Yolculuğuna çello ve piyano çalmakla başladı ve şimdi dünyayı dolaşarak setlerini tüm dünya ile buluşturuyor. Kaotik dünyasında her zaman sevgiyi seçiyor, her türlü müzik ve anıyla kendine özgü tarzını yaratıyor… Müzik dünyasının yükselen yıldızı Carlita ile tanışın!

Farklı sesler aracılığıyla kendi dünyanızı yaratıyorsunuz, bu dünyayı bize tarif edebilir misin? Bütün bu seslerin arkasında durmak nasıl hissettiriyor?

Bunu açıklamak çok zor çünkü birçok tür ve sesten ilham alıyorum. Büyürken çello ve piyano çaldım, annem sayesinde evde caz, blues ve brezilya müziği dinledim. Daha sonra gençlik yıllarımda beni çeken daha çok rock’n roll’du. Bütün bu etkiler, bugün ortaya çıkardığım sesi ve müziğime ilham veren şeyi yaratmamı sağladı.  İçinde bulunduğum evren bir tür sese bağlı kalmıyor. Tümü,  şimdiye kadar hayatıma girip beni etkileyen şeylerin oluşturduğu bir bulanıklık.  Her gün gelişmeye devam ediyor. 

Anılarınızı şarkılarla eşleştiriyor musunuz? Hayatınızı üç ana bölüme ayıracak olsaydınız, bu bölümlerin müziği ne olurdu?

Elbette her şarkının bir evi varmış gibi hissediyorum. Ses, bize tanıdık anıları tekrar hissettiren çok güçlü bir duyu. Bu yüzden insanlar bildikleri şarkıları duymayı seviyorlar :)

⁃ Part 1 – Freed From Desire by Gala

Bu şarkı hatırladığım ilk şarkı.  Bana durup vay be dedirten ilk şarkı.   O yılı bile tüm detaylarıyla hatırlıyorum, o yüzden bu şarkıyı seçtim. Son zamanlarda bu parçayı bir festivalde çaldım, sanırım bu şarkı benim yaşımdaki herkes için kolektif bir anı. 

⁃ Part 2 – Wonderwall – Oasis

21 yaşıma kadar en sevdiğim şarkı buydu. Tüm lise yıllarım boyunca dinledim.  O zamanlar Oasis’i çok severdim, hala seviyorum. Rock and roll’un benim üzerimde büyük bir etkisi var ve her zaman olacak. 

⁃ Part 3 – Not Alone – Time

Polonya’daki Garbicz Festivalinde bu parçayı çaldığımda inanılmaz büyülü bir an yaşandı ve müzik kariyerim çok beklenmedik bir şekilde değişti. Sahnedeki ve sahnenin etrafındaki enerji inanılmazdı. Herkesin yüzünde bir gülümseme vardı ve çok mutluydu. Yaşadığım o bir kaç dakika, o andan itibaren her şeyin farklı olacağını fark ettirdi bana. Festivalden sonra daha fazla gezmeye ve sahne yapmaya başladım. Daha çok insan beni ve müziğimi tanıdı.  

Küçükken duyduğunuz ve sevdiğiniz şimdi nostaljik hissettiren bir şarkı var mı?

REM – losing my religion. Başka bir eski rock n roll şarkısı :)

Yaratıcı sürecinizi nasıl tanımlarsınız? Daha organize misiniz yoksa kaotik misiniz?

Daha organize olmayı çok istesem de oldukça kaotik biriyim. Çocukken hiperaktiftim ve hala konsantre olmakta zorlanıyorum. Meditasyon gerçekten yardımcı oluyor ve işleri benim için daha iyi hale getiriyor. Sadece ilham aldığımda müzik yaratıyorum ama deadline’lara da sadık kalmaya çalışıyorum. Ama tabi sadece deadline’lara bağlı değilim çünkü her şeyin her an değişebileceğine inanıyorum.

Müzik yaparken anda mı kalıyorsunuz yoksa hayal mi kuruyorsunuz?

Kesinlikle çoğu zaman hayal dünyasındayım ama atmosferi kontrol etmek için arada bir gerçekliğe geri dönüyorum. Genelde ilk bir iki saat kalabalığın nabzını yokluyorum ve sonrasında dalıp gidiyorum. Herkesin keyfi yerinde mi, aynı frekansta mıyız diye kontrol etmek için kalabalığa yeniden odaklanıyorum.

Kadim bir tanrıya özel bir set çalacak olsanız bu hangi tanrı olurdu? 

Aşk tanrısı Eros olurdu. Çünkü ne zaman bir çatışma yaşasam ve bir şeye karar vermek zorunda kalsam kendime aşk ne yapardı diye soruyorum? Sonunda cevap her zaman aynı oluyor.  Aşkı seç. Yaptığım şeyi seviyorum ve yarattığım her şeye, müziğime ve setlerime sevgi katmaya çalışıyorum. Yani evet, aşk tanrısına çalardım. 

Cevaplamak istediğiniz ama size daha önce hiç sorulmamış bir soru var mı?

Müzik yapmasaydım ne yapmak isterdim? Kısa zaman önce bana böyle bir soru soruldu ve hiç düşünmeden cevap verdim. Bir astronot olmayı, zamanda ve uzayda seyahat etmeyi çok isterdim.