60’lar Londra’sının ışıl ışıl gece hayatı, barları ve kulüplerinin yanı sıra hayaletlerini de gün yüzüne çıkaran, Edgar Wright izleyenlerinin oldukça aşina olduğu korku unsurlarına yine bol bol yer verdiği filmi “Last Night In Soho” ile karşınızdayız. 

Başrollerini Queens Gambit’teki muazzam oyunculuğ ile kariyerinde yükselişe geçen Anya Taylor-Joy ve Thomasin McKenzie ile birlikte Dr. Who’dan tanıdığımız Matt Smith’in paylaştığı Last Night In Soho psikolojik bir gerilim filmi demek mümkün. Günümüzde başlayan hikaye Thomasin McKenzie’nin hayat verdiği, Cornwall’da büyükannesi ile yaşayan Ellie’nin Londra’nın en prestijli moda okulunu kazanması ile başlar. 7 yaşındayken annesinin intihar etmesi sebebiyle psikolojik sorunlar yaşayan Ellie, sürekli annesini görmektedir ve bunun için tedaviler görür. Büyükannesinin, annesinin yaşadıklarını referans alarak onu daima Londra ve Londra’nın tehlikeleri ile uyarmasına karşın, Ellie artık kasabadan çıkmak ve şehir hayatına kavuşmak hayalini kurmaktadır. Filmin en akılda kalan repliklerinden “Londra insana fazla gelebilir” demesi ile büyükannesinin ne kadar haklı olduğunu ilerleyen dakikalarda tecrübe edecektir Ellie.

Londra’ya daha adım attığı andan itibaren hiç alışık olmadığı bu ortamı incelemeye başlayan Ellie, taksi ile okulun yurduna gider. Taksicinin tavrı karşısında oldukça tedirgin olan karakterimiz aniden taksiden iner ve mahallelerden geçerek yurda ulaşır. Yurttaki ortama uyum sağlamakta zorlanan, kendini ve yeteneklerini sorgulamaya başlayan Ellie çareyi başka bir yere taşınmakta bulur. Yaşlıca bir kadının evindeki odayı kiralar ve asıl hikayemiz başlar. Uykusunda kendisini 60lar Londra’sında bulan Ellie, Anya Taylor-Joy’un canlandırdığı Sandie’yi izlerken bulur kendini. 

Sandie genç ve oldukça idealist bir kadındır. Şarkıcı olmak isteyen Sandie, solisti olmayı hayal ettiği gece kulübüne gider ve sahibi ile konuşmak istediğini söyler ancak bu sırada şans eseri Matt Smith’in karakteri Jack ile tanışır. Jack Londra’da oldukça ünlü bir menajerdir ve Sandie’ye menajeri olmayı teklif eder. Bu noktada Sandie’yi oldukça kabullenen Ellie saçını onun gibi boyatır, onun gibi giyinmeye ve hayatını onun gibi yaşamaya başlar. Jack, performansından oldukça etkilendiği Sandie’yi başka kulüplerde çıkması konusunda yönlendirirken aynı zamanda da onu sektördeki diğer orta yaşlı ve sözü geçen erkeklerle tanıştırmaya başlar. İlerleyen dakikalarda Ellie ve Sandie arasındaki bağın daha da kuvvetlendiğini görmekle beraber  Ellie’nin Sandie’ye karşı oldukça empatik bir hale geldiğini de izliyoruz. Sandie’yi yavaş yavaş bu erkeklere adeta pazarlamaya başlayan Jack’ten her ne kadar kurtulmaya çalışır ancak başarılı olamaz. 

Elli’nin hayatını adeta hayaletlerde çeviren oldukça cinsiyetçi, korku ve cinsel şiddet içeren olaylar örgüsü Ellie’yi adeta çıldırtmaktadır. Filmin yönetmeni Edgar Wright ikili arasındaki bağlantıyı anlatmak için ayna kullanmayı tercih etmiş. Bir yandan Sandie’nin yaşadıklarını izlerken bir yandan da aynaya Sandie’nin yanısması olarak düşen Ellie’nin tepkilerini izliyoruz.

Karakter gelişimi açısından oldukça başarılı olan film ve oyuncuların oyunculuklarının yanı sıra, müzik seçimi konusunda da bir o kadar başarılı. 

60’lar Londra’sında yolculuk yapmak isteyenleri hazırladığımız playlisti dinlemeye davet ediyoruz.