Ana akım medya, sinema ve reklamların geliştirdiği ve bizi sömürmek için kullandığı dili çok önemsiyorum ve en iyi şekilde öğrenmek, çözümlemek için uğraşıyorum. Çalışmalarımda da bu dili kullanarak, bir parça olsun rahatsızlık yaratmanın peşindeyim.” diyor Arda Yalkın. Dijital tabanlı işleriyle, gelişerek büyüyen bir merakı da beraberinde getiren Yalkın’la, Gaia Gallery’deki yeni sergisinden önce bir araya geldik.

Sanat pratiğinize sorgulayan, eleştiren ama hep toplumdan beslenen karanlık bir atmosfer hakim. Çalışmalarınızın bir ucu ise hep dijitale değiyor. Bu süreç nasıl gelişti?

Kendimi bildim bileli bilgisayar kullanıyorum. Şimdi bu çok normal olsa da, 80’li yıllarda değildi. Hiçbir zaman bilgisayarı vakit geçirici bir araç olarak görmedim. Önceleri işin ses tarafındaydım; 2004’ten itibaren yavaş yavaş video yapmaya merak sardım. Animasyon, fotoğraf, görsel efektler, modelleme derken, 2011’den beri sadece sanatla ilgilenmeye başladım. Bu sürece gelene kadar dijital ses, video ve animasyonla ilgili olan hemen her şeye biraz bulaştım diyebilirim. Her gün, arkadaşlarımdan ya da takip ettiğim, fikirlerine önem verdiğim insanlardan öldürülen, hapsedilen var mı diye sosyal medyayı korkarak takip ediyorum. Acaba bir bomba patlar mı diye, dışarıya çıkarken iki kere düşünüyorum. Bu ortamda, bunları yapabiliyorum ancak.

Sanat haritanızdaki önemli dönüm noktaları hangileriydi sizce?

2011 yılında ilk yaptığım video art çalışması Contemporary Istanbul`da bir gösterime seçilmişti. Bu videonun birkaç koleksiyona girmesi hayatımın önemli dönüm noktası oldu diyebilirim. Prensip olarak hiçbir ödüle ve konuk sanatçı programına başvurmuyorum. Bu çerçevede bir başarım var diyemem. Ama Gaia Gallery ile çalışmaya başladığım 2014 yılından beri prodüksiyon imkanlarım arttı ve yaptığım işler yurtdışından davet almaya başladı. Bu yaz Barselona’da LOOP Festival’a katıldım. Önümüzdeki yıl ise çalışmalarımın Paris, Berlin ve New York`ta sergilenmesini planlıyoruz.

Gaia Gallery’de iki yıl önce gerçekleşen son solo serginiz Deep Fried Dreams’le bu yeni sergi arasında nasıl bir yoldan geçtiniz? Neler değişti/gelişti?

Konular hemen hemen aynı olmakla beraber, kullandığım teknikler tamamen farklılaştı. Daha önce çeşitli dijital görüntü işleme programları ve kendi yazdığım yazılarla elde ettiğim imajları çeşitli katmanlar halinde kağıda basıyor ve onları keserek bir tür rölyef mantığında işler yapıyordum. En üst katmanda cam ve cama akrilikle çizilen desenlerle tamamlanıyorlardı. Bu sefer işlemim tamamen iki boyutlu. Son derece açık, temiz ve dijital görüntü işleme programlarıyla üzerinde çokça uğraşılmış resimler yaptım. Büyük bütçeli reklam kampanyalarının, moda çekimlerinin birer simülasyonu gibiler. 3D modelleme, VFX, ışık, fotoğraf, baskı gibi hemen hemen her işi tek başıma yaptım. Daha önce de böyleydi, ama önceki çalışmalarımda bir tür glitch estetiği vardı ve bu nedenle işim daha kolaydı. Bu sefer oldukça zorlandım; bir sürü yeni detay öğrenmem ve kontrol etmem gerekti. En ufak bir hata ya da yanlış karar resimlerde hemen hissediliyor. Ama sonuçtan çok mutluyum; yepyeni bir yol açtı önümde. İleriye dönük planlarımın, projelerimin de çapı büyüdü. Bir de ilk sergimden bu yana video yapmıyordum. Gerçekten zor prodüksiyonlu, diğerlerinin arasında kaybolmayacak, sağlam prodüksiyonlu videolar yapmak istiyordum. Bu sergide birisi yedi kanallı The Circle Jerk, diğeri beş kanallı Rorschach Project adında iki video yerleştirmesi var.

Gaia Gallery’deki yeni serginizin ismi Everything is Awesome. “Bir tezatlık söz konusu.” diyorsunuz; biraz açabilir miyiz bu tezatlık durumunu?

Evet, Everything Is Awesome ismiyle tezat, son derece karanlık bir sergi… Kabaca, tüketim pornografisi ve modern orta sınıf ikonografisini konu edindim diyebilirim. Bu coğrafyada doğmuş olmanın bir sonucu olarak şiddet, yalan, ırkçılık, ikiyüzlülük, savaş, homofobi ve ölüm gibi kavramlar sürekli hayatımın içinde. Zannetmiyorum ki, başka bir ülkede insanlar sabah kalkıp ilk iş olarak o gün görülecek davaların listelerine falan baksınlar.

