“İnsanlara nasıl dokunurum, onun derdine düştüm. “diyor Esra üretim yolculuğunu bize anlatırken. İşleri ise, insanın kendisi ve gündelik hayatta deneyimlediği duygulardan beslenirken oldukça tanıdık olduğumuz hallerimizle bizi yüzleştirebiliyor. Esra Gülmen ile birlikte Berlin’de başlayan, atölyesindeki üretim süreçleriyle devam eden ve Türkiye’deki ilk kişisel sergisi ile sonlanan keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Esra aslında eserlerinde hepimizin bildiği ve aşina olduğu durumları en minimal haliyle gösteriyor. Gündelik problemler ve duygulardan beslenirken bize olanı hatırlatıyor ve bunu dolambaçlı bir yoldan yapmaması, izleyiciye öz farkındalık anları yaşatıyor. Bir illüstrasyon olmadan kendi hallerinde bile bir duygu ya da mesajı iletebilen bu işler aslında Esra’nın tipografiyi kendi başına bir imaj olarak kullanması ile mümkün oluyor.

Esra farklı teknik ve materyallerle üreterek kendine bir oyun alanı yarattığını anlatıyor. “Yazma ve çizmenin tanımını genişletmek isterken, tipografiyi imaj olarak kullanıyorum. Kağıt, canvas, mermer gibi malzemelerin yani sıra gündelik objeler ve müzik enstrumanlarını da birer tuval gibi düşünerek yüzey gibi değerlendiriyorum” diye bahsediyor. Böylece Esra’nın fikirleri oluşum sürecinde kendi yollarını çizmiş oluyor.  

Esra için sergi yapmanın kendisi, süreci ve sonuçlarıyla, nereden geldigimiz üzerine düşünmenin yeri, zamanı ve mekanı.”Don’t Play with My Emotions” adlı sergisi de, aslında duygularla oynayarak oluşturduğu bu oyun alanında ziyaretçileri de gündelik duyguları, alışkanlıkları, sevme ve sevilme biçimleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

Featuring Esra Gülmen
Creative Direction by Duygu Bengi
Filmed by Ecem Tungaz
Content Editor Dilan Günaçtı
Thanks to Ali Elmacı, Ahmet Rıfat Şungar, Doruk Çınar
Daniel Gebhart de Koekkoek, Ferit Odman, Fırat Gürgen