Pera yıllardır İstanbul’un sanat ve kültür merkezi olarak konumlanıyor. Hem sanatçıların beslendiği hem de sanatın kalbinin attığı bir yer olarak Pera; seneler içinde sayısız dönüşüme uğruyor ve her defasında küllerinden yeniden doğuyor. İstanbul’un sanat sahnesinde Pera’nın oynadığı başrolü bize en iyi anlatanlar ise bölgede çalışan, üreten ve buradan yaratıcı olarak beslenen sanatçılar, küratörler ve galeriler şüphesiz. Bahar Türkay, Fatma Çolakoğlu, Songül Girgin, Lalin Akalan ve Zeynep Ögel; Pera’daki sanat camiasının dönüşümüne ve günümüzdeki konumuna ışık tutuyor.

Bahar Türkay, Hope Alkazar Direktörü 

“Beyoğlu’nun tek bir ruhu yok aslında… Beyoğlu özünde çeşitliliği barındıran ve böyle var olan bir ekosistem. O nedenle kent yaşamının kalbiydi ve hala da öyle olmaya devam ediyor.”

Beyoğlu’nun en dinamik mekanlarından biri haline gelen Hope Alkazar, geçmişten beri zaman zaman yıldızı parlayan ve sonra durgunlaşan bu semti, tekrardan odak noktası haline getiriyor. Hope Alkazar’ın direktörlüğünü üstlenen Bahar Türkay, mekan olarak Beyoğlu Alkazar Sineması’nın seçilmesinin nasıl bir anlam ifade ettiğini sorduğumuzda; “Alkazar Beyoğlu’nun sembolik adreslerinden biri; bu yüzden bu mekânı geçmişten gelen kıymetiyle ve üzerine yeni değerler de ekleyerek yeniden hayata geçirmek, Beyoğlu’nun geleceğine taşımak çok anlamlı.” sözleriyle semte duyduğu özlemin altını çiziyor. Mekanda yer alan Alkazar Salonu, spor stüdyosu, yaratıcı atölye, cafe ve ortak kullanım alanlarında program ortaklarıyla birlikte yeni bir topluluk oluşturarak, yeni şeyler deneyip, birlikte üretebilmek oldukça özel diye de belirtiyor.

“Beyoğlu her zaman akışın, dolayısıyla hareketin merkezinde idi. İstiklal Caddesi Beyoğlu’nun en özel yeri belki de… Ancak yalnızca İstiklal Caddesi’nden değil, çok daha geniş bir ölçekten Beyoğlu’na baktığınızda bireysel, toplumsal, kolektif hareketliliğe ve üretime dair çok fazla unsur var burada. Sporu da aslında temelde insana iyi gelen, harekete geçiren bir itici güç olarak düşündüğünüzde bu birikimin ve zenginliğin ortasına yerleştirmek daha anlamlı hale geliyor.” Bahar’ın bu sözleri; merkezine ‘sosyal iyilik’ mottosunu yerleştiren Hope Alkazar’ın temelini oluşturuyor. Diyalog kurmaya, birlikte üretmeye, paylaşmaya hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.

“Nike’ın destekleriyle hayata geçen HOPE Alkazar’ın hikayesinin temelinde gençler ve umut var. Umuda hepimizin ihtiyacı var ama en fazla da gençlerin… Dolayısıyla sosyal, toplumsal, ekonomik, bireysel farklılıkları gözetmeksizin, çok geniş bağlamda bir kapsayıcılıkla herkese, özellikle de genç kuşaklara hayal kurmaları, kurdukları hayali gerçeğe dönüştürmeleri için kapıları açık olan bir alan yaratmayı isteyerek yola çıkıldı.” Hope Alkazar aslında alanında bir ilkti ama gelecekte ne olacak? Dijital ile fizikseli birleştiren platformların geleceği yaratıcı üretimin yaygınlaşmasına bağlı. Bahar; daha fazla kişiye, daha çok genç bireye ve topluluğa ulaşmak; etki yaratabilmek için fiziksel olarak bir mekanda bulunmanın ötesine geçmenin önemini vurguluyor. Hope Alkazar’ın yaratıcılığın, birlikte ürütmenin ve hareketin sahnesi olarak kodladığı bu alan; Beyoğlu’na duyduğumuz özlemi gideriyor. Hope’un kırmızı kapısı her araladığında gelişerek büyüyen kocaman bir aileye dönüşeceğiz. 

