Post-war sanatının öncülerinden Lazslo Moholy Nagy’a göre “Makina kullanıcısı olmak bu devrin ruhunda olmaktır.” Teknoloji ilerledikçe çağdaş sanat da beraberinde ilerliyor. Eve Sussman gibi sanatçılar dünyaya bakışımızı değiştirmek adına kameranın yarattığı sınırsız olanakları keşfetmek aynı yolda ilerliyor.

Kamera hayatınıza nasıl girdi?

Küçüklüğümden beri kamera kullanıyorum. Babamın 1960’ların inanılmaz casus kameralarının da bulunduğu bir kamera koleksiyonu vardı. O aslında oldukça iyi bir fotoğrafçıydı. Küçüklüğümüzde bize bakması gerekiyorken onu rahatsız etmeyelim diye bizi üniversitenin karanlık odasına götürürdü. Antik kameraları ve eski CCTV sistemlerini hala çekici bulurum.

Yapımından sonucuna, üretim sürecinin hangi kısmı sizi en çok heyecanlandıran?

Yapım! Doğaçlama bir çalışma izlediğimizden, planladığın ve hayal ettiğin her şey yapım sürecinde eş zamanlı olarak ilerliyor.

Londra’da doğmuş, İstanbul’un Robert Koleji’nde okumuş, Brooklyn’de yaşayıp çalışıyorsunuz. Bu üç kültür nasıl birleşir?

Londra’da hiç yaşamadım — orası ondan benim için kültürel bir anlam taşımıyor. Diğer taraftan 15 – 16 yaşında lise ve gelişim çağındayken yaşadığım İstanbul hayat görüşümü derinden etkilemiştir.

Bu kültürler “birleşir” diyemem, ama kesinlikle ayrıcalık ve eşitsizlik konusunda bir algıya varmamı sağlamıştır.

İşleriniz zaman içinde tarihi mekanlarda kadınları resmetmekten sosyo-ekonomik meselelerin anlatılarını yeniden yazmaya bir çok değişik temaya değindi. Bir sanatçı olarak nasıl gelişiminizi nasıl tanımlarsınız?

Ben bir “mesele” sanatçısı değilim.İşlerimin sosyo-politik meselelerle geliştiğinden çok emin olmasam da psikolojik algı temalarını çevrelediğini söyleyebilirim. S8 film veya gözetim videoları kullandığım müdahaleler yaratarak izleyicileri oldukları alana daha yakından bakmalarını sağlayan bir enstelasyon sanatçısı olarak başladım. “89 seconds…”ı yaptığımda film unsurları ve “koreografi” ile anlatıyı ima etmeye başladım. O zamandan beri çoğu isim hikayenin tamamını belirtmeden sadece yeterli bilgiler vererek izleyicinin anlatıyı üstlenmesi ile ilgilendi. Sürekli ortaya çıkan tema, anlamın nasıl ima edildiği ve üstlenildiği sorusu. Anlatı geleneklerini nasıl bozabiliriz?

Sizi bir projeye çeken nedir? Genelde nereden başlıyorsunuz?

Bazen sadece bir resim — tıpkı “89 seconds…” veya “Car Wash Incident”ta (Simon Lee ve benim Jack+Leigh Ruby ile gerçekleştirdiğimiz projede) olduğu gibi.

Diğer zamanlardaysa yolculuğa çıkma harekatı için, aynı “whiteonwhite:algorithmicnoir”da olduğu gibi. O durumda gerçekten yolculuk için başlamıştık.

İşleriniz oldukça espirili ve nükteli. Bu nereden geliyor? Çocukluğunuz hayata bakışınızı etkiledi mi?

Bence herkesin çocukluğu hayata bakışını etkiliyordur. Bence bunun olmaması imkansız. Keşke işlerim daha komik olsaydı. Ben pek komik biri değilim. Bunun üstünde çalışacağım.

Son işiniz No Food No Money No Jewels, Simon Lee ile yaptığınız bir işbirliği. 2003 yılında da iş birliği içinde bir takım olan Rufus Corporation’ı kurdunuz. Farklı ilham kaynaklarına ve fikirlere sahip sanatçılar bir araya geldiğinde üretim süreci nasıl yürüyor?

