Sanatçıları bir başlık altında topla- mak çok zordur; neredeyse hiçbiri sadece bir ressam, bir fotoğrafçı ya da bir videocu değildir. Birçok dalı aynı anda yürütmek yaratıcılık kadar vardır kanlarında. Joana’nın da bu konuda bir farkı yok, olmasa da yaptığı işlerle kalabalıktan sıyrılmakta üzerine yok. İki yeni sergi, birçok deneyim ve kadın davranışlarıyla ilgili oluşturduğu düşünceler ile bir kere daha kendisiyle galerilerde buluşmaya hazır olun.

Sanatçı, DJ, “It girl”… Joana Kohen kimdir?

Öncelikle bütün sıfatlar icin teşekkür ederim. Sanatçı olma konusunda en büyük başarıyı tatmanın, zaman içerisinde diğer özelliklerimi de daha uygun hale getireceğine inanıyorum. Antwerp Kraliyet Akademisi’nde güncel sanat okuduktan bir süre sonra İstanbul’a taşındım. Bu etapta cok fazla karma ve kişisel sergiye dahil oldum, Un-Known adında bir insiyatif kurdum. Asıl ana özelliklerım tahminimce bu.

DJ olmam konusunda yüzde yüz doğru bir kanıt sunamayabilirim. Evet, müzikten biraz anlıyorum ve hayatımda çok önemli bir rol oynuyor. Fakat amacım başından beri kendime DJ demekten çok, faydalı olup dinlediğimi paylaşmaktı.

It girl… Bu makama uyduğum, uydurulduğum için de memnunum. Sanat sürecimin yanısıra hayatıma ve duruşuma bir eğlence kattığı kesin!

Geriye dönüp bugüne kadar yaptığın sergilere baktığında, seni en çok yansıtan hangisiydi? Bir sergi oluşturma sürecinden bahsedelim…

Her dönemde, her sene ürettiğim işler o süre zarfında beni bir şekilde yansıtıyor. Ancak iş elimden çıktıktan sonra onunla bağım bir şekilde kopuyor. Dolayısıyla sırada ne var sorusuyla birlikte ister istemez bir tatminsizlik de oluşuyor. Ben hiç bir zaman işimin arkasına yaslanıp onunla yaşamak isteyen biri olmadım, olmamak üzerinde de kişisel olarak çalışıyorum.

Yaptığım işle diyaloğum bittikten sonra yeni bir iletişim datası arıyorum. Dolayısıyla da yeni bir üretim, yeni konular, yeni sohbetler… Elbette eski işlerim bir sonraki işlerimin habercisi oluyor, ve beni takip etmeye devam ediyorlar. Bu yüzden de aslında söylediğim gibi, hepsi benim bir dönemimi anlatıyor. Fakat geri dönüp o projeleri sahiplenmek ve onlarla yaşamak istemem. Sadece anılarıyla hayatıma devam etmenin beni daha ileriye götüreceğine inanıyorum.

Peki yeni işlerin? 12-15 Kasım’da Contemporary Istanbul sanat fuarında sunacağın yeni işleri bize biraz anlatır mısın?

Fuara Siyah Beyaz Galeri ile giriyorum bu sene. Bir adet performans fotoğraf işim, karışık teknik ve kumaş üzerine çalıstığım işler, bir kaç adet de yeni yaptığım resim işleri olacak. Mart ayındakı sergimin ilk izlenimleri, ve küçük anlatımları olacak. Asıl alt metni sergimde tadıyor olacaksınız.

Özellikle 1940’lardan sonra Amerika dahil olmak üzere dünya üzerinde kadını reklamlaştırmaktan objeleştirmeye uzanan bu yolda kadınların bunu bir hayat tarzı haline getirmelerini ve günümüz sosyal medya kuramındaki boyutla- rını sorguluyorum. Kadının, kendini olduğundan daha farklı nasıl göstermek istediğine, estetik anlayışın ne olduğuna ve bu yalanlamayı nasıl benimsediklerine dair ironik bir şekilde otoportrelediğim bir iş olacak.

FREE TRANSFORM
PERFORMANCE PHOTOGRAPHY
ARCHIVAL PIGMENT PRINT ON FINE ART PAPER TRYPTIC 2015
2016 Mart’tadaki kişisel sergin için nasıl planların var?

Sergimin adı “lifeforrent” olacak diye ümit ediyorum. En azından karalama defterimin başında bu başlık var. Çalışma uzun süredir devam ettiği için çok şey değişti, ve üretim sürecinde hala değişiyor. Geçmiş işlerimden eski referanslar da var. Sanırım süzgeci elime öyle bir aldım ki, yarattığım işler geçtiğimiz seneden son derece farklı gelişti. Biraz olgunlaştığını düşünüyorum… İlk defa bir video işi yapıyorum, çok fazla performans var ve iki üç tane enstelasyon var…

Uzun süredir sürdürdüğün Un-known projesi var. Öncelikle Un-known nedir? Ne tip işler yapıyorsunuz?

Un-known 2012 yılında Sanayi Mahallesi’nde başlatmış olduğum kar amacı güdmeyen bir sanat insiyatifi ve atölyesi. Geçtiğimiz sene itibariyle Nişantaşı’na taşındı. Sanatçılarla her gün faaliyette olan değil, proje başına aktifleşen bir oluşum.

