NFT kavramı gerek yeniliği gerekse karmaşıklığı bakımından içimizde heyecan uyandırsa da bunun uçsuz bucaksız bir derya olduğunun çoğumuz farkında değiliz. Dijital sanat adına tarihi bir dönemden geçtiğimiz bugünlerde, ilham veren işlere imza atan Ecem Dilan Köse’yle NFT ve dijital sanat hakkında konuştuk.

NFT kavramına sence ülke olarak hakim miyiz?

NFT kavramına sadece ülke olarak değil dünya çapında henüz tam bir hakimiyet söz konusu değil bence. İnsanların çoğu NFT’yi bir sanat dalından ve koleksiyon yapılabilir imajlardan ibaret sanıyor. Halbuki NFT blok zincir teknolojisini kullanan bir yöntemdir. Bu sebeple NFT (non fungible token) kavramını açıklamadan önce blok zincir teknolojisine değinmek gerekiyor. Blok zincir teknolojisi özetle dağıtık kayıt sistemleridir. Blok zincirini çocukken oynamış olduğumuz oyun bloklarını düşünerek anlamayı kolaylaştırabiliriz. Çocukların üst üste dizdiği bloklar gibi, blok zincir sistemleri de her gelen bilgiyi zincire yeni bir blok olarak ekliyor, sistem de kullanıcıların yaptığı işlemleri adım adım kaydediyor. Bu sistemde kayıtlar tek bir merkezde toplanmıyor. Sistemdeki tüm oyuncuların inşa ettiği bloklar açık ve görünebilir halde. Tüm bloklar açık olduğu için tüm oyuncular sistemde hile olmadığına güveniyorlar. Sanat ile NFT kavramını düşündüğümüzde ise bir sanat eseri bahsettiğim örnekteki gibi bir blok aslında. Biz bu bloğun bütün kayıt bilgisini görebildiğimiz ve bu bilginin değiştirilemeyeceğine güvendiğimiz için sanat eserlerinin korunması, aidiyetlerinin ve biricikliğinin güvenilir hale gelmesi ve arşivlenmesi açısından güzel bir sistem olmuş oluyor. 

Türkiye piyasasını ele aldığımızda dijital sanat bağlamında kendini nasıl bir noktada görüyorsun?

Ben aslında kendimi dijital araçları kullanan bir kavramsal sanatçı olarak görüyorum. Sanatçı benim için zamanın malzeme ve araçlarını kullanır. Ben de bu araçların başında teknolojiyi kullanıyorum. Bu sebeple teknolojiyi takip ediyorum ve her yeni çıkan aracı denemeye karşı heyecan duyuyorum. Bütün çıktılarım ise aslında 12 senedir bir sorunun cevabını arama çalışmalarıdır. ‘Yaşamın özü nedir?’ Sanatı varoluşsal sorularıma cevap arayışı olarak görüyorum. Bulduğum cevapları veya denk geldiğim doğru soru ve yönlendirmeleri sanatımla bağlıyorum. Bu tamamen içgüdüsel gelişmiş bir sanat kariyeridir. Bu sebeple sadece Türkiye değil dünya piyasasına baktığımda da beni özgün yapan şey de kendi arayışıma sadık ilerlemem ve teknolojiyi yakından takip etmemdir. 

Dijital sanat adına tarihi günlerden mi geçiyoruz?

Dijital sanat alanında yapılan her şey tarihidir bence. Bu alanda yapılan her çalışma ‘yeni’dir. Bu sebeple üst üste konulan her tuğla bir şey inşa eder. Bu inşa edilen şey sadece dijital sanat değil genel olarak sanat adına yapılan faydalı bir emektir. Bütün bu emekler tarihi şekillendirecektir. Şimdi yeni bir teknolojinin kullanımı başka bir pencere açmıştır. Her geçen gün de bu değişim inşa edilen şeylerin formunu oluşturacaktır. Yine de söylemek isterim ki şu zamanlar dijital sanatın kabulü için güzel zamanlardır. Artık insanların bu alanı da görmesi dikkatlerini bu tarafa da yöneltmesi açısından büyük önem taşımaktadır. 

Galeriye gidip bir eserle yüz yüze gelmekle bilgisayar ekranından bir görsele bakmak aynı duyguyu uyandırabilir mi?

