İnsanları kariyerinin en oturmuş noktasında yakalamayı sevdiğimiz kadar, o yolda ilerleyenlerle de sohbet etmeyi seviyoruz. Güzel oluyor; içiniz açılıyor, yeni kişiler tanıyorsunuz. Yeni deneyimler, yeni yaratımlar, yeni süreçler, yeni başarı hikayeleri… E gerisini de Kenan anlatsın…

Senin için oyunculuğun en verimli tarafı nedir?

Bu sorunun benim için temelde iki cevabı var. Birincisi oyuncunun canlandırdığı tüm karakterlerde başka bi yaşamı deneyimlemesi, başka biri olabilmek insanı çok özgür kılan bir şey. İkincisini şöyle açıklamak isterim: Her meslek dalında uzmanlaşmanız gereken birşey ya da bir konu vardır ya… Mesela; bir mühendisin makine üzerinde, bir çiftçinin toprak üzerinde, bir doktorun insanın bedeni üzerinde uzmanlaşması gerekir. Oyunculukta ise uzmanlaşmanız gereken şey kendi benliğiniz ve bedeninizdir… O yüzden aslında yirmi dört saat çalışıyorsun.. Sürekli bilinçaltınla, duyuların ve duygularınla iletişim halindesin. Her an gözlem ve empati yapmak zorundasın çünkü bir gün o gözlemlediğin durumu oynamak durumunda kalabilirsin. Bu da farkındalık seviyenin sürekli artmasını sağlıyor ki bence yaşamanın temel amacı da bu. Kısacası okuduğun, gördüğün, yaşadığın herşeyi kendi sermayene çeviriyorsun.

Ne için oyuncu olmak istedin?

Üniversite yıllarımda İstanbul-Amerika arası bir serüvenim vardı. Ben aslında idari bilimler kökenliyim. İstanbul Teknik mezunuyum ama New York’da oyunculuk eğitimi de almaya başlayınca anladım ki benim gerçek istediğim bu. Hevesim sürekli katlanarak devam etti. Stella Adler’de başladığım temel Stanislavski eğitimime, bir buçuk sene Anthony Bova ile Eric Morris sistemi çalışarak devam ettim. Sonra bi süre Anthony’nin tiyatrosunda asistanlığını yaptım. Türkiye’ye döndüğümde de CRAFT’la tanışıp, oradan mezun olum.

Üniversitede oyunculuk okuyanlara bakınca hayal ettikleriyle gerçekliğin arasında çok büyük farklar oluyor. Bunun “isteme” ve “başarma” evresini de yaşadığın için sana sorayım; istediğin dünya ile karşılaştığın dünya arasında ne gibi farklar var?

Her sanatçının yaptığı zanaatı tercih etmesine sebep olan bir idol ve an vardır. Ama o yola çıktığınızda, senin bahsettiğin hayaller ve gercekler arasındaki boşluğa düşüyorsun. O seni etkileyen ‘an’ için ne kadar çalışılmış ve zaman harcanmış oldugunu, kısacası zor oldugunu görüyorsun. Hayaller kolay elde edilmiyor. Bu tarz zorluklar ve hayal kırıklıkları seni yeni maceralara hazırlayan sınavlar ve deneyimler bence..

Oyunculuk eğitiminde seni rahatsız olmanı teşvik edecek çok dersler oluyor; doğaçlama gösteriler, yeteneğin olmadığı konulara yönlendirme, herkesin ortasında kendini “utandıracak” şeyler yapma…

Derslerde, hayatın normal akışında çok utanabileceğin öyle egzersizler yapıyorduk ki, utanma eşiğimiz oldukça yükselmişti. Bu bence iyi bir eğitimin en önemli parçalarından.

