İstanbul dünyanın en iniş çıkışlı kenti ise başrolün Beyoğlu’nda olduğu şüphesiz! Beyoğlu’nun sembolik adreslerinden Alkazar Sineması ise Nike’ın katkılarıyla yepyeni bir sahneye dönüşüyor. “HOPE Alkazar” ile şehre; spor, kültür ve sanat ekseninde yeni bir hareket alanı kazandırılıyor. Sosyal iyiliği odağına alan HOPE Alkazar için ne fiziksel ne de dijital bir sınır yok. Daha sürdürülebilir bir gelecek düşü hepimizin zihninde yer edinmeye başlamışken daha fazlası için birlikte hayal kuracağımız bir alan burası. “Hareket etmenin dönüştürücü gücü” Alkazar’ın yenilenen dünyasının çıkış noktası ve burada tabulara yer yok.

Sweatshirt: Nike x Esra Gülmen, Pantolon: Cult Gaia, Küpe: Begüm Khan, Ayakkabı: Marsell / Beymen, Eldiven: Editöre Ait

Tabular demişken… “Dürüst sanat” olarak tanımlayabileceğimiz işlerini önce Instagram’da; sonra da sokaklardan sergi salonlarına uzanan geniş bir spektrumda farklı medyumlar aracılığı ile paylaşan Esra Gülmen, hemen zihinlerdeki yerini alıyor. Esra’nın işleri popüler sanat ve popüler kültürden besleniyor. Birçok kişinin rahatça konuşamadığı konuları yalın bir dilde, zihinlere dokunan bir forma taşıyan Esra, “communication art” akımının günümüzdeki en önemli temsilcilerinden. Özellikle Instagram’ın getirdiği agresif yayılım ile sergileme yapmadan önce insanların tepkisini ölçebiliyor ve işlerine form olarak yeni dışavurumlar çıkarabiliyor. “Ben işlerimde mesaj vermeyi sevdiğim için bu mesajlar farklı medyumlarda neye dönüşüyor ona bakmayı çok seviyorum. ‘Bla Bla Bla’ adlı işim kısacık saçlarımın arkasında dururken başka bir şey söylerken, bir çantanın üzerinde başka bir mesaja dönüşüyor. İlk bir serigrafi baskı olarak ürettiğim iş, yakın zamanda bir NFT’ye dönüşecek. Önümüzdeki günlerde onu ben bir koltuğa da basabilirim. Mobilyada başka, kâğıtta başka, kıyafette başka bir anlamı var. Yaptığım şeyle oynamayı bu yüzden seviyorum. ‘Mountains Trees Rivers’ kâğıt işimin bir video art’a dönüşmesi gibi. Ayrıca işlerimi planlı yaptığımı söyleyemem. İçgüdülerim ile hareket etmeyi çok seviyorum. Hemen kalbimden kağıda ya da işte o artık hangi obje ise direkt ona geçsin diye çok hızlı ve kusurlu şekilde yapmaya çalışıyorum.”

Esra’nın sanat anlayışında empati en üst seviyede! “Doğup büyüdüğüm yerde ve ailemden farklı olduğum için farklı olmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum ve bu yüzden empati yönümün çok güçlü olduğunu söyleyebilirim. Başkalarını anlamak, anlayabilmek, galiba bunu iyi beceriyorum.” Ve kendi sanatını “self-therapy” olarak görüyor. Alkazar’la etkileşimi de tam bu noktada başlıyor. Esra Gülmen, HOPE’tan ilham alan en büyük fiziksel yerleştirmesi ile HOPE Alkazar’ın spor stüdyosunu eşitlik, çeşitlilik ve empati ilkelerini benimsediği dev bir sanat eserine dönüştürüyor. Esra’nın sanatı için eşitlik ve özgürlük her zaman ön planda “cinsiyet kimliği üzerine işler yapmayı çok sevdiğini” vurgulayan Esra; empati ve tolerans kavramları üzerine sıkça düşünüyor ve üretiyor. Esra’nın sanat disiplini kelimelerin ve kavramların etkisinde! “Ben sanatımda kelimelerden, kavramlardan çok ilham alıyorum, onlar üzerine düşünmeyi çok seviyorum. ‘Hope’ da çok güzel bir kelime, içi çok dolu ve çok pozitif. Böyle bir işi yapıyor olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Bana tolerans, empati kavramlardan yola çıkarak nasıl bir spor stüdyosu hayal edersin diye sorulduğunda, zaten mekanın ismi HOPE Alkazar, ‘Hope’ da harika bir kelime, onun üzerine bir şey yapabilirim diye düşündüm. Ve kocaman bir ‘Hope’ illüstrasyonu yaptım. Ve kelimenin içerisindeki ‘O’ harflerini gülen yüzler olarak çok minimal bir şekilde kullandım, saymadım ama onlarca gülen yüz vardı illüstrasyonun içinde. Hepsi birbirinden farklı, hepsini tek tek çizdim. Hepsinin gülüş stilleri farklı, renkleri farklı. Geçmişin, yetiştirilme tarzın, geldiğin yer, ırkın, cinsiyet kimliğin ne olursa olsun bu sahne sana açık ve biz seni destekliyoruz diyor HOPE Alkazar. Ben de bunu yaşamanın, beraber hayal edebilmenin ne kadar güzel olduğunu çok pozitif ve basit bir şekilde görselleştirmeye çalıştım.” 100m2’lik bu alanın 3 tarafı aynalarla çevrili ve ortaya kocaman, sonsuz bir umut, bir gülen yüz etkisi çıkıyor.

