Carlos Sáez’in sanatı, arkeolojik bir kazıda keşfedilmiş, gelecekten gelen kalıntılar gibi. Sanatçı, unutulmuş fiziksel ve soyut maddeyi yeniden keşfedip, onu gerçekliğe, kendi gerçekliğine geri döndürüyor ve yeniden yapılandırıyor. Kullandığı çeşitli bileşenleri ve medyası, bilinmeyen bir zaman dilimi ve insan-teknoloji ilişkisine dair gelişen unsurlarla alakalı. Böylece, tüm ögeler bir tamamlanma durumu içerisinde birlikte büyüyorlar.

Kendinizi ve karmaşık hibrit çalışmalarınızı sizi hiç tanımayan birine nasıl tanımlarsınız?

Bu durum her zaman komik bir an yaratıyor. Genellikle insanlar size bu soruyu sorduklarında bir ortam, stil veya estetik duymayı bekliyorlar ama bu artık her zaman mümkün değil. Öğrenme ve üretme hem daha kolay hale geldi hem de disiplinler birbirlerine karışmış durumdalar. Benim için kullandığım ortam sadece kolaylık sağlamak için seçtiğim bir araç ve sürekli değişiyor. Çoğunlukla teknolojideki ilgi alanlarıma konsept açısından atıfta bulunarak ne yaptığımı açıklıyorum ve bir medyadan bahsettiğimde onu işi ifade etmek için kullanıyorum ya da genel olarak “multimedia” diyorum. Bazen de en iyi seçenek, insanlara Instagram profilinizi göstermek ve herkesin kendi sonuçlarını çıkarmasına izin vermek oluyor.

Müzik, sanatsal kaynağınızın önemli bir parçası. Bu günlerde müzikteki odak noktalarınız neler?

Evet, müzik her zaman en büyük motivasyon kaynağım olmuştur. Çeşitli sanat disiplinlerini tüketiyoruz, müzik bunlardan biri. Müziği ve sesi uzun zamandır bir yaratım aracı olarak kullanıyorum, ancak her zaman bir videoya ya da enstalasyona yardımcı oluyorlar. Şu sıralar bazı görsel-işitsel araçlar geliştiriyorum. Benim fikrim müziği görsel bir uygulamayla beraber kullanmak. Zaten yan projeler olarak birkaç tane buna odaklandığım çalışmalarım var. Bazıları terk edilmiş donanımları kullanan enstalasyonlar, bazıları ise yazılımlar. Umuyorum ki yakında indirilmeleri için piyasaya sürebilirim!

Carlos ve Arca işbirliği kesinlikle inanılmaz bir başyapıt. Bu güçlü sinerjinin arkasındaki en büyük sebep nedir?

Sanırım işin en başından beri büyük bir bağ vardı aramızda. Ortak çok fazla ilgi alanımız var, ama aynı zamanda yaratım süreci boyunca eğlenmemizi sağlayan farklılıklarımız da var. Birlikte çalışırken çok eğleniyoruz, orası kesin. Çıkartmak ve ya değiştirmek istediğim bir çok şeyi benimsemem için bana çok yardımcı oldu. Bu konuda hakkını ödeyemem.

Ayrıca Balenciaga’nın video oyunu kampanyası için müzikler de yaptınız.  Bu projeden bize biraz bahsedebilir misiniz?

Claudia Mate bana bu proje için ulaştı. Marka için geliştirdiği bir video oyunundan bahsetti ve oyun için müziğe ihtiyacı olduğunu söyledi. Benim de bilgisayarımda kayıtlı bazı arpejler ve parçalar vardı. Aslında melodiler uzun zaman önce yaptığım bir parçadan alıntı ama karakterlerin sevimliliği ile güzel bir uyum sağladılar. Claudia’yı çok seviyorum, müthiş bir insan.  Tekrardan bu projede işbirliği yapmak çok eğlenceliydi.

