Hayatta tam da istedikleri işleri yapan kişiler hem ilham kaynağı oluyor, hem de biraz da olsa kıskandırıyor insanı. Azimleri, yetenekleri ve yaratıcılıkları neredeyse bulaşıcı noktada oluyor. Bİ’ŞEYLER’in kurucu ikilisi, Ece Yılmaz ve Gökhan Okuyucu da böyle olunca biz de daha fazla uzakta kalamadık onlardan.

It makes one both inspired and a little envious when you see people doing exactly what they want in life. So determined, so talented, so full of creativity that it’s almost infectious. Bİ’ŞEYLER is made up of a duo, Ece Yılmaz and Gökhan Okuyucu, who exude a similar feeling, making it inevitable for us to stay away…

Yurtdışında bir çok konuda “xxx for Dummies” adlı kitaplar oluyor; bir konuyu anlamayan insanlar için en basit şekilde anlatıldığı bir kitap, bilirsiniz. Yaptığınız mesleği, biz çok iyi anlamayanlara, anlatabilir misiniz?

Ece: En basit şekliyle mi olur bilmiyorum ama, Yeni Medya Sanatları ile uğraşıyoruz diyebiliriz kısaca.

Gökhan: Ki böyle deyip de sıyrılamadığımız bir soru. Akrabalarımıza bile hala ne iş yaptığımızı tam olarak anlatabilmiş değiliz. Bir yandan kendimizi de çokça bu tanım üzerine konuşurken, yorumlarken vs buluyoruz.

Ne yani “yeni medya”, ne yapıyoruz?

Ece: Yeni medyayla uğraşan ve farklı farklı konularda kafa patlatan bir sürü insan var. Bizim tam olarak ne yaptığımızdansa olayı açıklamaya çalışmak daha doğru geliyor bana. Yeni medya dediğimiz şey aslında çok da yeni değil. 70’lerde de örnekleri var 60’larda da. Çıkarılmış işler, bugün gördüğümüz teknolojik oyuncakların ilk denemeleri falan var. Döneme göre güncel onlar da… Daha çok sanat ve teknolojinin yolunun kesişmesiyle başlayan üretim “Yeni Medya”yı oluşturuyor diyebiliriz. Ha bilim de dahil olabiliyor bu kesişmeye ve tadından yenmiyor…

Gökhan: Tarih boyunca tüm yaratıcı beyinler aslında farklı materyalleri deneyimleme, yeni üretim ve mecra sergilemeye çalıştı. Bizim yaptığımızın da bundan bir farkı olmadığını düşünüyorum. Materyaller değişiyor/gelişiyor, internetin ve dijital teknolojinin gelişmesi ile de uslu durmayan, meraklı
bir sürü insan bunları kullanıyor. Alışılmış bir mecra dışına çıkıp bunlarla farklı iletişim yolları sağlıyor. Biz de bu dünya içinde görsel dünyamızı, fikirlerimizi teknoloji ile birleştirerek aktarmaya çalışıyoruz.

You know those books that explain a subject in the simplest manner called “xxx for Dummies”? Could you explain what you do to those who don’t know anything about it?

Ece: I don’t know if it’s the simplest way but we can say that we work in New Media Arts.
Gökhan: And that is not even an answer we can get away with. We haven’t even been able to explain our job to our relatives. On the other hand, we find ourselves frequently talking about this subject, interpreting it.

Museum of Energy Mechanical Surface A/V Performance / Santralİstanbul International Conference on Energy and Management 2014
What is “new media,” what do we do exactly?

Ece: There are many people who work on new media and comtemplate on different subjects. To me it’s better to try to explain the situation rather than what we do exactly. What we call new media is actually not that new. There are examples in the 70’s and 60’s. Complete works, first experiments of today’s technological toys. We can say that New Media is made up of the intersection of technology and art. Well, science can also be a part of this and when that happens, it’s the best.
Gökhan: Throughout history, creative brains worked to experience new materials, to exhibit new production and genres. I think what we do is not different than that. Materials change/ develop, and curious people use them easily due to the advancement of the internet and digital technology. These provide a new approach to this sector. What we try to do is to narrate our visual world and ideas using technology in this world.

Türkiye’de bu alanda çalışan çok fazla insan bulunmuyor. Bu alanda yer alma hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Gökhan: Bu biraz yola çıkış gibiydi. Yeni şeyler denemek istiyorduk ikimiz de. Kurduğumuz altyapı ve ilişkilerle aracımız da vardı aslında. Ama tek başına yola çıkmak hem zor, hem de insanın sadece kendi doğrularıyla kalması sıkıcı. Birer yol arkadaşına ihtiyacımız varmış demek ki. Tanıştıktan sonra gerisi çok hızlı ilerledi.

