Fatoş Yalın’ın Fatoş Yalın olabilmesi arkasında gizemli bir neden aramıyoruz, çünkü o Fatoş Yalın! Farkında olarak ya da olmayarak saçtığı enerjisi, moda konusunda kanıtlamaktan çok uzakta durduğu bilgisi, düğmesinin nerede durması gerektiği detayına kadar karar verdiği Fey markası ve kuşkusuz özenilen yaşam tarzı ile bütünleşmiş bir isim o. Nasıl röportaj yapmayalım ki…?

Türkiye’de belki de moda kavramının daha ilk oturmaya başladığı zamandan beri sektörün içerisinde olan, gizliden gizliye sektöre yön veren isimlerden birisiniz. Marie Claire dönemi ile bulunduğumuz zamanı karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?

Fatoş Yalin: Evet tüm iş hayatım boyunca dergicilik yaptım; Vizon dergisinden başlayıp Marie Claire ile süren bu 30 senelik macerada başladığım günden bugüne bakınca teknik anlamda akıl almaz ilerlemeler oldu. Aynı şeyi moda alanında söyleyemiyorum, hele yön verebildiğimi pek düşünmüyorum.

Moda renkli, heyecanlı, değişen, en önemlisi de yaratıcılık gerektiren bir alan. Yaratıcılıksa; özgür, sıradanlıktan uzak, birikimli beyinlerle ortaya çıkıyor.

Bence Türkiye o zaman da şimdi de önemli bir tekstil ülkesi ama moda, yaratıcılık alanında gereken gelişimi gösteremedi. “Hazır giyim” sektörünün biraz daha rahat birikilip gelişmesi için özgün, cesur, satış kaygısından uzak tasarlanması gerekiyor.

Birkaç sene önce, sizden akıl alabilmek için bir görüşmeye gelmiştim. O zamanlar hala Marie Claire’deydiniz. Bana “Bu sektörde gerçekten olmak isteyip istemediğine karar vermen lazım” demiştiniz. Şimdilerde ne demek istediğinizi anladığımı düşünüyorum ama size de sormak istedim; bana verdiğiniz öğüt tam olarak nedendi?

Fatoş Yalin: Tam hatırlamıyorum ama bu sektörün dışardan çok renkli göründüğünü fakat son senelerde içine girince de ‘yokluklar dünyası’ olduğunu bildiğim için, çalışma hayatına atılıp daha ilk yıllarında hayal kırıklığına uğramanı veya son derece sığ bir ortamla yetinmeni istememişimdir büyük ihtimalle.

Olmak’ ne demek bilmiyorum? Benim işim artık bitti mi? Veya ben en şahane miyim? Veya hangi konuda ‘olunur’?

Fatoş Yalin: Aslında benim ilk moda editörlüğüne başladığım zamanlar konuşmuş olsaydık aynı şeyleri söyleyemezdim, iş hayatımın en hoş yıllarıydı. Dünyada bile yeniydi dergicilik, büyük heyecanlarla geçti seneler ama gittikçe gelişeceğine maalesef gerileyerek; Türkiye’ye artık tüm yabancı markaların gelmesine, reklam pastasının bu kadar büyüme imkanı olmasına rağmen nedenini inan hala anlamış değilim.

Yurt dışında moda dalında kuşkusuz hissedilen bir iş birliği var; tasarımcıların birbirlerini desteklediği, kurumların maddi yardımda bulunduğu, dergilerin yeni isimleri ön plana çıkarttığı, Türkiye’deki sisteme çok yabancı olan bir dayanışma. Bizim bu noktaya gelmekteki sıkıntımız neden kaynaklanıyor?

Fatoş Yalin: Oralarda sektör ne olursa olsun, basın, fotoğraf, tasarım, finans, herkes profesyonel ve entelektüel iş gücü çok değerli. Bu yüzden de her alanda güçlü ve etkililer. Tasarımcıların hepsi olmasa da çoğu gerçekten yaratıyor, onları kritik eden moda yazarları bilinçli ve bilgili, dergilerin her biri kendi tarzlarını ortaya koyarak dünya modasını, trendleri belirliyorlar.

…bu sektörün dışardan çok renkli göründüğünü fakat son senelerde içine girince de ‘yokluklar dünyası’ olduğunu bildiğim için, çalışma hayatına atılıp daha ilk yıllarında hayal kırıklığına uğramanı veya son derece sığ bir ortamla yetinmeni istememişimdir büyük ihtimalle.

