A CREATIVE COLLABORATION CASHMERE IN LOVE X BASED ISTANBUL

Yaratmak, “farkında olmak”la başlar… Etrafınızda olanları görmeli, hissetmeli ve bir adım daha yaklaşmalısınız ki başkalarının ruhuna dokunan işler ortaya çıkabilsin, yaratıcılığınız bambaşka hayatlara dokunsun. Funda ile bu noktada kesiştiğimize eminiz, “Farkında oldukça gördüğün şeyler artıyor.” diyor ve kendi dünyasının dışına çıkmak için hepimizden daha da heyecanlı belki… Tüm bunlar olmasaydı tiyatro dünyasında kısa zamanda kazandığı başarılar ya da kusursuz oyunculuk performansları olur muydu sorusu aklımıza düşüyor. Cevap net ama Funda’nın hayatına biraz daha dokunmak adına 20. İstanbul Tiyatro Festivali için hazırlandığı ‘Ev’vel Zaman’ oyunu provaları öncesinde ona ve tiyatro tutkusuna dair konuşmak için bir aradayız.

“Farkında oldukça yargılarını kırıp etrafta bakmaya başlıyorsun ve hayatla eşitlendiğimiz noktada yaratıcılık başlıyor sanırım.”

Uluslararası İlişkiler mezunu olarak konservatuara başlamışsın. Bize anlatır mısın o kararı?

Uluslararası İlişkiler okurken konservatuara girmek aklımdaydı, aslında o hedefi koymuştum kendime. Konservatuarda yaş sınırı olduğu için sınıfta kalmamam gerekiyordu. Bu sırada, bir yandan tiyatro da yapıyordum. Mezun olunca hemen o yaz sınava girdim ve artık konservatuardaydım.

Sessizlik’ devam ederse 4. sezonuna girecek ve sen hala aynı tutkuyla sahnede olmak istiyorsun, oyunu özlediğinden bahsediyorsun. Bu karakterden vazgeçmeden, aynı heyecanla hala seni ona bağlayan nedir?

4. sezonu oynamadık ne yazık ki… Devlet Tiyatrosu devam edeceğini söyleyerek girdi sezona ama oynamadık. Daha da oynamayacağız sanırım. ‘Sessizlik’in devam etmesini hepimiz çok istiyoruz, hadi diyen seyirci de fazla. Sezon ortalarına kadar çok talep ettik. Yönetim sürekli sonraki ay oynayacak dedi ama… ‘Sessizlik’i çok özlüyoruz. Ben hem karakteri hem de metni özlüyorum açıkçası. Oynadıkça keşfettiğimiz şeyler oluyordu hala… Çok iyi bir metin o anlamda. Daha önce kaçırdığımız şeyleri bir anda fark edince heyecanlanıyorduk. Benim hala tam kavrayamadığım yerler var metin içerisinde, onları bulmayı hayal ediyordum. O yüzden bitmiş olduğuna üzülüyorum.

“Güzel değil, farklı olmak istiyordum,” diye tanımladığın gençlik yıllarındaki Funda’yı anlatır mısın bize?

Ergenlik yıllarıydı, çoğu insanın yaşadığı gibi ben de hezeyan içindeydim, gergindim kendime karşı. Aykırı olmanın, genel-geçerin dışına çıkmak peşindeydim. Bol gelgitli bir dönemdi yani. Tiyatro grubu çok sevdiğim bir arkadaş çevresiydi, onlardan kabul görmek istiyordum, benden yaşça büyüktüler. Zaten ergenlik zor bir dönem değil midir herkes için?

Senin için kadını güzel yapan sıfatlar neler?

Cesaret bir kadını en fazla güzelleştiren şey.

Herkesin yorumuna açık bir iş yapıyor olmak ve günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle bu yorumların hepsine maruz kalmak… Bu durumu nasıl yorumluyorsun? Seni nasıl etkiliyor?

