Aşkın o bedenimiz baştan aşağı saran hissi, vücudumuzun kontrolünü ele alışı ve bize yaşattığı evrensel mutluluk… Fotoğrafçı Rob Woodcox, Cloud Love isimli serisinde işte tam da bu hissi yakalamaya çalışıyor. Eserlerinde sürrealizmin etkinlerini gördüğümüz, ilhamını ise gerçekliğin karmaşıklığından alan Woodcox ile sanat, ilham ve aşk hakkında konuştuk.

Sanatla olan yolculuğunuz sizi bir insan olarak nasıl şekillendirdi? 

Sanat hayatımı o kadar çok değiştirdi ki, adeta gri bir dünyadan renkli bir dünyaya geçmek gibi. Fotoğraf çekmeye başlamadan önce, basit detayları ve hatta belki de çevremdeki abartılı şeyleri şu anda olduğu kadar fark edemiyordum sanırım. İlkokul hayatımın bir döneminde beni uyum sağlamam ve başkalarının beklentilerini karşılamam için eğitti ama fotoğrafçılık beni tamamen özgürleştirdi. Her şey kendi portrelerim ve duygularımla ilgili kavramlar aracılığıyla içsel benliğimi keşfetmemle başladı ve sonra da bu durum görsel sanat yoluyla dünyada gördüğüm sosyal ve çevresel sorunları kavramsallaştırmaya evirildi. Yaşadığım sürece görsel sanatı asla bırakmayacağım!

Size yaratma ilhamı veren nihai an nedir? 

Çocukken ormanda kaybolmak bugün bile bana ilham veren ve zihnimi özgürleştirmemi sağlayan bir deneyim. Doğada olmak, hepimizin içinde olduğunu düşündüğüm masumiyetle bağlantı kurmama yardımcı oluyor. Şimdiye kadar aldığım en iyi tavsiyelerden biri hayal gücüm ve gençliğimden asla kopmamam gerektiği- sanırım dağlar, şelaleler, ağaçlar, bizi çevreleyen her şeyin karmaşıklığı beni hep etkileyecek.

Hangi yüzyılın sanatını ilham verici buluyorsunuz? Görüntü oluşturma sizin için ne anlam ifade ediyor?

Sürrealizm bana en çok ilham veren akım.  René Magritte, Salvador Dalí, Frida Kahlo ve Leonora Carrington gibi sanatçılar, deneyimlediğim gerçekliğin ötesinde hayaller kurmam için bana ilham verdiler.  Eğer bir şey aklımızda var olabiliyorsa o zaman gerçekte de vardır.  Benim için görüntü oluşturma resim yapmak ya da heykel yapmak gibi- bir ortamda farklı unsurları bir araya getirmeyi ve daha önce hiç kimsenin görmediği bir şey inşa etmeyi içeriyor.  İnsanları şaşırtmayı ve düşündürmeyi seviyorum. Bu, çalışmamı sunmanın en heyecan verici kısmı, insanların eserle etkileşime girdiğini ve eserin başlarını döndürdüğünü görmek. Sürecin bu kısmına bayılıyorum. 

Konularınızı nasıl seçersiniz?

Tanıştığım ve ilginç bulduğum insanlarla çalışıyorum. Bazen seyahatlerim, bazen de Instagram aracılığıyla tanışıyoruz.  Nazik ve samimi insanlara öncelik veriyorum ve onlara nasıl görünmek istediklerini göstermeyi hedefliyorum. Grup çalışmalarında bireylerden ziyade kolektif sonuca daha fazla odaklanılır. Sanatımda tüm bedenleri ve kimlikleri memnuniyetle karşılıyorum.

“Cloud Love” hangi duyguları yansıtıyor?

“Cloud Love” eserim, birine gerçekten aşık olduğunuzda hissettiğiniz duygunun içsel bir yansıması. Tüm vücudunuzu saran ve bugüne kadar deneyimlediğiniz en büyük gülümsemeyi veren duygu.  Bu, hayatımdaki pek çok insandan- sevgililerden, arkadaşlardan, aileden- aldığım bir his. Bence herkes yaşamı boyunca mümkün olduğu kadar böyle hissetmeyi hak ediyor; toplum olarak çoğu zaman kendimizi sınırlıyoruz ya da sevgiye layık olmadığımız yalanlarına inanıyoruz. Bu masalı çürütmek istiyorum- herkes sevgiyi hak ediyor.

Aşkı nasıl tanımlarsınız?

Aşk tamamen kabul etmektir. Aşk, bir başkasının huzurunu ve güvenliğini sağlayıp ona saygı duymaktır. Aşk her zaman kolay değil ama sonunda sınırsız ödüller bahşediyor insana. Gerçekten sevdiğim insanlar her zaman bana güvenebileceklerini biliyorlar ve ben de onlara güvenebileceğimi biliyorum. Aşk, sonuna kadar görmemiz gereken bir yolculuk.