Fatma Çolakoğlu, SALT Araştırma ve Programlar Direktörü

Beyoğlu’nu “İstanbul’un en heyecan veren semti” olarak tanımlayan Fatma Çolakoğlu, Salt Araştırma ve Programlar Direktörü. Sergi, araştırma, dijital projeler ve atölyeler gibi farklı disiplinlerde çalışan Salt için kültürü farklı kollardan ele alabilmek oldukça önemli. Fatma Çolakoğlu da dijital tüketim alışkanlıklarının an be an evrildiği şu zamanda, ilgili ve güncel konuları irdelemek ve anlamaya çalışmak için disiplinler arası diyalog kurabilmenin önemini vuruluyor. Bu yüzden SALT’ın araştırma temelli, kamuya açık sergi, yayın ve web projeleri ile film gösterimi, performans, konuşma, söyleşi, panel, konferans, atölye ve kent turları gibi pek çok farklı programlar düzenleniyor. “Dünyada yaşanan pek çok sıkıntının disiplinler arasındaki aşırı ayrımdan kaynaklandığını söylemek mümkün. Bu yüzden özellikle kültür alanında üretilen araştırma ve programların farklı disiplinleri dahil ederek daha kapsayıcı ve kucaklayıcı olması temel bir gereklilik haline geliyor.” diyen Çolakoğlu kültürü farklı kollardan ele alabilen ve kapsayıcı bir misyonla hareket edebilen bir kurumun etkisinde, günümüz ve geçmiş Beyoğlu’ndaki kültürel atmosfere kapılıyor. Bu dinamik atmosferden beslenildiği kadar, güncel kültürel sahneye de katkı sağlamak, yıllar geçtikçe çağa uygun olarak kendini yenileyen Beyoğlu ideali için oldukça önemli. SALT Beyoğlu’ndaki çalışmalarda yürütülen araştırmalar, hayata geçirilen sergiler, konuşmalar, atölyeler vb. programlarla kültürel çeşitlilik kavramının bir anlamda mercek altına alınmasına yardımcı oluyor.

Salt’ın en ilgi çekici yanlarından biri de İstiklal Caddesi’nin göbeğinde konumlanmasının yanı sıra hem Salt Beyoğlu hem de Salt Galata binalarının ikinci sınıf tarihi eser olmaları. Salt’ın katmanlı üretimlerinin ise her iki yapıda da yürütülüyor. İstiklal Caddesi’nde yer alan SALT Beyoğlu 19. yüzyılın ikinci yarısında Siniossoglou Apartmanı adıyla biliniyor. 1950’lerden itibaren yapı pek çok farklı içerikteki etkinliklere ve kullanımlara ev sahipliği yapıyor.

Songül Girgin, Sanatçı, ArtOn

Songül Girgin; 20li yaşlarında İzmir’den İstanbul’a ilk geldiği ilk zamanlarda dikkatini çeken iki şey olduğunu söylüyor; “Birincisi boğaz ikinci ise Beyoğlu. 2005 ve 2012 arası Beyoğlu benim için özgürlük ve keşif demekti. Neden Türkiye’nin kalbi olduğunu o zaman anlamaya başlamıştım.” Çalışmalarını genellikle açık alanı hayal ederek ürettiği için, daha çok kamusal projeler ve sempozyumları tercih eden sanatçıyı ArtOn’daki ilk sergisinin hazırlık sürecinde yakalıyoruz. Heykellerinin ana odağında metal ve ses bazlı üretimler bulunan Songül; üretim sürecinde farklı disiplinlere ait medyumları çalışmasına dahil ediyor. “Kinetik bir çalışma için bir mekatronik ve ses mühendisi ile ortak bir çalışma yapmak önemli. Bir heykelinin nefes almasını hayal edebilirsiniz ama onun mekaniğini bilgi alanıza ait olmayabilir. Bu bağlamda da yapılabilecek iyi bir ortaklık, sanatı ve sanatçıyı dünya çağdaş sanat alanına sokabilir. Bir galerinin sağlayabileceği imkanlar bu nedenle oldukça önemli bir yere sahip. ArtOn sanat galerisi bana sadece hayal etmeye devam edebileceğim şartları sundu.” Songül için işlerine kendinden izler koyabilmek; kaybetmeye ve eleştiriye açık olmak kritik önemde.  

“Belki biraz klişe olacak ama bir sanatçıdan önce insan olduğumu bu bağlamda kusurlu ve hata yapabildiğimi, paylaşmayı, yalnızlığımın değerini, özgür düşünebilmeyi ve üretmeyi ve bu anlamda verdiğim çabayı değerli buluyorum.”

