Yeni dünya düzenine paralel bir şekilde hayatın birçok alanı evrilirken, sanat da kendi payına düşeni alıyor. Hayal gücü, bilinçaltı ve deneyimlerin görsel ve işitsel yolla sunulduğu eserlerinde Beryl Bilici; NFT’nin verdiği özgürlük hissi sayesinde dijital sanat sahnesinin öne çıkan isimlerinin başında geliyor. Karakterleriyle kendine özel eşsiz bir kişilik yaratan Beryl Bilici’yi daha yakından
tanımak için sabırsızız!

Son zamanlarda en çok duyduğumuz kelime olabilir metaverse”. Sen bu yeni dünya düzenine nasıl bakıyorsun? Vadedilen bu yeni dünya sana ne kadar yakın?

Metaverse benim için her zaman hayallerini kurduğum ve bir şekilde zihnimde devamlı etkileşim içinde olduğum bir evren aslında. Henüz düşündüğüm noktaya ulaşmadı tabii ki ve insanlık olarak bu yeni dünya düzeninin çok başlarındayız. Ancak bu başlangıca denk gelip bir parçası olduğum için çok mutluyum ve gelişmeler güncel hızıyla ilerlerse şu an çoğumuzun hayal ettiği ileri aşamaları görme ve deneyimleme şansımız olacağına inanıyorum. 

Teknik detayları ve bugün barındırdığı kapasiteyi bir kenara bırakıp geniş pencereden kavramsal olarak bakarsak aslında bu evren hayal gücünün sınırsızlığından beslenen alternatif bir yaşam biçimi. Teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir zinciri olarak ortaya çıkan yeni bir düzen; ancak bir o kadar da eski sürüm diyebileceğimiz ‘gerçek’ dünyadan köklenen bir ekosistem. Aynı zamanda insanlara yeni bir hayat kurma şansı vermek, elinde “kim olmak istiyorsan o olabilirsin” diyen bir kimlik kataloğu ile yeniden doğmak gibi. Sanırım en güçlü yanlarından biri de bu. 

Kişisel olarak bana oldukça yakın olduğunu ve ilk çıktığı andan itibaren hiç yabancılık çekmediğimi söyleyebilirim. Bunda dijital sanatla yıllardır iç içe olmamın büyük etkisi var. Sanal dünyaya adımımı sanat yoluyla attım ve ilk günden beri sürekli aklımda olan, zamanla gelişen ve bir parçası olmak istediğim ancak o zamanlar henüz tam olarak anlamlandıramadığım kişisel bir gerçeklik ve bir kaçış kapısı oluştu benim için. Sanal karakterler ve dijital çağ konseptine yıllardır yoğun ilgim vardı ve bu zihnimi bir şekilde yarattığım karakterleri kaçınılmaz olarak kendi dünyaları içinde hayal etmeye itti. Metaverse evreninin ortaya çıkması ile tüm bunlar benim için daha çok anlam bulmuş oldu. Yakın gelecekte yarattığım karakterlerin ve dünyalarının Metaverse aracılığıyla daha çok deneyimlenebilecek olması da beni oldukça heyecanlandırıyor. 

Dolayısıyla vaat edilen ve çoktan adımımızı attığımız bu yeni dünya bana oldukça yakın. Hatta benim için ‘gerçek’ dünyaya oranla daha fazla haz aldığım ve ait hissettiğim ikinci bir ev de diyebilirim. 

İşlerini hiç görmemiş birisine sanatı nasıl anlatırsın? 

Hayal gücü, bilinçaltı ve deneyimlerin görsel ve işitsel yollarla algılanabilir hale getirildiği bir iletişim ve yaratış biçimi. 

Günümüzde sanata bakış, geleneksel sanat anlayışından kıyasla nasıl evriliyor? 

