Sevgili Iris Apfel,

Dünyada ulaşılması en zor olan kadın sen olabilirsin. Sana bu kadar zor ulaşılma yetkisini bu gezegende yaşadığın 94 yıl mı veriyor bilemiyorum ama, bunu gerçekten iyi başarıyorsun.

Modaya olan takıntım, yaklaşık 10 yaşlarında Istanbul’dayken, New York’ta Manolo’larla yürümeyi düşlerken başladı. Yanlış anlaşılmasın, bu Sex and the City öncesi dönemdeydi. Fikir, aslında, annemi davetlere hazırlanırken izleyip, o zamanlar muhtemelen 10 lira olan tüm paramın ayaklarımda olmasını dilememle çıktı.

Sen, bu hikayeye 10 yıl sonra dahil oldun, sadece ayakkabılarınla değil, her yönüyle mükemmel bir örnek olarak. Sadece kocaman baykuş gözlüklerin, ya da aksesuar kullanımındaki aşırılığın, ya da desenleri umarsızca kullanımın yüzünden değil tabii ki; Beyaz Saray’ın iç mimarisini dokuz Beyaz Saray first lady’siyle birlikte tasarlamış, “Old World Weavers” adında bir tekstil firması kurmuş, Women’s Wear Daily’ye yazmış bir kadın olarak seninle ilgili kutlanması gereken birçok şey var.

Dior maskaralı göz yaşlarım eşliğinde belgeselin “Iris”i izlerken, sana olan takıntım tsunami dalgaları şeklinde artarak, benliğimin her bir hücresini “farklı olmanın” ne olduğunu anlamasını sağladı. Yine de senden öğrenmek istediğim daha çok şey var Iris, çünkü sen yaptığın her şeyi çok iyi beceriyorsun. Yani lütfen Iris, maillerime cevap ver.

“İlgili olmanız lazım. İlgili değilseniz ilginç de değilsiniz demektir.”

İllüstrasyon: Damlasu Yasa