10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü için mercek altına aldığımız insan hakları, özellikle pandemi sonrası ihlaller adına endişe verici bir dönemden geçiyor. Peki, dijitalleşen dünya neden insan haklarına bir tehdit oluşturuyor?

Birleşmiş Milletler’in 1948’te kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirisi her sene bilindiği üzere 10 Aralık’ta kutlanıyor. İnternet, bilgisayar ve cep telefonunun icadı derken günlük hayatta kullandığımız birçok aygıt konumumuzu göstermek gibi daha birçok özelliği paylaşıyor. Bu nedenle teknoloji anlamında en çok endişelendiğimiz konu gizlilik. Kendi arkadaş çevremizle konuşurken bir anda önerilenlerde o konunun çıkmasıyla “Acaba dinleniyor muyuz?” cümlesi hepimizin ağzından bir kere de olsa çıkmıştır. Bunun bir hak ihlali olmasının yanısıra teknoloji, insan hakları adına daha büyük tehditler yaratabilir.

Twitter’dan, Instagram’dan veya herhangi bir platformdan anında istediğimiz gönderiyi veya düşünceyi paylaşabiliyoruz. Bu da düşünce özgürlüğünün dijitalle birleştiği bir ortam oluşturuyor. Şu an 4 milyar sosyal medya kullanıcısı kendini özgürce ifade etme imkanını eğer sosyal medya olmasıydı biraz daha zor bulurdu. Aynı şekilde dünyanın herhangi bir yerinde yapılan ihlali saniyeler içerisinde ne kadar uzakta olursak olalım görme ve dolayısıyla müdahale etme imkanına sahibiz.

İnsan haklarını tarihine göre dört kuşağa ayırmamız mümkün. Bizi bugünlük ilginlendiren ise dördüncü kuşak, yani bilişim haklarıyla ilgili olan bölüm. İnsan hakları literatüründe bir şekilde yer alan bilişim hakları kapsamında BM’nin internete erişimi bir hak olarak görmesi önemli bir adım. İyi veya kötü amaçla kullanılması muhtemel olan internet, bir tarafta bireyi özgür kılacak ifade özgürlüğünü ona en kolay yoldan verebilirken diğer taraftan hükümetin baskısıyla toplumu distopik bir ortama dönüştürebilir.

1948’den beri sadece üç kere değişikliğe uğrayan beyannamenin dijital çağa ayak uydurabilmesi için modifiye edilmesi gerektiğini savunanlar var. Örneğin savaş veya insan hakları ihlallerine yönelik teknolojilere ilişkin küresel bir yasak veya yapay zekanın yaratılmasında insan yaşamının ve sağlığının önceliği istenilen maddeler arasında gösterilebilir.

Özellikle salgını kullanarak halkın üzerindeki baskıyı artıran bazı otoriter hükümetler, insan hakları konusunda oldukça geride kaldı. Hükümetler dijital yaşamlarımız üzerinde her zamankinden daha fazla kontrole sahip. Geçen yıl Küba, Kenya ve Hindistan’daki internet kesintileri vatandaşları ve protesto haklarını susturdu. Rusya, Türkiye ve Nijerya platformları aşırı olarak nitelendirerek Twitter ve Instagram’a erişimi engelledi veya kısıtlamaların olacağını belirtti. 2020’de toplam 29 ülkede 155 internet karartmasına tanıklık ettik. Çoğu zaman ülkeyi yabancı saldırılara karşı korumak istedikleri gerekçesi kullanılsa da aslında amaç temelde sadece bilgi üzerinde kontrol sağlamak ve nüfusu gözetlemek.

Dijital çağ daha yeni başladı ancak ihlaller şimdiden korkutmaya yetiyor. Dünya nüfusunun hala yarısı internete bağlanamıyor, bu da tarihte daha önce hiç görmediğimiz bir dışlanmaya yol açıyor. Gelişmiş teknoloji sayesinde veri casusluğu ve kötüye kullanılması her zamankinden daha kolay hale geldi. İnsan Hakları Beyannamesi’nden 70 yıl sonra herkes için yeni dijital insan hakları yaratmanın zamanı geldi mi?