Günümüzde sanata bakışın çeşitlilik açısından zenginleştiğini ve daha geniş kapsamlı bir hale geldiğini düşünüyorum. Algı çeşitliliği çok fazla ve sanatın binlerce farklı açıdan değerlendirilebildiği bir dönemdeyiz. Geleneksel sanatta da bu zenginlik var elbette ama günümüzde teknolojinin de getirdiği yeniliklerle ifade yöntemlerinde daha fazla araç ve içerik olarak da birçok yeni konsept ortaya çıktı. Yine de ben her tür sanat anlayışının birbiriyle bir şekilde bağlantılı olduğunu düşünüyor ve içinde bulunduğumuz dönemi de bir keşif süreci olarak görüyorum. 

Sanat zamanla daha da kişisel bir hal almaya başladı. Estetik zevk, işlevsellik, duygu, teknik, hikâye, vb. aklınıza gelebilecek birçok farklı detay ve açıdan herhangi biri veya birkaçını odağa alarak bakan, farklı noktalara öncelik verip değer yükleyen insana rastlamak mümkün. Bu da zaman içinde iletişim yoluyla insanların birbirinden etkilenmesi, karşılıklı vizyon alışverişi ve yaratıcılığın kolektif gelişimi ile birçok kombinasyonun oluşmasını sağlıyor.

Son zamanlarda dijital sanatın daha çok öne çıkmış olması insanlarda kaçınılmaz olarak bir karşılaştırma yapma eğilimi ortaya çıkardı. Ben sanatta tamamen yeni bir sayfa açılıyormuş gibi değil de gelecekte bu ikisinin bütünleşmiş halinin ön planda olacağını düşünüyorum. 

Teknoloji işin içine girdiğinde sanatta değer kaybı görenlere ne demek istersin? 

Teknoloji ile alakalı sadece sanatla değil her ne ile ilişkisinde olursa olsun bir değer kaybı gören insanların zamanın gerisinde kalmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Sanat odaklı baktığımızda tarih boyunca durmaksızın bir gelişme her zaman oldu. Teknolojinin kattıkları da bunlardan biri sadece. Diğer teknik ve tarz alanındaki yeniliklerden farkı teknolojinin adımları ve gelişmeleri hızlandırma özelliği ve yeni çağ ile aramızda kurulan dönüşüm sağlama gücü olan bir köprü olması olabilir. Bu durum, değer kaybı olarak düşünen insanlar için sert bir geçiş olarak görülüyor belki de. Bunun zamanla değişeceğini ve algısını açık tutup yeniliklere de açık olduğu sürece herkesin teknoloji ve sanatın birlikteliğinin aslında ne kadar değerli olduğunu ve geleceğimizin şekillendirilmesindeki büyüleyici etkisini kabulleneceğini düşünüyorum. 

Yarattığın kadın karakterlerinin her birinin kendine has bir özelliği var mı? Neden sadecekadınları görüyoruz? 

Evet var ancak bunlar görünenden ziyade daha çok soyut özellikler. Aslında her birini yaratırken nasıl duygular taşıdıklarını, ne gibi bir geçmişleri olduğunu, güçlü ve zayıf yönleri gibi kişisel konuları da zihnimde tasarlıyorum. Bu biraz da yolda şekilleniyor. Üretim sürecinde düşünce akışına olanak sağlayan uzun bir zamanım oluyor ve bu karakteristik özellikleri model üzerinde çalışırken belirlemeyi daha çok seviyorum. Ortaya çıkan detayları ise doğrudan vermek yerine yüz ifadeleri, pozları veya içinde bulundukları konsept ve hikaye ile bağlantılı olarak yansıtmaya çalışıyorum. 

Kadın vücudunun daha zarif ve estetik olduğunu ve sanatsal özelliklere daha çok sahip olduğunu düşünüyorum. Aslında bir yıl öncesine kadar müşterilerle çalıştığım dönemde gelen işler aracılığıyla erkek karakterler de yapıyordum ancak hiçbir zaman paylaşmadım. Bu tamamen kişisel bir karar. 