Sweatshirt: Nike x Esra Gülmen, Pantolon: Cult Gaia, Küpe: Begüm Khan, Ayakkabı: Mersell / Beymen

Gülen yüze duyarsız kalamazsınız! “Onu görünce sen de gülümsüyorsun, işin bu etkisini çok seviyorum ben. Gülümsemenin bulaşıcı olduğuna inanıyorum, İnsanlar fotoğrafını çekerken onlar da gülümsüyor, o şekilde paylaşıyorlar. İnsanlara böyle güzel bir yerden dokunabildiğim için çok mutluyum. Bir de ben Hope’u yaparken başka alternatifler de geliştirmiştim. Bir tanesi ‘inhale- exhale’ idi. Onu da aynalar ve soyunma odalarının kabinlerinin önündeki dolaplarda kullandık. O da çok kendini anlatan bir tasarım, yine bu tolerans ve empati kavramlarını sorgularken ortaya çıktı. Spor, tolerans, empati bunların kesişim kümesi ne diye sordum kendime. Cevabı çok basit aslında ‘nefes al ve nefes ver’ bunlar spor yaparken, yoga, meditasyon yaparken en çok kullandığımız laflar. Birbirimize karşı toleranslı ve empati sahibi olabilmek için önce bir durmak lazım.

“Nefes alıp veriyorsan dinliyorsun demektir. Onun altını çizmeye çalıştım. Çünkü aslında bizim tek derdimiz karşımızdakini dinlemiyor olmak. Hep biz bir şey söylemek istiyoruz ve o yüzden birbirimizi anlamıyoruz. O yüzden çok basit bir şekilde nefes al nefes ver, toleranslı ol ‘just do it’ gibi çok minimal bir mesaj vermek istedim.” Spor salonundaki aynada ve soyunma odalarındaki dolaplarda görülen bu iş “tolerans” kavramını en naif şekilde hatırlatıyor.

Bra: Nike x Esra Gülmen, Elbise: Siedres, Çorap ve Bantlar: Nike, Küpe: Begüm Khan, Ayakkabı: Marsell / Beymen, Eldiven: Editöre Ait

HOPE Alkazar’ın açılışında farklı disiplinlerden sanatçı, sporcu ve kanaat önderleri ile bir araya gelen Esra, HOPE ile yakalanan ruhun umudun ta kendisi olduğunu söylüyor. “İstanbul’a yeniden geldiğimde, bu mekana adım attığımda; mekanın da enerjisi ile ‘Şehirde güzel şeyler de oluyormuş.’ diyebildim. Bu çok güzel bir şey. Hani birliktelik derken, markayla aile olduk falan, bana biraz bunlar yalan gibi gelirdi. Ama Nike ile gerçekten bir aile gibi hissettim çünkü konuştuğumuz kavramlar o kadar birebir aynı ki…”

Nike ile aralarındaki güçlü bağı hayata aynı yerden bakabilmek kadar güçlü bir noktayla bağdaştıran Esra, zaman içerisinde “just do it” mottosunun kendi yaşamının da merkezine oturduğunu söylüyor. “İnsanlar hep bana sorar; ‘Nasıl bu kadar çok iş yapıyorsun?’ ya da ‘Nasıl bu kadar cesursun?’ sadece yapıyorum, aslında çok fazla sorgulamıyorum. Yapıyorum, önüme bakıyorum ve ilerliyorum. O yüzden gerçekten hissederek yaptığım bir iş birliği oldu.”