Akıllı yatırımcılar da birlikte çalıştıkları tasarımcılara hiç patronluk taslamadan, onlardan alabilecekleri maksimum yaratıcılığı alarak ve sadece destek olarak markalarının bambaşka, çağdaş boyutlara taşınmasına yardımcı oluyorlar. Bütün bunlar da dışardan senin de söylediğin gibi acayip bir dayanışma olarak görünüyor. Aslında herkes sadece kendi işini yapıyor, onu da çok iyi yapmaya çalışıyor. Burada ise oyunun kuralları birbirine karışınca, herkes her işi yapmaya çalışınca ilerlemek imkansızlaşıyor bence…

Fey markası tam da sizi yansıtıyor; yalınlığı ile, yaşam tarzı ile, renkleri, modelleri, aksesuarları ile, sokaktan fark edilen kokusu ile bile! Markanın oluşum süreci nasıldı?

Fatoş Yalin: Fey’in bana benzediğini çok duyuyorum. Bu işin başlangıcı ve asıl amacı ‘ticaret yapmak’ olmadığı için başka birine benzemesi imkansızdı zaten. Koleksiyonları oluştururken, kıyafet ve aksesuar diye ayırt etmeden, neyin satıp neyin satmayacağını bilmediğim için sadece kendi giyeceğim ve takacağım şeyleri seçiyorum. ‘Ticaret yapmak değil’ derken tabii satış yapması ve yaşaması gerekiyor ama buranın ‘kendine has’ olabilmesi için ödün vermemek gerekiyor diye düşünüyorum. Ömrüm boyunca iş konusunda çok şanslıydım; hep sevdiğim ve özgür olduğum işleri yaptım fakat günün birinde daha da özgür olabilme isteği böyle bir yer açma kararımı hızlandırdı.

New York’tan Fey için yaptığınız vintage alışverişlerden çok keyif aldığınızı biliyorum. Keyfiniz de Fey’deki seçkiye bir hayli yansıyor. Sizi çeken eskilerin nostaljik tasarımları mı yoksa verdikleri his mi? Nedir?

Fatoş Yalin: Fey’de ürettiğim kıyafetler son derece düz hatlı, kolay giyilecek, yaşsız ve zamansız. Vintage aksesuarlar bu kıyafetleri bambaşka bir havaya sokabiliyor, yeni ve her yerde bulunan takılarla bunu gerçekleştirmek imkânsız. Sürprizler hep heyecan veriyor!

Belki yapınız gereği, belki de öğrendiklerinizde dolayı hiç “oldum” diyen bir yaklaşımınız yok. Sizin bulunduğunuz noktaya gelince bile “olunmuyor” mu?
‘Olmak’ ne demek bilmiyorum? Benim işim artık bitti mi? Veya ben en şahane miyim? Veya hangi konuda ‘olunur’? Ben bu soruların hiç birinin cevabını duymak istemediğim için herhalde fark etmeden öyle bir izlenim bırakmışım. Hoşuma da gitmedi değil…

Sizi İstanbul dışında bir yerde canlandıracak olsam, sık sık gidip geldiğiniz New York değil, Güney Fransa sahillerinde ya da Amalfi Coast gibi bir yerde görüyorum. Bu zahmetsiz, göze batmayan ama hep göze çarpan tarzınız nereden geliyor? Yetiştirilme şeklinizin şu an zevk aldığınız şeylerde ne kadar etkisi var?

Fatoş Yalin: Galiba bana iltifat ediyorsun… İtiraf etmem gerekiyor ki hayatta cevabını vermeyi en başaramadığım soruyu en tatlı şekilde sormuşsun. İşimi kolaylaştırıyor mu dersen, hayır…

Çünkü aslında cevabın soruda var, sen kendi kendine sorarken vermişsin zaten. Bana sorarsan öyle de olması gerekiyor; tabii hayatımın geçtiği yerlerin, yetiştiriliş tarzımın, gördüklerimin, duyduklarımın ve okuduklarımın yorumlanarak dışa yansıması bu… Tüm etkileyenleri anlatmaksa çok uzun sürebilir, anlatması çok kolay da olmayabilir, anlaşıldığı kadarı yeterli bence…

Yaptığınız işten keyif alıyor, alabiliyor musunuz?

Fatoş Yalin: Evet , bayılıyorum! En hoş tarafı da bana göre ‘amatör’ görünüp arkasında oldukça profesyonel bir felsefesi olması.

Peki ya ilham? Sadece işiniz için değil, keyfinizi kaçıranları uzakta tutabilmek için de… İlhamı nerelerden, kimlerden alıyorsunuz?

Fatoş Yalin: Şu anda karşımda duran koskocaman mehtaptan! Ama “Fey gün ortasında ayı görebilme yetisidir.“

Fotoğraf / Photography Fora Norman