Deneyim bütün duyuların dahil olduğu sürece güçlü olur. Siz bir galeriye gittiğinizde galerinin atmosferinden de etkilenirsiniz. Size gösterilmek üzere özenle seçilerek özenle sunulmuş bir eserin hitap ettiği duyular tabii ki çok yönlü olacaktır. Bu bizim fiziksel dünyayla birlikte güçlenen algılarımız ile ilgilidir. Fakat düzgün bir konsantrasyon içerisinde gördüğümüz, tüm algımızı yönlendirdiğimiz alımlama şekillerimiz de güçlüdür aslında. Şimdilik bu deneyim ekranlarımız karşısında sadece görsel veya işitsel olarak kalıyor olsa da teknoloji adaptasyonlarımız arttıkça bu sanat deneyimlerinin de gücü artacaktır. Örneğin virtual reality teknolojisi size kapsayıcı bir deneyim sunar. Bu deneyim içerisinde çoğu zaman kayıtsız almak imkansızdır. Dört bir yanınızda size doğru tasarlanmış müthiş görsellerin direk zihninizin içindeymiş gibi duyduğunuz seslerle beraber dolaşabiliyor olmanız neredeyse fiziksele yakındır. Hatta çoğu zaman size mekansal bir hissiyat verir ve orada olmadığınızı söyleyemezsiniz.

Bize kendi 2021’ini anlatır mısın?

2021 yılı benim geçtiğim senelerde de olduğu gibi araştırmak ve çok çalışmak ile geçti. Tek farkı pandemi sebebiyle sosyal olarak dikkatimi dağıtan cazip tekliflerin ortada olmamasıydı bu sebeple çok verimli bir seneydi. İnsanların dijital dünyaya adaptasyonları arttığı için kendi sanatım özelinde biraz daha anlaşılabilir olduğumu hissetmeye başladım. Beni anlayan insanlar arttıkça ilgimi çeken konularda konuşabildiğim insanlarla konuşma fırsatı bulabildim. Evdeydim ama mekandan iyice bağımsızlaştım. Bu beni aslında özgürleştirdi ve dünyaya açılma fırsatı buldum. Ben 2021 yılının getirdiği tüm zorlukları avantaja çevirdiğimi düşünüyorum. 

Bu yıl en gurur duyarak yaptığın iş neydi?

Tabii bir önceki soruda izolasyondan elde ettiğim pozitif durumlardan bahsetsem de özlediğim şeyler de oldu. Festival ve konserler en büyük hobimdi , çok çok büyük bir özlem duyuyordum. Sanırım bu özlemimin çıktı olarak Sonar Festival’de yaptığım Human isimli audiovisual performansım benim için yılın en çılgınca deneyimiydi. Senelerce dans etmiş ve konsere gitmiş biri olarak geçmiş o performansta bir anda plansız bir şekilde ortaya çıktı. Alter egom yaptı performansı aslında :) Böyle olunca sonuç benim için çok şaşırtıcıydı. Orada bulunan Ecem yaptığı şeyi deneyimleyen Ecem izleyen insanlarla bir olmuş gibiydi. Human adlı bu performans bir dijital dönüşüm hikayesiydi ve fiziksel dünya- dijital dünya ilişkisini/ dönüşümünü anlatıyordu. Sanki 2021 :) Gurur duymak mı bilemiyorum ama üretim esnasında ‘an’da bu kadar bulunduğum ve zihnimde bazı kapıların açıldığı bir performansa dönüştü. O performanstan çok şey öğrendim. Bu yüzden bundan sonra yaptığım her şey yeni öğrendiklerimle olacaktır. Şimdi alımlayıcı ve performer ilişkisini çok iyi biliyorum. 

Özgün olmayı nasıl tanımlarsın?

Özgün olmak bence kendine karşı dürüst olmaktır. Cesaret, azim ve dürüstlüğü birlikte sunan her kişinin özgün olması kaçınılmazdır. Kim olduğunuzu, derdinizi tüm çıplaklığıyla ortaya koyma cesaretiniz varsa bunu da bütün azminizle yaparsanız bence özgün olursunuz.
En azından başka kaygıları geride bırakarak veya başka kaygılarla başa çıkarak üretim yaptığınızda siz ve neden üretim yaptığınızdan başka hiç bir şey kalmayacaktır. Her insan biriciktir, siz orada iseniz yaptığınız iş de biricik olacaktır. 

“Keşke benim aklıma gelseydi” dediğin bir çalışma var mı? 

Birçok, birçok, birçok. Sanatın çeşitliliğini bu yüzden seviyorum. Çoğu zaman bir sergiye giderken umarım ‘Keşke ben yapsaydım.’ dediğim bir eser görürüm diye dua ediyorum. Çünkü bu cümle şu demek: izliyor olduğum bu eser benim ruhumda, zihnimde bir yere dokundu. Moonassi’nin her eseri bende bu hissi yaratıyor. 

2022’den ne bekliyorsun?

Bize selfie stilini göster!