There aren’t too many people who work in this field in Turkey. What is your story in this field?

Gökhan: This was sort of a beginning. We both wanted to try new things. We also had the means to be in this field because of the infrastructure and relations we had already built. But to start on your own is difficult, and staying true to only your own style is boring. That’s to say we both needed a companion. After we met, the rest followed rapidly.

Bir brief geldiğindeyse, onu önce sevebileceğimiz bir hale dönüştürüyoruz. Zorunluluk olarak görmekten çıkarıp, her işte hem kendimizin hem ekibin yeni bir deneyim süreci yaşamasını sağlamaya çalışıyoruz.

 

When we receive a brief, we turn it into something we like. We try not to see it as an obligation, but as a new experience for the team throughout each phase.

İlhamınızı nerden alıyorsunuz? Takip ettiğiniz insan veya stüdyolar kimler / nereler?

Ece: Ofisteki herkesin ayrı ayrı yetenekleri var ve herkes kendi alanında ilham aldığı kişileri devamlı paylaşıyor. Çok isim var yani… Ama Gökhan’la ikimizin çok sevdiği Adrian M / Claire B var. Bunun dışında doğa ve biyolojiden ilhamla çalışmalar yaptıkları için Mediated Matter’a bayılıyorum. Dimitris Papaioannou tanışmak istediğim merak ettiğim isimlerden. Stüdyolar ise daha çok yarattıkları proje bazlı ilham kaynağı oluyor…

Gökhan: Benim için bu soruyu cevaplamak çok zor. Kişilerden çok işlere takılıyorum ben. Bu bazen bir klasik resim eseri de olabiliyor, bazen bir maker’ın yaptığı ürün. Gün içinde bilgisayar başında kendime çok fazla zaman ayırıyorum. Devamlı takip ettiğim web sayfaları var. Vimeo’da iyi bir işin önünüze düşmemesi neredeyse imkansız. Ha bir de Pinterest’i en yoğun kullanan insanlardan olabilirim. Oluşturduğum boardlara bakınca alanımızla oldukça alakasız ama sadece bir noktaya takılarak pinlediğim görseller var.

Ece: Türkiye’den de çok güzel ilham veren isimler var. Refik Anadol bunlardan biri, işleri imzası gibi. İyi de bir örnek olduğunu düşünüyorum alttan gelenler için. Mehmet Kızılay ve KrakenStüdyo’yu da eklemeden edemeyeceğim. Gerek işleri, gerek güzel insan oluşuyla “ah bir proje olsa da beraber çalışsak” dediğim bir insan.

Where do you get your inspiration from? Which studios and who do you follow?

Ece: We all have different skills in the office and we constantly share our inspirations from our own work of field . There are so many names… But Gökhan and I, we both like Adrian M/Claire B. Apart from them I love Mediated Matter because they make projects inspired by nature and biology. Dimitris Papaioannou is one of the names I’m curious about and want to meet. Studios depend on project-based inspirations…

Gökhan: For me, it’s very difficult to answer this question. I am focused on works rather than people. Sometimes it’s a painting, sometimes it’s a prodcut. I allow myself a lot of time in front of the computer during the day. I follow certain websites. It’s almost impossible to miss out on a good work on Vimeo. Oh, I might also be one of those who use Pinterest a lot. If you look at my boards, there are many irrelevant topics but all are visuals I pinned for one specific reason.
Ece: There are great inspirations from Turkey as well. Refik Anadol is one of them, his works are like his signature. I think he is a good example for newbies. I should also add Mehmet Kızılay and Studio Kraken. Both his projects and character puts him on my “I wish we could work on a project together” list.

Museum of Energy Mechanical Surface A/V Performance / Santralİstanbul International Conference on Energy and Management 2014
Tabii ki her proje birbirinden farklı. Fakat bize bir projenin oluşumunu anlatır mısınız?

Gökhan: Burada kendi projelerimiz ve brief karşılığı hayata geçirdiğimiz projeler olarak aslında süreç değişiyor. Kendi projelerimiz – ki aslında bunları yeni yeni daha sık hayata geçireceğiz- birinin aklında düşen bir fikirle ya da denemek istediği bir şey ile başlıyor. Burada zaten fikir üzerinde düşünülmüş olduğundan, nasıl işleyeceğimizi ve nasıl ilerleyeceğimizi konuşuyor oluyoruz. Sonrasında yapmak için mecra bulmakta zorlanıyorsak, ya etkinliklere sponsor oluyoruz ya da ilişkili bir etkinlik varsa dosyayı sunuyoruz.