Beyoğlu gibi kültürü ve sanatı geçmişten köklenen bir semtte, işleriyle sanatın genç kuşağını temsil edebilmek bir sanatçı için oldukça önemli bir misyon. Bu geçmişten günümüze ulaşan kültürel birikim, sadece üretim merkezi olarak değil, ilham kaynağı olarak da sanatçılar için değerli. “Türkiye’nin sanat tarihinin çoğunun Beyoğlu’nda gerçekleştiğini bilmek ve görmek çok etkileyici. Köşeyi döndüğünüzde bir Şadi Çalık, İlhan Koman, Kuzgun Acar heykeli bir Bedri Rahmi Rölyefi görmenin önemini yurt dışında daha net algılıyorsunuz.” Tüm yokuşlarına rağmen Beyoğlu’ndan kopamama nedenimiz sanatsal gelişimin izlerini sokakta görebilmemizde saklı. Pera – Haliç’in karşısı Osmanlı’dan günümüze sadece heykel, resim ve mimari için değil pek çok alan için bir estetik algı yaratıyor. Şehrin kültürel hafızasını oluşturuyor.  “İstanbul’un bir sanat merkezi haline gelmesi herkes için önemli bir gelişme. Sanat güçlü bir araçtır birçok alanı etkiler güzelleştirir ve büyüler. Benim ileri yönelik hayalim ise sanat ve doğanın bir arada büyüdüğü alanların çoğalması. Sanatçılara sanat hakkında daha çok söz hakkı verilmesi olabilir.” sözleri Songül’ün sanat anlayışının da temelini oluşturuyor. İnteraktif salınıma açık ses içerikli heykelleri; izleyicinin aktif rol aldığı, ses çıkardığı, dokunduğu dinamikte sergi salonunu bir oyun bahçesine dönüştürüyor.

Lalin Akalan, Küratör

Lalin Akalan için iş dünyası, gündelik hayatin içerisine bezenmiş bir sanatsal aktivite ile hep yan yana gitmiş. Ailesinin de sanatla ve kültürel miras ile iç içe olması kendisini kaçınılmaz olarak sanata ve ardından da kürasyona yönelten sebep olmuş. 

Aslında beyninin bir yerlerinde hep kendini bir yönetici, iş insanı ve tasarımcı olarak kodlamasına rağmen, üretime alan açmak önceliği ile hareket ederek elini taşın altına koymak zorunda hissetmiş. 23 yaşında Parlor X adında bir galeri açtığını anlatan Akalan, bu şekilde Türkiye’nin en genç galericisi olmuş.

“Pera’nın geçmişte de yeniliklere kucak açan bir bölge olması, yaratıcı zihne yeni şeyler denemek için cesaret veriyor. Pera’ya yakın olduğum için şanslı hissediyorum. Sadece bir yürüyüşle o atmosferin içinde olmak, o desteği hissetmek değerli.” Pera ve Beyoğlu, Lalin için hem bir ilham öğesi hem de yaratıcı zihinlerin kendi komünitesi ile etkileşimde olabileceği niş bir alan. Hem tarihi arka planı, sosyo-kültürel çeşitliliği hem de sanata ve sanatçıya yer açması ile İstanbul’un en önemli bölgelerinden birini Pera olarak tanımlıyor Lalin. Beyoğlu’nun kendi hayatındaki önemini sorduğumuzda ise bölgenin verdiği hissiyat ve kendi içerisinde hikayeler ile dolu olmasından bahsediyor. Bu hissiyatı da “Hikayeler hikayeleri açar ve kendinizi zamanlar arasında yaşarmışçasına başka evrenlerde bulursunuz. Bir köşesinde en yeni en modern ile etkileşirken, diğer köşesinde 200 senelik bir zanaatın varlığını öğrenirsiniz.” diye betimliyor. 

“Pera’nın kendi ruhu olduğunu düşünüyorum- yaşayan bir varlık- ve o izin vermedikçe hiç bir güç burayı sıkıcılaştıramaz. Her zaman bir ilham sığınağı olarak içindeki derinliği koruyacağına inanmak istiyorum.”

Kurucusu olduğu Xtopia ile sanatın oldukça yenilikçi ve teknoloji ile harmanlanmış bir alanında yer alan Lalin, geçmiş değerleri kaybetmeden güncel teknolojileri ve üretimleri yakalamak söz konusu olduğunda sanatın kümülatif bir deneyim olmasından bahsediyor. Teknolojinin ya da yeni akımların geçmişe zarar verebileceğine inanmazken, insanların bu konuda fazla korumacı davrandığını da düşünüyor. 