Bir kere konuşmanın ve durmanın yasak olduğu bir çalışmada maymun gibi iletişim kurmamız istendi. Sınıfta gerçekleştirdiğimiz yaklaşık bir saatlik çalışmanın üzerine okuldan dışarı çıkmamız ve bir saat dönmememiz istendi, ancak aynı performansı sürdürerek! Düşünsenize sokakta maymun olarak geziyorsunuz. Herkesin bir partneri vardı. Moda sahiline çıktık. Parklarda güreştik, basket oynayanların oyununa girdik ki bir anda insanların etrafında zıplamaya başlıyorsunuz maymun olarak. Şimdi düşününce zevkli geldi ama o zaman epey utanmıştım

 

Tiyatro sahnesine ilk çıktığın zamanki hislerin nasıldı?

Bire bir ilişki kurmak çok farklı bir şey, anlık reaksiyon almak, ona göre şekillenmek… Küçükken hep sinema oyuncularına özenir ve tiyatroya anlam veremezdim. İlk oyunumu oynadığımda, oyun bittiğinde çenem ve dizlerim titriyordu ve hakim olamıyordum. Kafası o an geldi sanırım:)

Bir rolün gerektirdiği karaktere bürünürken, Kenan Acar karakterinle nasıl çelişkilere giriyorsun?

Bir karakteri araştırırken kendi alt kimliklerimden yola çıkıyorum. Sonuçta insanın içinde kraldan köleye, kadından erkeğe bütün zıtlıklar mevcut. Karakteri yaratmak ise kendi alt kimliklerinden işe yarayanı bulup onu ne kadar serbest bırakabildiğinle alakalı bir yaratım süreci. Tabi ki de herkesin yaşadıkları, dolayısıyla yorumu birbirinden farklı. Aslında kendi karakterinle çelişmiyorsun, karakteri anlamaya ve hak vermeye çalışıyorsun. Bu empati kurulamazsa, yargılarsan, kurduğun karakter çökebilir.

Çağan Irmak’ın filminde oynamak oyunculuk anlayışını nasıl değiştirdi?

Oyunculuğa alan tanıyan, bu kadar nazik ve güzel bir insanın çizgisini hiç bozmadan sette ciddi bir otoriteye dönüşüyor olması beni çok etkilemişti. Oyuncuyu sahneye ve bütüne motive ederken aynı zamanda oyuncuya ve fikirlerine özgürlük de tanıyan bir yönetmen. Çağan Irmak’ı tanımak ve birlikte çalışmak beni mesleğim çerçevesinde cesaretlendirdi.

Göz önünde olduğun zaman ister istemez oluşan bir ego oluyor. Savaşlarınıza start verdiniz mi? Bu kadar önemli bir yönetmen ile çalıştıktan sonra nasıl beceriyorsun alçakgönüllü olmayı?

Ne büyüklerimiz var, egolarından eser yok. Tabi bu rada egodan ne anlaşıldığı çok önemli, çünkü ego herkes için gereklidir ve olmalıdır. Nasıl kullanıldığı önemli. Alçakgönüllü olmak da aynı şekilde bence herkeste olması gereken bir özellik.

Seneler içerisinde “Bu role uygun değilsin” cevabını duymak kolaylaşıyor mu zorlaşıyor mu?

Bence kolaylaşıyor. Bu da işin bir parçası. Kişisel algılamamak lazım. Cast çalışmaları yapılırken bütünü kurmak üstünden gidiyorlar.

Oyunculuğun geliştirdiği gözlem becerisini göz önünde bulundurarak, bugüne kadar okuduğun / izlediğin en orijinal karakter kim oldu?

Daniel Day Lewis- The Butcher (Gangs of New York) adam akıyor! Bir de Scorcese çekiyor tabi.

Şimdi ne olacak? Senaryo senin elinde olsa önümüzdeki bir-iki seneyi nasıl kurgulardın?

Bazı diziler olur ya, sağlık ve para hiç problem değildir. Entourage gibi mesela, sürekli bir ‘climax’ vardır. Dünya huzurludur, herkes keyiflidir, sorunlar gerçek değildir, bütün kızlar güzeldir ve şampanyan hep soğuktur. İşte öyle bir senaryo olsun isterdim.

Photo by Asya Çetin