Tarzımı bu yönde oluşturmaya karar verdim ve kadın karakterlere yoğunlaştım. Ama bugünlerde işler biraz değişti diyebilirim. Bu soru aslında çok güzel bir zamanlamada geldi. Çünkü yeni başladığım uzun soluklu bir projede hem kadın hem erkek karakterler üretiyor olacağım ve bunun nedeni biraz da bu projenin daha büyük bir kitleye hitap etme gerekliliği. Çok yakın zamanda değil ama muhtemelen bu yıl bitmeden proje büyük çapta şekillenmiş olacak ve bu karakterleri de paylaşmaya başlayacağım. 

Karakterlerin oldukça seksi ve ütopik. Karakterleri yaratırken neye dikkat ediyorsun? 

Dikkat ettiğim iki noktadan birisi kesinlikle baktığımda estetik olarak gözüme güzel görünmesi. Karakterlerimi yaratırken diğer insanların neleri sevdiğini veya beklentisini hiçbir zaman düşünmeden sadece kendi görmek istediğime odaklanıyorum. Dürüst olmak gerekirse, gerçek hayatta da her zaman estetik görünüme, bakımlı olmaya, sağlıklı ve fit olmaya genç yaşlardan beri takıntım vardı. Spora çok erken yaşlarda başladım ve benim için bir bağımlılık haline geldi. Aynı şekilde eğer sağlıklı, fit ve bakımlıysam bu bana özgüven sağladı ve bu özgüven ile de yaptığım işlerde motivasyonum arttı. Motivasyon da bana başarı getirdi. Gerçek hayatta kendimle mutluysam bu doğrudan işime de yansıyor. Tüm bunlar karakterlerimde de bunu görmek istememe yol açtı. Ek bir not olarak dijital tasarıma ilk başladığım yıllarda gördüğüm diğer işlerde kullanılan modeller genellikle estetikten uzak, detay anlamında yetersiz ve kaba figürlerdi. Bunları görüp hoşuma gitmemesi de bana ‘karakterler böyle olmamalı’ dedirtti ve kendi karakterlerimi detaylara öncelik vererek oluşturmaya yöneltti.

İkinci dikkat ettiğim nokta ise bir duygu katmak ve hisleri aktarabilmek. Çoğunlukla cyborg karakterlere yoğunlaşmış durumdayım ve burada en çok dikkat ettiğim kısım robot soğukluğundan kaçınmak. İnsani yönlerin sıcaklığı ve canlılığı ile robotların güçlü ve ileri teknoloji yanlarını birleştirip iki dünya arasında tatlı bir bağlantı kurmak ve bunu yaptığım karakterlerin yüz, vücut, mimik, kıyafet, aksesuar v.b. her detayı ile aktarmaya dikkat etmek yaratım sürecindeki ana odaklarımdan biri oluyor. 

NFT olmasaydı seni yine sanat alanında görebilir miydik? Bu bağlamda NFTnin senin için vesanat için öneminden bahseder misin? 

Kesinlikle. Küçük yaşlardan beri bir şekilde sanatın içindeydim ve farklı alanlarda bir çok şey denedim. Çocukluğumda sevdiğim anime karakterlerin kara kalem çizimlerini yapmakla başladı her şey. Bir dönem masal ve hikaye de yazdım. Lisedeyken yönetmenliğe ilgi duydum ve iki kısa film çektim, birisi bir festivalde ödül aldı. Aynı dönem birkaç yağlı boya tablo ve kilden minik figürler yaptım. Dijital sanatla tanışmam ise filmleri çektiğim dönemde oldu. İlk filmde kurguyu birine yaptırmıştım ve sonuçtan hiç memnun olmadım. Yarışmaya sunmak için kısıtlı zaman vardı ve kendim yapmak istedim. Sonuç olarak bilgisayar başında oturup kendi kendime kurgu programı öğrenmiş oldum. Yönetmenlik fikrinden soğuduktan sonraki adım ise çizimlerimi dijitale aktarmak oldu. Bu yolla da post prodüksiyon programlarını öğrenmiş oldum. 

