Atıl Aggündüz’ün mavi çizgileri sizi etkisi altına alıyor ve hemen sakin ama derinden bir sohbet başlatıyor; kısa süre içerisinde de bağımlısı oluyorsunuz! 

Atıl; disiplin tanımlarını reddeden, 21.yüzyılın genç yaratıcılarındandır. Mimardır, sanatçıdır, sanat işçisidir, akademisyendir, performanslar yapar, çizer, hikaye anlatıcısıdır. Tüm bunları yaptığı, tüm disiplin üst tanımlarını reddeden, yalnızca yaratıcı serüvenlere odaklanan ve Oğul Öztunç ile birlikte 2016’da kurduğu Piknik Works (@piknik.works) isimli bir ofisi vardır. Piknik, temelde ulusal/uluslararası piyasada çizim performansları yapar, mekanları çizim ve anlatı ile dönüştürür. Piknik, mekanlar tasarlar, hikayeler ve oyunlar kurar, çıplak ayak üretim yapar. Kadir Has Üniversitesi Sanat & Tasarım Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştığı 3.5 yılda çok fazla öğrenci ile tanışmıştır, Z kuşağını yakından tanıması ile sıklıkla övünür, yeni jenerasyonu kaçırmayacağı için mutludur. Çok sosyaldir ama kendine ayırdığı zamana çok düşkündür, 3 gün birlikte sabahlara kadar eğlenirseniz sonraki 3 gün eve kapanır, iletişimi kesilir. Kaliteli zaman geçirmeyi sevdiği kadar kalitesiz zaman geçirmeye de bayılır. Çok fazla içerik tüketir, az uyur, [malesef, her ne kadar çabalasa da] sağlıksız beslenir, fast food düşkünüdür. Atıl, çizme eylemini varoluşu olarak tanımlıyor.”Çocukluğumda evde bulduğum her deftere, kağıda, gazete parçasına çizimler yapardım dolayısıyla, üniversitede ise tam bu nedenle mimarlık okuma kararı aldım ve İTÜ’ye başladım. İTÜ’de aldığım mimarlık eğitiminin yanında, kalemleri tanımayı, kağıtları tanımayı öğrendim ve kendi defterlerimi yapmaya başladım. Benim serüvenim, 2011 yılında kendi defterlerimi yapıp, içine tüm hayatımı çizerek, notlar alarak yaşamaya başladığımda başladı. Tam 10 yıl sonra, şu anda 31. defterimdeyim.” Şu sıralar karantinanın etkisinden olsa gerek, evde kalmanın verdiği sıkılmışlıkla; “28 yaşına kadar denemediğim her üretim kanalı için kendimi suçluyorum.” diyor.

 
En büyük hayalini sorduğumuzda ise hayalsiz kaldığı bir dönemde pandemi ile yüzleşmesini anlatıyor; “Aslında en büyük hayalim, yurtdışında bir performans yapmak, kendi performansımın açılışını/sergisini yapmaktı. Stockholm’de gerçekleştirdiğimiz performans sonrası, bir anda kendimi o gecede buldum ve tüm düzenim değişti. Hayatımın en mutlu ama en sarsıcı günüydü diyebilirim. Bir anda hayalsiz kaldım. Neyse ki sonra pandemi yardımcı oldu, hayalsizliğim üzerinden kendimi suçlu hissetmem. Tabi son dönemlerdeki koşullar nedeniyle hayallerim de küçülmeye başladı, diyebilirim. Şu an en büyük hayalim, gökyüzünü uzun uzun izleyebileceğim bir yere kapanıp, günlerce, haftalarca üretmek. Bir tık izole bir yerde büyükçe, bahçeye açılan bir atölye, ortasında dev bir masa, bahçenin tadını çıkaran arkadaşlarım, köşede uyuyan köpeğim, atölyem, yeterince güzel bir hayal gibi geliyor kulağa.” Pandemi dönemi boyunca iç sesimize dönüşen bu elektirik mavi çizgilerle başbaşa devam ediyor sohbetimiz!

Bugünlerde nasıl hissediyorsun?

İlhamı nasıl tanımlarsın?

Online Sosyalleşmedeki en büyük zorluk?

2021’de nasıl hayatta kalınır?

Bizi çocukluğuna götür.