Jeff Koons, bu sefer de adından Ortadoğu’daki en büyük sergisiyle bahsettiriyor. Lost in America sergisiyle kulaklarını bir kez daha çınlattığımız, modern sanatın sınırlarını zorlayan sanatçıya bir kez daha göz atmakta fayda var. 

Balloon Dog adlı eseri bazılarına aşina gelmese de görüldüğünde ünlü köpeği tanımak mümkün. Bu denli ününe rağmen, dünyanın en çok fotoğraflanan ve Koons’un imza niteliğindeki eserinin paslanmaz çeliğinin ardında neler olduğunu bilmiyoruz. 2019’da Rabbit adlı eserinin 92 milyon dolara satılmasıyla en zengin artist unvanını alan Koons, bu sergiyle kendisi hakkında olan yanlışları açıklamaya çalışıyor. Serginin küratörü Massimiliano Gioni’ye göre, her ne kadar sanatı bazılarınca “anlamsız” olarak tanımlansa da Lost in America otobiyografik bir sergi olma iddiasında. 

Katar’da 31 Mart’a kadar sürecek sergi, sanatçının kırk yıllık kariyerindeki 60’dan fazla sanat eserini karşımıza çıkarıyor. Sergide aynı zamanda izleyiciyi yansıtan ve dönüşüm kavramına dikkat çeken aynalı yüzeylere sahip heykeller ve resimler de yer alıyor. Adından da anlayacağımız üzere Koons; Roy Lichtenstein ve Andy Warhol gibi sanatçıları ve Robert Gober, Barbara Kruger, Richard Prince, Charles Ray ve Cindy Sherman gibi yaşıtlarını içeren öncüllerinin Amerikan popüler kültürüyle ilgili yorumunu paylaşıyor.

Pensilvanya’daki çocukluğundan kesitlerin de olduğu sergide 21.yüzyılın en ilginç sanatçılarından biri olan Jeff Koons, alışılmışın dışı olduğu için kimilerince sanat yapmadığı görüşünün isabetli olmadığını gözler önüne seriyor. Hatta Koons, eserlerinin onunla ilgili olmaktan çok bizim hakkımızda olduğunu söylüyor. En değersiz nesnenin bile sanat eseri olabileceğini öğrenirsek, dünyanın sonsuz bir olasılık alanı olarak açılacağını belirtiyor. Dünyanın en imrenilen sanat eserlerine sahip olmasına rağmen, bu parlak yüzeyler aslında daha fazlasını yapıyor. “Nesnelerle çalışırken, onların kişiliklerinin belirli bir yönünü ortaya çıkarmaya çalışırım.” diyen Koons’un mesajı basit: nesneler, sadece görüntülerini değil, içlerinde ne olduğunu da düşünmesini ister. 

Her ne kadar sanat anlayışı kimilerine hitap etmese de pop art dendiğinde akıllara ilk gelen sanatçılardan biri. Sanat kavramını ve sınırlarını sorgulatmasının yanısıra Kitch ürünleri milyonların ilgisini çekmeyi başarıyor. Dünyanın en zengin sanatçısı belki de sanat dünyasında edindiği güç sayesinde ve kolay kolay sarsılmayan yeri nedeniyle sanatta aradığımız özgünlüğü bize sunuyor.