Tüm bunları denedikten sonra olduğum noktada hep bir şeylerin eksikliğini hissettim ve hayal ettiğim şeyi tamamıyla yansıtamadığımı düşündüm. Bu sorun 3D dünyasını ve buradaki sınırsız imkanları keşfetmem ile çözülmüş oldu. Hayalimdekileri yaratmak için gereken her türlü araç vardı. Bunu fark ettikten sonra da bu alanda ilerlemeye devam ettim. Yani sonuç olarak sanat her zaman hayatımın bir parçasıydı ve tüm bu adımlar şu an yaptığım işin şekillenmesine katkıda bulundu. NFT konusu ise bu birikimi aktarabileceğim yeni bir dünya oldu. 

NFT’ler hayatıma tam ihtiyacım olan dönemde girdi. 2021 in ilk ayına kadar freelancer olarak çalışıyordum ve psikolojik olarak çok yorulduğum ve yıprandığım bir dönemdi. NFT’ler ile tanıştığım anda tüm müşteri işlerimi bıraktım. Risk olarak görmedim ve bu dünyaya çok inandım. Başladığım ilk aydan itibaren büyük satışlarım oldu, aynı alandan harika insanlarla tanıştım ve bu beni daha da motive etti, inancımı güçlendirdi. “NFT’ler = özgürlük” benim için ve her zaman da bunu söylüyor olacağım. En önemli yanı hiçbir sınır olmadan sevdiğim ve aşırı keyif aldığım işimi tamamen kendi kurallarımla yapmaya devam etmek ve bunu yaparken de istediğim hayatı sürdürecek maddi geliri sağlıyor olmam. Bu çoğu sanatçı için rüya gibi bir şeydi çünkü genel olarak müşteri işleri dışında ürettiğimiz şeylerden kazanç sağlamak ve adını duyurmak oldukça zordu. Özetle NFT’ler hepimize sevdiğimiz işi başkasının vizyonunu gerçekleştirmeye gerek kalmadan yaparak hayatımıza refah katma özgürlüğünü verdi. 

Türkiye piyasasını ele aldığımızda dijital sanat bağlamında kendini nasıl bir noktadagörüyorsun? 

Hayal ettiğim noktadan da öteye ulaştığımı söyleyebilirim. Bu yüzden şimdi yeni hayallerim üstünde çalışıyorum. NFT’lerin de şu an olduğum noktada çok büyük katkısı var ama bu dönemden hemen önce de düzenli olarak gelişen ve ekonomik açıdan da ülkemizdeki piyasanın üzerinde bir seviyeye ulaşmayı başarmıştım. Dijital sanata ve sektörde çalışma hayatına çok erken yaşta başlamak, bildiklerimi kendim öğrenip bu sayede kendi tekniklerimi ve tarzımı keşfetmek, bunu aldığım sahne eğitimi sırasındaki kazanımlarımla birleştirmek bana çok şey kattı. Mezun olduktan sonra hiçbir ajansa bağlı kalmadan kendi işimi yapmayı seçmek de dünya genelinde birçok insanla tanışmama, uluslararası müşterilerle çalışmama ve her yeni işte seviye atlamama imkan sağladı. Tüm bunlar NFT dönemine girmemizle daha ileri bir boyuta ulaştı ve dünyanın farklı yerlerinde işlerimi daha çok insana ulaştırmamı sağladı. Gelecekle ilgili hedefler belirleyip hayaller kurarken ülke sınırlarında kalmayıp her zaman global düşünmeye odaklanmanın kariyerimi getirmiş olduğu yerden çok mutluyum. Gelecekte beni nelerin beklediğini görmek için sabırsızlanıyorum.

Galeriye gidip bir eserle yüz yüze gelmekle bilgisayar ekranından bir görsele bakmakaynı duyguyu uyandırabilir mi? 