 “Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurmak hatta geçmişteki bilgileri geleceğe taşıyabilmek için de sanata ve teknolojik altyapılara ihtiyacımız var.”

Zeynep Ögel, Pera Müzesi Sergi ve Yayınlar Koordinatörü

Pera ve Beyoğlu 19. yüzyıldan bu yana İstanbul’un kültür-sanat ve eğlence hayatının merkezi. Pera Müzesi yıllardan beri Pera bölgesinin kültür ve sanat merkezi olarak konumlanıyor. Ana faaliyet alanı olan sergilerin yanı sıra; film gösterimleri, konserler, söyleşiler ve öğrenme programlarıyla bir etkileşim mekanı olarak konumlanan Pera Müzesi; kültür sanat izleyicisini yeniden bölgeye çekmesiyle diğer galeri ve müzeler için de önemli bir ilham kaynağı. Müzenin Sergi ve Yayınlar Koordinatörü Zeynep Ögel; “Dönem dönem ekonomik ve sosyal koşullara bağlı olarak durgunluk yaşasa da Pera’nın bu misyonu hiç değişmedi. Elçiliklerin bölgede kurulmasıyla başlayan yabancı yerleşimi, Levantenler, yerli Hristiyan halk ve ardından batılı gezginlerin uğrak noktası olması zaman içinde sosyal dokuyu olduğu kadar eğlence kültürünü de şekillendirmiş, sanat, yemek ve alışveriş mekanlarının çoğalması, etkinliklerin çeşitlenmesi bölgeyi her dönemde cazip kılmış.” Sözleriyle Pera tarihindeki kültürel alışverişi özetliyor ve kurumun ana amacının herkesi sanatla buluşturmak olduğunun altını çiziyor. 

Hepimizin bildiği gibi müzenin oldukça karakteristik ve bölgenin ruhunu taşıyan bir binası var. Binanın tarihinden ve güncel halinden biraz bahsetmesini istediğimizde; binanın 1893 yılına uzanan tarihini anlatmaya başlıyor; “Mimar Achille Manousoss’un, dönemin genel mimari yaklaşımıyla inşa ettiği bina, Bristol Oteli olarak açılıyor. Doğu’ya özellikle de İstanbul’a ilginin arttığı o dönemde Tepebaşı, başta ünlü Pera Palas olmak üzere adeta bir oteller bölgesi. Bristol Oteli de 1980’li yıllara kadar hizmet veriyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın binayı bir müzeye dönüştürmek üzere satın alması ve 2003-2005 yılları arasında restoratör mimar Sinan Genim’in hazırladığı proje çerçevesinde cephesi korunarak çağdaş ve donanımlı bir müze olarak yeniden yapılıyor. Batı’daki örneklerinde de gördüğümüz gibi bir müzenin tarihi bir yapı içinde olması da müzenin vizyonuna bambaşka bir boyut katıyor, etkileyici bir hava yaratıyor.” Ziyaretçileri elbette etkileyen bir durum bu; bir 19. yüzyıl binasına giriyor ve son derece çağdaş bir sergileme düzeniyle karşılaşıyorlar. Aynı zamanda nostaljik bir tat alabilecekleri kafede zaman geçirebiliyorlar. Etkinliklerin yanı sıra bu durum da ayrı bir cazibe yaratıyor.

Bir kültür kurumu olarak ziyaretçi ilişkisini doğru kurgulayabilmek de oldukça önemli. Öncelikli olarak misyonlarını toplumun tüm katmanlarından insanları müzeye çekmeye çalışmak. Bunun için de etkinliklerini geniş bir yelpazede ve her kesime hitap edecek şekilde hazırlamaya gayret diyorlar. Özellikle çocuklara ve gençlere ulaşmak kurum olarak oldukça önemsedikleri bir konu. Geleceğin müze ziyaretçileri ve sanat izleyicilerinde kalıcı bir müze bilinci oluşturmayı hedefliyorlar.  

Proje ve güncel sergilerinde değişen dünyayı takip etmek de Beyoğlu’nun geçmişten gelen çağa ayak uydurabilme özelliğine hizmet ediyor. Pera Müzesi olarak projelerini güncel sanat eğilimlerine göre hazırlamak gibi bir kaygıları olmadığını belirten Ögel; projelerinin uzun bir araştırma sürecinin ardından iş birliği yapmayı doğru buldukları kurumlar, küratörler ve sanatçılarla çalışarak kolektif bir çalışma sürecinin ürünü olduğunu belirtiyor.