Kafa kafaya verince daha iyi fikirlerin ortaya çıkması kaçınılmaz. Organik bir süreç. No Food No Money No Jewels’da Simon ile yönetmenler olarak basit temalar (bir fabrika, yemek ve para ihtiyacı) ve oyuncuların yürüteceği “taklitler” ortaya çıkardık (Princess Diana, Richard Nixon, Charlie Watts, Jimmy Hoffa, Janis Joplin, Lance Loud’un taklitleri gibi). Görevleri belli olduğunda oyuncular ellerindeki malzemeleri istedikleri gibi değiştirip bizim de düşünemediğimiz yeni sahneler, karakterler, ve durumlar yaratmak için serbestler. Bütün işbirliği deneyimi izin verdiğiniz sürece zenginleşebilir.

Your latest work No Food No Money No Jewels is a collaboration with Simon Lee. You also founded a collaborative team called the Rufus Corporation in 2003. How does the creative process work when artists with various inspirations and ideas come together for one project?

Inevitably you get better ideas when more heads are together. The process is organic. In the case of No Food No Money No Jewels Simon and I as directors came up with basic themes (a factory, the need for food and money) and “channellings” for the actors to carry out (they channelled the likes of: Princess Diana, Richard Nixon, Charlie Watts, Jimmy Hoffa, Janis Joplin, Lance Loud, Julia Childs, to name a few). Once the tasks were clear the actors were free to take liberties with the material and take it where they thought it should go, creating scenes, characters and situations we never would have come up with on our own. The whole collaborative experience can be rich if you let it be.

İşlerinizde sanat tarihine göndermeler ve diğer kültürel referanslar göze çarpıyor.İletmek istediğiniz mesaj açısından benimseme ve yetkinin gücü nedir?

Benimseme kaygan bir zemin. Beni çekiyor, fakat orada bir aşk-nefret ilişkisi var. Ama aslında her sanat ondan önce gelene dayanıyor.

Allusions to art history and other cultural references are prominent in your work. What is the power of appropriation and privilege in terms of getting the message across?

Appropriation is a slippery slope. I’m drawn to it, but have kind of a love/hate relationship with it. But really, all art is based on something that went before it.

Sanatınızı oluştururken izleyicinizin düşüncesi sizin için ne kadar önemli oluyor?

İzleyicinin yanlarında bir şey götürebilmesini önemsiyorum. Kalıcı bir izlenim bırakabilmemizi. İnsanların bir iş tarafından nasıl etkilendikleri ve nelerin onları etkilediği benim ilgimi çekiyor.

Birbirini takip etmeyen hikaye anlatımı izleyici deneyimine nasıl katkı sağlıyor?

İzleyicinin katılmasına izin veriyor. Aktif olarak hikayenin bir parçasını yaratabiliyorsun ve ne olup bittiğine karar verebiliyorsun… Bu aslında günlük hayatımızda her gün sokakta yürüdüğümüzde de yaptığımız şey. Varsayımlarda bulunuyoruz, bu da etrafımızda olanların hikayesini yaratmanın bir parçasıdır.

Size göre kamera bir araç olarak nasıl gelişiyor ve bu sanata bakış açılarını nasıl etkiler?

Aslında kamera son yarım yüzyıldır yaygın, her zaman her yerde. Gün geçtikçe daha fazla kamera ile sanat yapılıyor. iPhone kullanarak yapılmış uzun metrajlı filmler var. Bu iyi bir şey. Herkes bunu yapabilir ve yapmalı da.

Önünüzde yeni projeler var mı?

Simon Lee ile birlikte No Food No Money No Jewels projemizin enstelasyon ve sinematik versiyonlarını geliştirmek adına çalışmalar yapıyoruz. Aynı zamanda beraber Car Wash Incident’ı yaptığımız sabıkalı sanatçılar Jack+Leigh Ruby ile de yeni bir yapım planlaması içerisindeyiz.