Eğer spesifik olarak bilgisayar ekranından bahsediyorsak kesinlikle hayır, aynı duyguyu uyandırmıyor. Klasik galeri anlayışı da teknoloji ile bütünleşmeye başladı ve günümüzde artık dijital sanatı ekranlar yoluyla sergileyen galeriler çok arttı. Ben şahsen bunların değerinin geleneksel sanat galerileri ile eş değer olduğunu düşünüyorum. En azından gelecek odaklı baktığımızda durum bu. Fiziksel eserler için de dijital eserler için de galeride yüz yüze gelmenin her türlü daha etkili olduğuna inanıyorum ve benim de tecrübe ettiğim bu oldu. Kişisel olarak her seferinde işlerimi üretirken saatlerce bilgisayar başında aynı şeye bakmış olmama rağmen bu eserlerin final hallerini galerilerde büyük ekranlarda sergi düzeni içinde gidip görmek her seferinde bambaşka yoğun duygular uyandırıyor. Gerçek hayatla dijital hayatın iletişiminin hiçbir zaman kopmaması gerektiğini ve alışılmış tüm düzenlerin bir şekilde yeni çağa uyarlanması gerektiğine inanıyorum. 

Kariyerinde en gurur duyarak yaptığın iş neydi? 

Yarattığım işlerden söyleyebileceğim birden fazla iş var ama seçmem gerekirse sanırım benim için en özel olan 2020 yılında Sonar Istanbul için hazırladığım A/V (görsel/işitsel) animasyon “Locked” olabilir. Sergilendiği 7,5 x 2,5 metrelik ekran boyutuna özel olarak tasarlamıştım ve etkinlikte canlı 

izlemek gerçekten çok keyif verdi. Hem taşıdığı anlam ve o dönemki ruh halimle bağlantısı, hem de teknik açıdan seslerle ilgili ilk detaylı çalışmam olduğu için de bu işe karşı ayrı bir sevgim var. Uluslararası sergilerde de en çok gösterilen işim oldu. Geçen yılın sonunda Artscloud tarafından düzenlenen ‘Art in Metaverse’ sergisine dahil olup 52 ülkeden başvuran 3041 iş arasından seçildi  ve bana ‘Artists Award’ kazandırdı. En gurur duyduğum haber bu olabilir. 

Ayrıca iş bazlı değil ama genel olarak gurur duyduğum bir konu da yer aldığım sergiler. Yarattıklarımı dünyaya göstermek çocukluktan beri hayalimdi ve son bir yıl içerisinde işlerim İstanbul’a ek olarak New York, Los Angeles, Miami, Montreal, Seul, Londra, Liverpool şehirlerinde, çoğunda birkaç farklı yerde birden fazla olmak üzere sergilendi ve gerçekten bunun verdiği mutluluğu da hiçbir şeyle değişemem. 

Özgün olmayı nasıl tanımlarsın? 

Özgün olmak dışarıda hazır olarak sunulana değil kendi içine bakarak kendine özel eşsiz bir kimlik oluşturmak bence. Sanat için; yarattığın eserin ana besin kaynağının kendi zihnin, tecrübelerin, hayatla ve kendinle ilişkin, zamanla biçimlendirdiğin hayal gücün ve bakış açın, kişisel tekniklerin ve estetik algın olması özgünlük. Fikirlerini başkalarının stilleri ve yarattıkları üzerinden değil de içinde bir yerlerden oluşturman ve bunun üzerinden yaratıma dökmen. Her birimiz için yaşamda ve zihinsel dünyamızda ilham alabileceğimiz sınırsız kaynak var aslında. Bunu keşfetmeye hevesli olmak lazım. Benim için sanat alanında özgün olmak değer açısından her zaman birinci sırada oldu. İnsanların baktığında bir eserin senin olduğunu isim yazmasa bile anlayabilmeleri gerçekten çok değerli. Özgünlük bir sanatçının değişmez hedefi ve her zaman korumaya çalıştığı bir özelliği olmalı ki hepimiz için daha sağlıklı bir sanat dünyası var olsun.