Ece: Bir brief geldiğindeyse, onu önce sevebileceğimiz bir hale dönüştürüyoruz. Zorunluluk olarak görmekten çıkarıp, her işte hem kendimizin hem ekibin yeni bir deneyim süreci yaşamasını sağlamaya çalışıyoruz. Çoğunlukla brief geldikten sonra konsepti kendimiz yaratıyoruz. Yapacağımız şeyin bir hikayesi – ya kendini anlatan ya da bizim yola çıkışımızı oluşturan- oluyor. Sonra bunu nasıl aktaracağımızı buluyoruz. Yalnızca bir görsel aktarım mı olacak yoksa farklı disiplinler katılacak mı, yeni ne kullanabiliriz ve nasıl bir etki yaratmasını istiyoruz gibi gibi. Bu noktaya çok ciddi ağırlık verdiğimizden ve A’dan Z’ye hazır olduğumuzdan genellikle müşteriler de güvenmiş oluyor ve süreci bize bırakıyor. Böyle olunca da iş olmaktan çıkıyor, daha keyifli bir yöne gidiyor… Kendi kendimize zorluk çıkarmayı da seviyoruz. Karşımızdakiler yeni fikirlere açıksa hemen denemek istediğimiz şeyi sunuyoruz. Önümüzdeki ay bi projede lazerlerle performans yapacağız. Tüm ekip yeni bir oyuncak dahil olunca çok yükselmiş durumda, heyecanlıyız…

Of course each project is different. But can you tell us the process behind a project?

Gökhan: Here the process differs between our own projects and those we construct according to briefs. Our projects – which we will begin to realize more of- begin with some idea from someone or something they want to try. After thinking it through we talk about how to handle it and how to proceed with it. If we are unable to find a genre for it therefore sell the idea, we either sponsor organizations or present the file for relevant events.
Ece: When we receive a brief, we turn it into something we like. We try not to see it as an obligation, but as a new experience for the team throughout each phase. Mostly we create the concept after the brief arrives. There is always a story behind what we do, whether it is something we created or something that is obvious. Then we find out how to narrate it. Whether to use visuals or involve other disciplines, what new technology we can use and what kind of an effect we want etc. Since this process is very important to use and are prepared from A to Z, our clients usually trust us and leave the rest in our hands. This way it no longer feels like business and switches to a more exciting path… We also like to challenge ourselves. If the other party is open to new ideas, we present what we want to try. Next month we have a laser performance for one of our projects. As a whole team, we are excited about playing with a new toy.

Mesleğinizde karşılaştığınız en büyük zorluk ne oluyor?

Ece: Fikir ve eser hakları. Sunumunu yaptığımız çok işi bir yerden hortlamış görüyoruz. Ya da projelerimizi herkesin yalnızca kendi işi gibi anlatması…
Gökhan: Yeni fikirlere açık olunmaması. İşleri anlatmak ve kabul ettirme sürecinde alt-üst ilişkisinin yansımasını direk hissediyorsunuz. Üstteki adamın neyi seveceğini bilmedikleri için risk alacaklarını düşündükleri işlere yanaşmıyorlar. Ama o adamın da devamlı aynı şeyleri görüp, izleyip sıkılmış olabileceğini göz ardı ediyorlar. Kabukları kırmak zorluk yaratabiliyor…

What’s the biggest challenge in your work?

Ece: Copyright issues. We see a lot of our projects here and there. Or hear about people talking about them as if it’s their own idea.
Gökhan: Not being open to new ideas. While you pitch your work, you immediately feel a sense of hierarchy. They don’t know what their superior would like so they don’t want to be involved in a “risky” project. But they ignore the fact that the boss might already be bored of those ideas that are wildly common. It can be difficult to break the shell.

Firmanızda yaşadığınız en aklınızda kalan başarı hikayeniz nedir?

Ece: Bİ’ŞEYLER’i firma olarak görmememiz bizim bence en büyük başarımız. Bir çatı altında hep beraber takılan insanlar gibi hissediyoruz bazen kendimizi.

What’s the most memorable success story from your firm?

Ece: I think our biggest success story is to not see Bİ’ŞEYLER as a firm. We feel like we are a bunch of people hanging out under the same roof.

