan evler yakıp kamerayla kaydettiğimizi duysaydı muhtemelen memnun kalmazdı. Güvenlik kurallarına kesinlikle aykırıydı.

“Kaykaycılar ve Sörfçüler” hikâyesinin fikri de şuradan geldi. Bir gün kaykaycılarla bir bara gittik; tanımadıkları kızları yolda çevirip “Kaykaycılar mı daha seksi, sörfçüler mi?” diye soruyorlardı. Eğlenceli bir geceydi ve bu cümle bana; Lucy, uzaylı ve kaplanın tüm sakinlerin zombi kaykaycı ve sörfçüler olduğu bir şehre gittiği hikâyeyi yazmam için ilham verdi. Kaplan seksi olmak istiyor; sörfçülerle gidip arkadaşlarını unutuyor.

Özetle hikâyelerin yüzde 20’si gerçek deneyim, yüzde 60’ı kurmaca, yüzde 10’u rüya ve yüzde 10’u da iyi huylu büyü.

Lucy ve kaplanın nasıl tanıştığını biliyoruz. Peki uzaylıyla nasıl tanıştı?

Galiba bir partideydi, sıradan bir tanışmaydı. Lucy hoşgörülü bir kız olduğundan uzaylının mavi cilt rengini önemsemedi.

Bazı panellerde Lucy, uzaylı ve kaplanın sosyal medyayı eleştirdiğini görüyoruz. Bu düşünceye katılıyor musun?

Karakterlerim aracılığıyla farklı bakış açılarına yer vermeye çalışıyorum. Fikirleri daima benimkiyle aynı olmuyor. Bazen bir tartışma başlatmak ya da eğlence olsun diye onlara bazı şeyler söyletebiliyorum.

Sosyal medyayı seviyorum. İnsanları güçlendirip onlara ilham verebileceğine inanıyorum. Ama tüm bunlar nasıl kullandığınıza bağlı. Yaşam blogger’larını ve çok fazla selfie ve yemek fotoğrafı paylaşanları takip etmiyorum. Instagram’da başka kaykaycı kızlar görebildiğim, benimle benzer şeyler çizen ama dünyanın öbür köşesine yaşayan biriyle konuşabildiğim ve birlikte dergi çıkarabildiğim ya da en basitinden tanıştığım ama uzakta yaşadığı için görüşemediğim insanlarla temasta kalabildiğim bu çağda yaşamaktan son derece memnunum.

Ama tabii ki internette fazla vakit geçirmenin de ilginç yanları var. Sanal dünya gerçeklikten çok daha mükemmel bir yer; yeterince iyi ya da güzel olmadığınızı hissettirebiliyor size. Bazı sosyal ihtiyaçları karşıladığı doğru ama tehlikeli olma sebebi bazı insanların dışarı çıkıp daha yakınlarındaki insanlarla vakit geçirmeyi unutması. Gerçek hayatın çok ilham verici olduğunu düşünüyorum. Her gün kaykay yaparak ya da arkadaşlarımla takılarak az da olsa zaman geçirmeye çalışıyorum. Ne bileyim, bir kelebeğin fotoğrafını çekip daha sonra çizgi romanımda kullanabilirim.