Sevgili Studio 54,

Burada işler biraz karışıyor; besbelli ki sana “ulaşmamız” teknik olarak imkansız; hele iletişime geçmeye çalıştığımızın geçmişte bir yer ve bir zaman dilimi olduğunu göz önünde bulundurursak… Bunu daha çok gece hayatının en iyi zamanına yapılan bir övgü olarak düşünün; Jay Gatsby’nin partilerini utandıracak, Andy Warhol ve Liza Manelli gibi modern ikonların dans yarışmaları yaptıkları (en azından bizim aklımızdaki hikayede öyle) ve New York’ta bir 54. cadde köşesinde tek önemsenen şeyin disko olduğu bir zaman.

Slogan çok basit: “İyi bir parti vermenin püf noktası orayı kendinden çok daha ilgi çekici insanlarla doldurmak.” Mekan sahipleri Steve Rubell ve Ian Shrager tam da bunu yapabilmekte başarılılardı. Michael Jackson, Rod Stewart, Woody Allen, Bianca Jagger (yanlışlık olmasın; doğumgünü kutlamasında beyaz bir atın üstünde!), Diana Ross, ve Liz Taylor gibi isimlerin doldurduğu klüp, 33 aylık varlığında kelimesi kelimesine hayatta görülebilecek en iyi partileri verdiler.

En popüler gece klübünün açıldığından neredeyse 40 yıl sonra, gece hayatının ve sunduğu her şeyin yasını tutuyoruz. “Eğlence”, aldığın “parti sürprizlerine”, tanıdığın insanlara, ya da giydiğin en yeni kıyafete – topuk ne kadar yüksek, makyaj ne kadar yoğunsa o kadar iyi – doğru oranda artıyor. Ve evet, Studio 54 olabilecek en müstehcen olaylara ve ölçüsüz baş kaldırmalara ev oluyordu, fakat en azından duydukları her şeye kıpırdanan, üstlerine çıkabilecekleri her yere çıkan insanlar vardı. Hem de bir klüpte yapılabilecek en saçma şeyi yapıyormuşsun gibi, sen dans ederken sana bakan insanlar olmadan.

“O gece orada bir diskotek açılışına değil de tarihe geçecek, insanların yaşama ve eğlenme biçimini değiştirecek bir şeyin açılışında olduğumuzu hepimiz biliyorduk… Hiç kural yoktu.” Şimdi ise, sadece onlarla çevriliyiz…

Collage by Damlasu Yasa