Photographed by Palma Llopis
Cranios (del solo show: Concrete Effect, en Espai Tactel) (Photographed by Nacho López Ortiz)
Slah (del solo show: Concrete Effect, en Espai Tactel) (Photographed by Nacho López Ortiz)

“Concrete Effect” ilk kişisel heykel gösteriniz. Bir multimedya-dijital sanatçısı olarak  elektronik atık ve donanım gibi daha çok fiziksel olan maddelerle çalışmanıza neden olan nedir?

Dediğim gibi, belirli bir medyaya ya da disipline çok bağlı hissetmiyorum kendimi. İlgi alanlarıma ya da okumayı ve konuşmayı sevdiğim şeylere sadık kalıyorum. Fikir ve metin, ortaya çıkan işi belirleyen şeyler oluyorlar. Çoğunlukla insanlar ve teknoloji arasındaki ilişkiyle ilgileniyorum. Teknoloji olarak internete daha fazla odaklandığım bir dönem vardı, bu yüzden çalışmalarımın çoğu web tabanlı ya da en azından dijitaldi. İnternet sanatı ve dijital işler sanat için güçlü bir iletişim silahı oldular, bir anlamda grafiti gibi. Kimseye ait olmayan ama herkesin olan parçalar.  Cloaque.org gibi projeler o zamanlar çevrimiçi topluluklar fikrini keşfetmeme yardımcı oldu. Şimdilerde daha çok teknolojik atıklar ve terk edilmiş teknolojilerin anlamı ile ilgileniyorum. Tabii bunun da kaçınılmaz fiziksel çıktıları oluyor.

Genel olarak en büyük korkunuz nedir?

Kendim.

Kendinizden kaçma süreciniz nedir? Yaratmadığınız zaman ne yaparsınız?

Spor yapmayı seviyorum. Genellikle bisikletle yaşadığım yer Valencia’ya yakın sevimli bir plaj alanı olan El Saler’a gidiyorum. Orada yüzmeyi ve açık hava spor salonunda zaman geçirmeyi seviyorum.

Photographed by Palma Llopis

Furry Fandom ve Anthro sizin için neyi temsil ediyor?

Furry’leri bir tür biçimsel özgürlüğün  ifadesi olarak seviyorum. Türler arası canlılar fikri çağlar boyunca söylemimizde olan bir şeydi ve bu her geçen gün daha da gerçek oluyor. İnternette zaten biçimsel bir özgürlük yaşıyoruz. Çevrimiçi platformlarda görünümümüzü seçmekte özgürüz. Ayrıca, furry’lerin antropomorfik olduğunu ama her antropomorfik canlının furry olmadığını anlamak lazım. Canlılar ve canlı olmayanlar diye bir sınır koymadan, antropomorfik kültürüne genel olarak daha yakın hissediyorum.

Covid-19/izolasyon yaratım sürecinizi etkiledi mi?

Sanırım her şey yaratım sürecimi etkiliyor. Belli nedenlerden dolayı işlerim daha dijital hale geldi, ama diğer birçok insan gibi ben de bu duruma alıştım.

Bize kolektif sanat alanınız Pluto hakkında daha fazla bilgi verir misiniz?

Pluto başlangıçta dijital ve deneysel müzik eserleri için bir alan olarak kuruldu. Amaç onları yaratacak ve sergileyecek bir alan oluşturmaktı. Sonra Covid-19 oldu, bu yüzden Pluto’nun heykel ve plastik eserlere daha fazla odaklanması gerektiğine karar verdik. Valencia’da sevdiğimiz sanatçılar için alanlar sağlıyoruz. Amacımız, teknik odaklı profilleri daha deneysel ve kavramsal yaratıcılar ile ortak bir alanda birleştirerek karma bir topluluk oluşturmak. Her yaştan ve cinsiyetten insanlar birlikte çalışıyor ve birbirlerinden öğreniyorlar. Bunu deneyimlemek çok güzel.

Aklınızı başınızdan alan bir film?

En sevdiğim filmlerden biri David Cronenberg’in “Crash” filmi.  Alejandra bana Ali Abassi’nin Yönettiği “Border (2018)” filmini göstermişti.  Bir de ek olarak “Disclosure” belgeseli.