2015 Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve Sorrentino’nun The Great Beauty’yi takiben çektiği Youth; gençlik, büyümek, yaşlanmak ve yaşımız ilerledikçe her ne kadar öyle olduğu sanrısına kapılsak da attığımız hiçbir adımın kesinleşmemesine acı tatlı ve ihtişamlı bir bakış.

Büyümek, yaşlanmak, yaş almak, olgunlaşmak… Adına her ne dersek diyelim zamanın çizgiselliğinde ileri doğru attığımız her adımın bizi değiştirdiğine ve çoğu zaman daha mantıklı hale getirdiğine inanıyoruz. Ama görünen ve bildiğimiz zaman çizgisel olsa dahi ideal, karar, çelişki ve pişmanlıklarımız döngüsel ilerliyor.

Çok gençken yapmak için yanıp tutuştuğumuz bir hayal gerçek olduğunda bazen bunu yapıp yapmak istemediğimizi sorguluyor, bunun bundan sonra bizi tanımlayan tek şey olabileceği ihtimalinden şüphe ediyor ve kendimizi çok erken bir noktada bir kalıba sokmuş olmaktan korkuyoruz. Bu hayal gerçekleşmediğinde ise tam tersi bir döngü başlıyor…

Artık “çok” genç olmadığımız ve Sartre’ın, Özgürlük Yolları’nın ilk cildinde Jacques’in ağzından Mathieu’ya dediği üzere “akıl çağına geldiğimiz” an ise eyleme geçmeye dair bir yanıp tutuşma halinde olmasak da, alacağımız kararlardan daha emin olduğumuz yanılgısı zihnimizi sarmaya başlıyor. Ya da en azından “emin olmamız gerektiği” yanılgısı. Sadece maddi kurulan hayaller için değil, aynı zamanda duygusal ideallerimiz ve isteklerimiz için de bir şeyleri rayına oturtmanın vaktinin gelmiş de geçiyor olduğunu düşünüyoruz. Ve aslında “akıl çağı”nı direkt olarak yaşla ilişkilendirmenin ötesinde, onu sabit bir konum, aşılması gereken bir eşik olarak görüyoruz. Youth ise bizlere “akıl çağı”nın sabit bir konum ya da eşik olmak bir tarafa gerçekten var olup olmadığını sorgulatıyor.

Sorentino, Youth’da Alp’lerdeki lüks bir otelde ağırladığı karakterlerini hayatın hem yaş hem de yaşanmışlıklar olarak farklı yerlerine konumlanmış şekilde bize sunuyor. Ağırlıklı olarak, “Simple Songs” eseri ile tanınan emekli besteci Fred ve son “vasiyet”i olacak filmi çekme kararında olan yönetmen Mick’in dostluğu ekseninde akan filmde ikiliye Michael Caine ve Harvey Keitel hayat verirken, oynadığı rolün üzerine yapışmasından şikayetçi Jimmy’yi Paul Dano, Fred’in beraber geçirdikleri vakite alışmaya çalışan kızını ise Rachel Weisz canlandırıyor. Filmin en unutulmaz performanslarından biri ise her ne kadar kısa olsa da, Jane Fonda’dan geliyor.

Youth, hayatın içinde eşik olarak gördüğümüz ya da kesin kararlar, kesin sonuçlar beklediğimiz durumların çoğu zaman bu beklentiye karşılık vermemesini hafifçe acıtarak şakalı tonlarda kulağımıza fısıldayan bir film. Bunu yaparken de yönetmenin alameti farikası haline gelmiş ihtişamlı görüntüleri yer yer daha sürrealist gerçekliklerle süsleyerek filmin bazı sahnelerine hikayenin ortak bağlamından ayrı anlamlar da kazandırıyor. Youth’un görkemli görsel dünyasına ve alışılmışın dışındaki anlatısına rağmen herkesin özdeşleşebileceği hikayesine eşlik eden soundtrack listesini dinlemek için linki takip edebilirsiniz!