90’larda büyümüş olmak hem güzeldi hem kötü;

Sevdiğin parçayı indirebileceğin bir iTunes yoktu, onun yerine elin record tuşunda hazır, kasetin karşısında tüm gün radyonun o şarkıyı çalmasını beklerdin. Ani değişimlerle dolu o kaseti dinlemenin hazzı da bir başka olurdu. E tabi şartlar böyle olunca, kasetin ismi de ‘Karışık’ olurdu…

Mesela bir Instagram hesabın da yoktu, kim ne giyinmiş, yeni moda neymiş, öyle kolay öğrenemezdin ama sevdiğin müzik grubunun ismini yazdığın yırtık converse’lerin vardı, o yeterdi sana…

Milenyum korkuturdu gözünü. 1999’un son saniyelerini için rahat sayamazdın. Bir gözün kapıda uzaylıların gelip ‘Merhaba dünyalı, biz dost değiliz.’ demesini kurgulardın kafanda. Ama neyse ki parmaklarına takarak yaptığın kağıttan tuzluk falı vardı, onunla geleceği görürdün.

Dünya o kadar da küreselleşmemişti daha, global köy olmamıştı henüz. Senin bir mahalle vardı işte, orası güzeldi, yeterdi…