Dediğin gibi herkesin yorumuna açık bir iş bu ve herkesin oyunculukla, dramayla ilgili bir fikri var. Bunlar tabii ki paylaşılabilir şeyler ama sosyal medyadaki sorun neyin gerçek neyin gerçek olmadığını bilememek. Gerçek bilgiye ulaşmak çok zor yani. Sosyal medya çok ciddiye aldığım bir alan, bence devrim gibi bir şey. Gerçeklikle ilgili bağımızı çok değiştirip, dönüştürüyor. Sorun ise gerçekliğe ulaşmanın kaotik bir hale gelmiş olması. Sosyal medya eleştirilerini gerçek olmama ihtimalini aklımda tutarak ciddiye alıyorum.

Yeşim Ustaoğlu’nun “İki kadın psikolojik dansı, mikrodan makroya, içten içe çürümenin yansıması,” olarak tanımladığı ‘Tereddüt’filmine dair merakımız maksimum düzeyde! ‘Tereddüt’ü sen nasıl tanımlıyorsun?

Gizli bir alana odaklanıyor film. Hayatımızda açık etmediğimiz ev yaşantısına bakıp, ardından aynı şeyi çok farklı biçimde yaşayan başka bir dünyaya giriyor. İki kadının hayatlarındaki dönüşüm sürecini izleyeceğiz filmde. Ben de heyecanla bekliyorum.

20. İstanbul Tiyatro Festivali için hazırladığınız oyun: ‘Ev’vel Zaman’, gündelik yaşamın kaotik halinin reflekssiz bıraktığı insanların hikayesinden yola çıkıyor. Bu biraz da çağımızın önlenemez ruh hali sanırım… Senin de reflekssiz kaldığını hissettiğin anlar oluyor mu?

Oluyor maalesef. Oyunda orta sınıf alışkanlıklarına odaklanıyoruz, kendi başımıza gelene kadar bir farkında olmama hali var orta sınıfta. Kaotik hayatın içinde kendi küçük dertlerimizle boğuşurken, etrafımızdakileri yakan derdi bizi yakana kadar görmüyoruz, ses çıkarmıyoruz ya da. Ama kendi çıkarımızı ilgilendirdiği noktada önemli bir sorun haline dönüşüyor bu. Halbuki komşunun başına gelmişti, yan mahallende yaşandı ya da ülkenin başka bir yerinde oluyordu zaten… Bu kaotik bir bombardımanın içinde oluşumuzdan da kaynaklanıyor. O kadar çok şey oluyor ki ülkede, tramvatik ve hasta bir dönemdeyiz. Ölüm bile normalleşmiş durumda. En akla gelmeyen şeyler her gün oluyor ve biz hiç şaşırmıyoruz, bu korkunç bir şey. Bu korkunçluğa alıştıkça sinik bir hal de geliyor üzerimize.

Oyunculuk ve moda dünyası arasında bir bağ kurmak istesek bu kesinlikle ‘farkındalık’ üzerine olurdu. Farkındalık hem bir kişiye, hem de bir markaya yön veriyor, karakter katıyor. Cashmere In Love için yaratım sürecinde kilit noktada olan ‘farkındalık’ senin için neler ifade ediyor? Bu kavram, bir birey, bir oyuncu olarak seni nasıl etkiliyor?

Farkında olmak hayata biraz daha kuş bakışı bakmamı, olanı görebilmemi sağlıyor. O yüzden hayatla ve insanlarla ilgili merakımı taze tutmaya çalışıyorum. Farkındalık kendi küçük penceremin dışına çıkmamı sağlıyor, birçok insanla ya da canlıyla ortak paylaşımlarımı görüyorum. Farkında oldukça gördüğün şeyler artıyor. Farkında oldukça yargılarını kırıp etrafta bakmaya başlıyorsun ve hayatla eşitlendiğimiz noktada yaratıcılık başlıyor sanırım.

Röportaj: Duygu Bengi

Fotoğtaf: Tabitha Karp