Sanatçılar artık bütünlükçü işlerin dışında bireysel calışmayı tercih ediyorlar. Amacım sanat piyasasına bir sanatçı olarak geçis yapmama kolaylık sağlayacak bir köprü oluşturmaktı. Senede bir, maksimum iki sanatçıya ev sahipliği yapıyoruz. Daha fazlası curcuna ve karmaşaya yol açıyor, çünkü hepimiz genç, aktif ve heyecanlıyız.

Sabır konusunun öğrenilmesi gereken bir olgu olduğunu iyi anlamak için biraz doymuş olmamız gerekiyor. Keşke daha fazla enerjim olsa ve senede 1-2 yerine daha fazla kişiyle çalışabilsem. Fakat hem maddi hem de manevi açıdan malesef zor oluyor.

İstanbul’daki sanat piyasası ile ilgili yorumlarını öğrenebilir miyiz? Bienal ve Contemporary Istanbul gibi oluşumlar Türkiye’deki yaratıcılığı ileriye taşımakta ne kadar yardımcı oluyor?

Valla sanatçı olarak aktif olmadığım zamanlarda da bienaller ve fuarlar vardı. Gün geçtikçe çok daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Elbette izleyici tarafından benimsenen ve işlerinin devamını getiren insanlar da oluyor, “one hit wonder” olanlar da oluyor.

İstanbul’daki sanat piyasası yükseliyor. Yapmak gereken sadece işin içini daha iyi doldurmak. Kimseyi suçlayamam. Biz bir sanat revolasyonu yaşamadık; güncel ve modern sanat konusunda batıdan öğrendiklerimizle bu günlere geldik. Dolayısıyla alt yapısal olarak hala zayıf olduğumuzu düşünüyorum. Hem sanatçılar, hem küratörler, hem galericiler hem de koleksiyonerler olarak. Buna ben de dahilim. Ama inancım çok yüksek. Elimizde harika bir emek ve bilgı var. Sadece onları kullanmayı en doğru şekilde yapmamız gerekiyor. Daha çok kapıların açılıp, doğru oyunlar oynanacak diye düşünüyorum.

“Biz bir sanat revolasyonu yaşamadık; güncel ve modern sanat konusunda batıdan öğrendiklerimizle bu günlere geldik.”

Seni yaratmaya iten şeyler neler?

Tam olarak kontağın nerede çalıştığını hala bilemiyorum! Geçtiğimiz sene 6 ay üretemedim. Sadece okuyup araştırma yapacak potansiyelim vardı. Sonra bir sabah uyandım ve çalışmaya ve üretmeye hazır hissettim.

Günün her saati aktif bir şekilde çalışmaya uyum sağlayamıyorum. Beyin kendi üretimini bilinçaltında gerçekleştiriyor ancak fiziksel olarak sunuma sokmak bence en zoru. Sanat o yüzden zamana yayılması gereken ve süreklilik gerektiren bir olgu, vazgeçilmeden sabırla beklemek gerektiriyor…

Ne tür bir altyapı ve subjeler üzerine calışmayı seviyorsun?

Ben genelde otobiyografik ve cinsiyet kuramları uzerinde ça- lışıyorum, çok nadir ilham aldığım gerçek olayları gündeme getiren subjeler kullanıyorum. Onun dışında yaşadıklarım, düşüncelerim ve düşündüklerimin araştırmaları yer alıyor. Bunlar da cinsiyet kavramanı yoğun bir şekilde sorguluyor.

NAME:COMBKNIFE PERFORMANCE PHOTOGRAPHY OF THE OBJECT GOLD COATED BRASS AND ARCHIVAL PIGMENT PRINT ON FINE ART PAPER 2014
Çalışmalarında yoğunlukla siyah, beyaz, kırmızı ve pembe renklerini buluyoruz. Kullandığın renkleri nasıl seçiyorsun?

Aslında tam olarak öyle değil; benim renklerle aram pek iyi değil, sineztezim var. Dolayısıyla renklerin kuramları ve anılarının benim için ağır referansları var. Mümkün olduğu kadar az ve beni zorlamayacak renk skalasında ilerlemeye çalışıyorum. Siyah ve beyaz yoğun olarak liderlik ediyor ancak beyazın kahverengiye uzanan doğal tonajları da benim için çok değerli. Pembeyi kullanıyorsam ironiden, kırmızıyı kullanıyorsam dehşetten bahsediyorum. Son işlerimde beyaz, siyah, altın ve gümüş ağırlığı söz konusu, biraz daha süzgeçten geçirip mümkün olduğunca değer katmaya çalıştığım bir alan sağlıyorum.

İşlerin ile ilgili en büyük yanlış anlaşılma hangi konularda oluyor?

Ben dekoratif veya her izleyicinin zorlanmadan anlayacağı işler üretmiyorum. Ben bir ressam değilim, herhangi bir alanda veya mecrada uzmanlaşmış sayılmam. Dolayısıyla sanatımı anlatma aşamasında önemli olan benim onu nasıl anlatmış olmak istemem ilk etapta. Dolayısıyla karşımdaki kişi işi okuyamıyorsa kendimi suçlu hissetmek asla istemem. Sanat, içinde giz barındırmalı. Sanatınız sorun yaratmıyorsa bence o bir sanat olamamıştır. Yeter ki ya nefret etsin ya sevsin, uç duygular cok önemli.

Fotoğraf : Tabitha Karp