Eyes Wide Shut kendine has gerilim dili ve çekim teknikleriyle Kubrick’in evrenindeki tekinsiz bir evliliği anlatıyor. 

Ünlü yönetmenin son filmi olmasının yanı sıra, o dönemde gerçek hayatta da evli olan Nicole Kidman – Tom Cruise çiftinin baş rollerini paylaşıyor olması sansasyon yaratması için yeterli. Önceki filmlerinden de aşina olduğumuz detaylarda gizli olan hikayelerini her izlediğimiz de farklı şeyler buluyor olmamız yönetmeni diğerlerinden ayıran özelliklerinden biri. Arthur Schnitzler’in Traumnovelle isimli romanından uyarlanan Eyes Wide Shut iyi bir film uyarlaması diyebiliriz. Kitapta olup, filmde olmayan şeylerin sayısı yok denecek kadar az. Ama film Kubrick’in eklediği detaylarla dolu.  Hikaye Kubrick’in sinematografisiyle birleşince bambaşka bir boyut kazanıyor. Tabii ki Traumnovelle’in filmin ana çerçevesini oluşturduğu ve bir ağırlığı olduğunu söylemek zorundayız.

Film; ilk sahneden son sahneye kadar evli bir çiftin en özel anlarına tanıklık ediyormuş hissi veriyor seyirciye. Harford’ın cinsel isteklerinin hüsranla bitmesi sonucu gördüğü delüzyonları ve Alice’in alkol problemini işaret eden davranışları bir yana filmin gerilimi yükselten çiftimizin tutarsız, tahmin edilenin dışındaki ve tekinsiz tavırlarıdır. İzleyici olarak olay akışına öyle bir kapılırız ki, bu tuhaflığın getirdiği huzursuzluğun sebebini anlamayı geri plana bırakırız. Bu tuhaflıklar normal hayatta karşımıza çok da sık çıkmayan rastlantılarla da devam eder. Aslında bu yönüyle de, Kubrick’in diğer gerilimlerinden ayrılmaktadır. The Shining’de korku temasının üzerine daha çok gidilmişken; Eyes Wide Shut’da gerilim, tuhaf şeylerin olduğu bir sokakta yürümek gibidir. Tekinsiz ve rahatsız edici. 

Ziegler’in partisinde karşılaştığı ilkokul arkadaşı sayesinde gittiği, tarikat toplantısı hissiyatı veren bi toplu seks partisinde yaşananlar ve Harford’ın uyarılmasına rağmen gitmemesi gibi tuhaflıklarla dolu bir süreçle devam eder. Gördüğü her çıplak maskeli kadını biz de,  aynı filmin ilk sahnesinde giyinirken arkadan gördüğümüz Alice zannederiz. Bu fikir doktor herkesin maskeli oldu bir ortamda, sorgulanırken “çırılçıplak” kaldıktan sonra, onun için kendini feda eden bir kız sayesinde evine dönüp Alice ile konuştuğunda daha da pekişir. Rüyasında tam olarak eşinin gittiği partiyi görmüştür. Rüya ve gerçeklik arasındaki çizginin yavaş yavaş bulanıklaştığı sonlara geldiğimizde, Schnitzler’in Freud ile olan yakınlığı sembolize ettiklerini bize tekrar tekrar sorgulatıyor. Aynı zamanda, doktorun gazetede ölen bir kadının haberini gördükten sonra onun için kendini feda eden kadın olduğuna emin olmuş ve suçluluk duygusu ile hareket etmeye başlamıştır. Psikanalizde suçluluk duygusunun kişilere yaptırdıkları da büyük bir yer kaplamaktadır. Suçluluğun sonunda eşine her şeyi itiraf ederek bu kısa süreli maceradan sağ çıktıklarına şükreder ve evliliklerini kurtarmak için orta noktada buluşurlar. Final sahnesinin bir oyuncak dükkanında geçmesi, bu kadar yetişkin konuların böyle bir yerde konuşuluyor olması güzel bir zıtlıktır. 

Sanki bir evlilik kabusunu izliyormuşuz gibi hissettiren Eyes Wide Shut’dan ilham alarak hazırladığımız playlisti dinlemeye davet ediyoruz.