T-shirt: Nike x Esra Gülmen, Etek: Aweke Mood / Beymen, Küpeler: Begüm Khan, Çizme: Ganni / V2k

HOPE Alkazar için yaratılan işler öyle çok sevilmiş ki bunu neye bağlayabiliriz sorusu hem Nike hem de Esra için gündeme gelmiş ve bu işler, bir kapsül koleksiyona dönüşmüş. Nike koleksiyonundaki “zamansız” parçalara taşınan bu işler ile hazırlanan kapsül koleksiyon; t-shirt, sweatshirt, yoga matı, sporcu sütyeni ve tote bag’lerden oluşuyor. 25 Kasım’da Beyoğlu’ndaki Nike mağazasında satışa çıkacak koleksiyonun tüm geliri yine umut dolu bir amaca hizmet ediyor ve tamamı Tohum Otizm Vakfı’na bağışlanıyor.

Esra, Nike ile çalışmanın her illüstratörün hayali olduğunun altını çiziyor; “İşin sonunda tabi ki bu bir iş ama benim çok çok duygusal yaklaştığım bir iş oldu bu. Ben zaten hiçbir işime, hiçbir ilişkime o şekilde yaklaşamadığım için bağ kurabileceğim markalar ve kişilerle çalışıyorum.” Klişe gelecek ama tüm bu konuşmamızın ardından Esra’nın Nike ailesinin bir parçası olduğunu gözlerinin içerisinde görebiliyorum. HOPE Alkazar’da ilerleyen dönemde çeşitli atölyeler ve söyleşilerle yeniden bir araya gelecek ikilinin yeni deneyimleri için sabırsızım.

Doğup büyüdüğüm yerde ve ailemden farklı olduğum için farklı olmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum ve bu yüzden empati yönümün çok güçlü olduğunu söyleyebilirim. Başkalarını anlamak, anlayabilmek, galiba bunu iyi beceriyorum. -Esra Gülmen

Sweatshirt: Nike x Esra Gülmen, Elbise: Siedres, Çizme: Ganni / V2k, Küpe: Begüm Khan

İşlerinde İngilizce’yi kullanan Esra, buradaki yaklaşımı; “İşi İngilizce düşünmeye çok alışmışım.” gibi basit bir yerden ele alıyor aslında sanılan, beklenen snob’luktan yine uzak. “Berlin’de yaşıyorum, beni Almanya’dan ve dünyanın birçok yerinden takip edenler var. Herkes anlasın diye tabii ki İngilizce yaptım hep işlerimi. İngilizce ayrıca çok şiirsel bir dil, kelimelerle oynamaya çok müsaade ediyor. Ve anadilim olmadığı için daha basit düşünebilmeme de olanak sağlıyor. Bu benim işlerim için çok önemli. Türkçe’de çok daha karışık düşünüyorum.”

Son dönemde video art olarak yeniden karşımıza güncel bir formda çıkan “Mountains Trees Rivers” işinin hikayesine dönüyoruz; “Onu ben çok zekice bir fikir buldum diye yapmadım mesela. Bir grup sergisine çağrılmıştım Berlin’de, bir arkadaşım küratörlüğünü yapıyordu. Konu ne diye sorduğumda, Mountains dedi. Ben de genelde psikolojik sorunlardan ve hayattaki problemlerden besleniyorum, doğadan değil. Doğa çok sıkıcı, doğa mı çizeceğim kuş mu resmedeyim demiştim. (Tam burada kahkaha’lara boğulduğunu es geçmemek de lazım.) Ama bir yandan Berlin’de iyi bir grup sergisi ve kaçırmak da istemedim. Ben bir şeye genelde sinirlendiğimde ya da üzüldüğümde iş çıkarıyorum. Orada bu sıkıcı konuyu protesto edeyim ve kağıda sadece ‘Mountains’ yazıp vereyim diye düşündüm. Mountains yazarken de bu M’nin içinde dağ illüstrasyonun saklı olduğunu gördüm. Bu şekilde çıktı bu tipografik illüstrasyon işi, herkes de çok sevdi. Bu devam eder mi derken Trees, Rivers geldi. Sonra geçen sene Waves ve Clouds seriye eklendi. Hatta Pilevneli x König galerilerinin ortak sergisine dahil oldu geçen yaz. Yanlışlıkla olsa da kelimelerin içerisinde illüstrasyonlarının saklı olduğunu keşfetmek müthiş!” Her şeyin içinde bir yanlış olduğuna inanan Esra, hissettiği gibi yaşamayı seviyor. Filtresiz. Esra’nın işlerindeki doğal tavır çoğu kişide “ben de yapabilirim” hissi yaratıyor; “Tabii ki yapabilir ama işte beni ben yapan, ya da bütün sanatçıları onlar yapan sürekli bunu tutarlı bir şekilde yapıyor olmak. Önemli olan devamlılık. Şu an mesela ben de abstract resim yapabilirim ama bu beni ‘abstract’ sanatçı yapmaz. Johann König ile de bir sahnedeydik geçen ay Berlin’de. O da söyledi; ‘Bir sanatçının imzası olması çok önemli.’ Bakıldığında bunu Esra yapmış diyor olmaları lazım.” Peki Esra’nın eserleri ile el yazısı ne oranda bir benzerlik gösteriyor? Bu soru hepimizin aklında, yani bir kağıda not aldığında da bu etkiyi görecek miyiz? “Çok benzemiyor. Ama bir gün şöyle bir iş de yapabilirim. Atıyorum, sadece Helvetica font kullandığım bir iş. Onu yine “Esra işi” yapabilirim. O zaman da imzam, o benim short-cut yarattığım, sevdiğim düşünce şeklim ya da kullandığım mizah olacaktır.”