Teknik olarak, hem videolar hem de plastik işlerim Ortodoks ikonografisiyle yakından ilişkili. O zamanın ikona ustaları, kendilerinin sadece birer aracı olduklarını, yaptıkları ikonaların kendilerine tanrı tarafından resmettirildiklerini söylerlermiş. Ben, sosyal medyada yaşadığımız teşhir ve tüketim pornografisi çılgınlığını, kişilerin kendi ikonalarını boyamaları gibi görüyorum. İkonalarda genellikle dinlerin acı veren, yıkıma sebep olan yanı işlenmez; hep kahramanlıklar, mucizeler, zaferler ya da acı çekmenin kutsal tarafı gösterilir. Tıpkı bizim sosyal medyada teşhir ettiğimiz görüntülerin kadrajında, tam içinde yaşadığımız savaşın, faşizmin, yıkımın ve çöküşün değil, önceki akşam kemirdiğimiz hamburgerin olması gibi… Hepimiz kendi ikonalarımızı resmediyoruz aslında. Hepimiz kendi dünyamızın uzlaşmaz, taviz vermez, her şeyin en iyisini hak eden tanrıları gibiyiz.

“Bu coğrafyada doğmuş olmanın bir sonucu olarak şiddet, yalan, ırkçılık, ikiyüzlülük, savaş, homofobi ve ölüm gibi kavramlar sürekli hayatımın içinde.”

Bu sergi özelinde ilk kez neler göreceğiz?

Geçtiğimiz Mayıs ayında Barselona LOOP Festival’da ilk sunumunu yaptım dediğim The Circle Jerk isimli video enstalasyonum ilk kez İstanbullu sanat takipçileriyle buluşacak. Yine geçen Ağustos ayında 12. Uluslararası D-Marin Klasik Müzik Festivali kapsamında Gaia Gallery’nin Gümüşlük Eklisia Kilisesi’nde düzenlediği sergide yer alan Rorschach Project isimli başka bir video enstelasyonum da görücüye çıkıyor. Bunların yanı sıra 10 tane de yepyeni dijital resim var.

The Circle Jerk’ün sergi bağlamındaki yeri nedir?

The Circle Jerk bir işe kabul görüşmesini anlatan, yedi kanallı ve 10 dakika uzunluğunda bir video yerleştirmesi. Basitçe, hemen hepimizin hayatında en az bir kere içinde bulunduğu bir iş görüşmesini konu alıyor. Görüşmeye katılan herkes sorulacak soruları ve verilmesi gereken cevapları biliyorlar aslında. Karakterlerin hepsi başka, ama aynı insanlar. Bu nedenle toplamda beş karakteri iki oyuncuyla canlandırdık. Yerleştirmede, masa etrafındaki her karakteri bir ekran temsil ediyor. Daha dışarıdaki iki ekranda ise hem işverenin hem de adayların iç dünyalarına girmeye çalıştık. Karakterlerin iş görüşmesi için kurguladıkları karakterlerle iç dünyaları arasındaki tezatlık, ironik bir durum oluşturuyor. Sürekli olarak bir taahhüt verme durumu söz konusu. Cevapların ya da soruların zekice olmasının hiç bir önemi yok; önemli olan, taahhütlerin ve çıkarların karşılanması. Biliyor ve anlıyorsunuz ki, bir süre sonra masanın ‘seçilen’ tarafında oturanlar diğer tarafa geçecekler ve onlar ‘seçmeye’ başlayacaklar.

Bu videoyu Akın Tek’le beraber hazırladık. Ben fikri bulduktan sonra senaryoyu o yazdı, kurguya da epey yardım etti. Yakın çevremizdeki insanlardan başlayarak, beyaz yakalı edebiyatını, blogları, belgeselleri ve sosyal medya girişlerini inceledik. Aslında kurguladığımız halde ritmi bozacağını düşündüğümüz için enstalasyona eklemediğimiz epey bir görsel malzeme de mevcut. Yüzlerce reklamdan, bu meseleyle alakalı olduğunu düşündüğümüz hatırı sayılır sayıda sinema filminden, savaş, kıtlık, propaganda, yoksunluk, çevre felaketleri vs. konusundaki belgesellerden aldığımız bu görüntüler belki başka bir çalışmada yeniden kurgulanabilir. Karakterlerin kişilik özelliklerini kurgularken oyuncularımız Aslı İçözü ve Yiğit Kirazcı mükemmel bir iş çıkarttıklarını da söylemek isterim.

Şiddet ve savaş görüntüleriyle kurguladığınız Rorschach Project isimli ilginç bir video enstalasyonunuz daha bulunuyor. Ses odaklı bu enstalasyonu anlatabilir misiniz?

Bu bir doğaçlama videosu. Sesle ilişkili gözükse de, aslında beni bu videoyu yapmaya yönlendiren şey, insanların sosyal medyadaki bildirimlere verdikleri ani refleksler… Bu nedenle tamamını haber sitelerinden ve sosyal medyadan elde ettiğim şiddet ve savaş görüntülerini tıpkı normal hayatta kendi bildirimlerimize yaptığım gibi bir filtreden geçirip bir animasyon haline getirdim. Bu animasyonu elde ederken her bir video karesini tek tek, kendi yazdığım bir metin vasıtasıyla işledim. Toplamda 2000 video karesi tek tek işlenmiş oldu. Bu görüntüleri ilk kez izleyen dört müzisyen, üzerine doğaçlama olarak müzik yaptı. Ben de bu bağımsız müzikleri beraber çalınmış tek bir şarkı gibi bir araya getirdim.

Yakın gelecekle ilgili planlarınız var mı?

The Circle Jerk birçok uluslararası organizasyona çağırılıyor. Elimden geldiğince bunlara katılmaya çalışacağım. Ayrıca, önümüzdeki yıl boyunca, son derece zor prodüksiyonlu bir video çekiyor olacağım. Bu videoyu planlayıp çekmek, tahmin ediyorum hayatım boyunca yaptığım en zor ve tatmin edici iş olacak.