Sanata çok da alışık olmadığımız, hayal gücünü son derece zorlayan bir yerden yaklaşıyorsunuz. Çocukluk rüyaları gibi adeta. Büyütülüş şekliniz yarattıklarınızı nasıl etkiliyor?

Ece: Ben çok maymun iştahlı bir çocuktum. Derslerden kaçabilmek için tüm klüplere ve takımlara katılırdım. Koro, bando, tiyatro klübü, dans, basketbol, resim atölyesi, okul etkinlikler vs. kalan zamanlarda da dersler. Annem sağolsun çok sesini çıkarmadı sanırım onun meyvesini yiyorum. Hala iştahım kaybolmadı. Her şeye balıklama atlayasım var, atlıyorum da…
Gökhan: Çok farklı işler yaptım. İyi bir dinleyici olduğum için de hep yeni insanlar tanıdım farklı yaklaşımlar gördüm. Ne yapmak istediğinizi bulma sürecinizde aslında yaşam boyu biriktirdiğiniz tüm datalar çok önemli. Bu yaşanmışlıkların, hayallerin, isteklerin çok önemli düşünüyorum. Şu anda cebimde biriktirdiklerimi harcarken bir yandan hala biriktirmeye devam ediyorum…

CYGNUS Immersive Light Installation Performance / Hilton Bomonti
Marka Konferansı 2014
You approach art from an uncommon perspective, challenging the imagination. It’s almost like childhood dreams. How did your childhood influence your production?

Ece: I was a very greedy kid. I would join clubs and teams to ditch class. The chorus, bands, theatre club, dance, basketball, painting, school events etc. and the remaining time I would be in classes. Thankfully my mother didn’t say much, I guess I still feed from that. I haven’t lost my appetite. I want to jump right into everything, and I actually do…
Gökhan: I’ve done so many different projects. I’m a good listener so I always meet new people and see things in a different perspective. All these data you collect throughout your life are really important in the process of figuring out what you want. I think our experiences, dreams and desires are very important. I continue to build on new experiences as I go along.

Bir çok farklı konuda projeleriniz var; moda, otomativ, dans gibi sektörler için yaratım süreciniz nasıl değişiyor?

Ece: Bulduğumuz konsept ya da aklımızda canlanan akış neyi gerektiriyorsa onu dahil etmeye çalışıyoruz. Bazen klasik hikaye anlatımı tarafına geçiyoruz, bedene ihtiyacımız oluyor. O zaman dansın dahil olması projeyi hem keyifli hale getiriyor hem de yeni zorluklar yaratıyor. Bazen ise daha form ya da bir duygu odaklı oluyoruz. O zaman kişiyi yalnızca işle karşı karşıya bırakmak hoşumuza gidiyor. Tabii teknik ihtiyaçların belirlenmesi ve bunların sağlanması kısmı var. Burada ne kadar uçacağımızı biraz da bütçe belirliyor.

You do projects for different fields; how does your process of creation change for fashion, automotive, dance and such?

Ece: We try to do everything necessary for the concept we’ve created. Sometimes we go to classical storytelling, which is when we need a person to use. Including dance in a project like that makes it fun and it creates new challenges for us. Sometimes we focus on a form or an emotion. Then, we like to leave the person face to face with the work itself without interruptions or distractions. Of course there is a technological side and a phase of determining how to go about them. Here the budget determines how high we can fly.

Son olarak sormadan edemeyeceğiz, “Bİ’ŞEYLER” derken…?

Ece: Aslında en çok kullandığımız kelimelerden biri. “Canım Bİ’ŞEYLER yapmak istiyor”, “Bİ’ŞEYLER yiyesim var?”, “Müşteri bu yıl daha farklı Bİ’ŞEYLER” istiyor, “Daha dinamik Bİ’ŞEYLER’e ihtiyacımız var.” O Bİ’ŞEYLER in ne olduğunu hiç bilmeyiz ama sonra buluruz. Bizim de ne zaman ne yapacağımız belli olmaz. Bu yüzden “Hadi Bİ’ŞEYLER yapalım!” dedik.

We have to ask, why “Bİ’ŞEYLER” [“Somethin’”]?

Ece: It’s actually one of the most common words. “I wanna do SOMETHIN’”, “I wanna eat SOMETHIN’”, “The client wants SOMETHIN’ different this year”, “We need SOMETHIN’ more dynamic.” We never know what these SOMETHIN’gs are, yet we eventually always find it out.
You never know what we’ll do. That’s why we said “Let’s do SOMETHIN’!”