Bra: Nike x Esra Gülmen, Elbise: Siedres, Çorap ve Bantlar: Nike, Küpe: Begüm Khan, Ayakkabı: Marsell / Beymen, Eldiven: Editöre Ait

Önümüzdeki aylarda İstanbul’daki ilk solo sergisini açmaya hazırlanan Esra, illüstrasyonlarını paylaşarak kendini rahatlatıyor. Mutlu olduğunda stres olduğunu ve üretemeyeceği için endişe duyduğunu da eklemeden geçmemek lazım, ama ne yazık ki hayatta aradığınızda her zaman bir problem bulmak da mümkün!

En büyük hayalinin şehrin simgesi niteliği taşıyacak bir heykeli İstanbul ve Berlin için üretmek olduğunu belirten Esra, 10 yıllık reklamcılık kariyerini geçtiğimiz günlerde geride bırakarak yola tamamen sanatçı olarak devam edeceği “kendisi için büyük bir adım” ile ilerliyor. Biz Türklerin korunaklı alanlarından çıkıp sadece üretmeye odaklanması nerede olursa olsun zihnine işlenen “kendini garantiye al”, bariyerini geride bırakması zor. Hepimiz bu duyguyu çok iyi biliyoruz.

Sweatshirt: Nike x Esra Gülmen, Pantolon: Cult Gaia, Küpe: Begüm Khan, Eldiven: Editöre Ait, Ayakkabı: Marsell / Beymen

“Beyoğlu’nun yüzü çok değişti. Ama benim rahatsız olduğum şey, herkesin konuştuğu oradaki yeni insanlar değil. Hiçbir ırktan rahatsız olduğum yok. Sadece sevdiğim, gidip oturmak istediğim bir yer kalmamış. Bu biraz üzücü. Şimdi HOPE Alkazar var, burası yeni evimiz. Son bir haftamı orada geçirdim, bu buluşma noktası havasını çok seviyorum, umarım Beyoğlu’na kaybettiği ruhu birlikte yeniden kazandıracağız.” sözleri bu yazıya veda etmek için harika şüphesiz! 2000’lerin başındaki Beyoğlu’nu deneyimlemiş biri olarak 10 yıl sonra yeniden Beyoğlu’nda heyecan duyacağımız bir şey bulmak son dönemde başımıza gelen en iyi şeylerden birisi! Hele ki buna bu şehrin yetiştirdiği harika sanatçıların eşlik etmesi ise konuyu git gide daha kutsal bir hale taşıyor. Rotanızı Beyoğlu’na çevirin ve Esra’nın cesur kelimeleri ile hareketin sahnesinde biraz vakit geçirin, mekandan ayrılırken kendinizi biraz daha hümanist hissedeceğinize eminim!

EIC DUYGU BENGİ
Fashion by BURAK SANUK
Filmed by ECEM TUNGAZ
Photographed by ZEYNEP ÖZKANCA
Hair by AKIN ÜNAL
MUA BARIŞ YILMAZ
Production BI CREATIVE
Head of Production MİRAY SİNCER
Music by ARSAN SAĞLAR