Bedenin ve aklın imkanlarını test eden, sanatçı ve izleyici arasında olağan dışı ilişkiler kuran ve yaptığı her işle aklımızda kendine ait ufak bir oda açan performans sanatçısı Marina Abramović, WeTransfer ile birlikte Abramović Metodu’nun bir dijital manifestosunu yayımlamıştı.

Daha önce görmemiş olduğumuz bu manifestoda Abramović, performans sanatının günlük pratiklere inmiş halinde içsel gücümüzü, konsantrasyonumuzu ve dayanıklılığımızı geliştirmek üzere dört farklı ikonik egzersiziyle bizlere rehberlik ediyordu.

Abramović Metodu sanatçının pratiği süresince geliştirmiş olduğu bir “uzay ve zamanda mevcut olma” yöntemi. Abramović’in nefes, hareket, sabitlik ve konsantrasyon gibi ana noktalara eğilen metodunun en önemli kısmı ise izleyicinin performansın temel unsurlarından bir tanesi olması. WeTransfer ise tam olarak bu noktada devreye giriyor. Sanata ulaşmak, deneyimlemek zaman ve mekan kısıtları nedeniyle her daim bir çeşit challenge’dı. Fakat içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde, dijital mecraya daha zor entegre olması sebebiyle özellikle performans sanatlarını deneyimlememiz imkansız hale gelmiş gibiydi.

WeTransfer’in konuda aldığı aksiyon ise Abramović’in uzay ve zamandaki mevcudiyetini kanatlandırıp dijitale yerleştirmek olmuştu. Sanatçının herkesin evine 7/24 ve sürekli dahil olabileceği bir çalışma yapan WeTransfer sayesinde artık Abramović’le beraber karşılıklı bakış testlerinden pirinç saymaya kadar pek çok pratiği nerede ve ne zaman mevcut olduğumuzdan bağımsız şekilde deneyimleyebiliyoruz.

10 Eylül’den itibaren Londra’da sergilenmeye başlanacak olan Traces, sanatçının WeTransfer ile yaptığı bir senelik işbirliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Traces da işbirliğinin ilk periyodunda olduğu gibi sanatı ulaşılabilir kılma misyonuna sahip bir çalışma ve sergiye giriş ücretsiz.

Abramović’in önceki işleri Crystal ve 10,000 Stars gibi Traces da beş spesifik obje etrafında toplanan bir sergi. Sanatçının 50 senelik pratiğinden ayıklayıp seçtiği bu beş obje sadece Abramović’in kişisel deneyim ve tercihleriyle alakalı değil, sanatçının aynı zamanda jenerasyonlar arası bir köprü kurma amacı da var. “Immersive Time Capsule” (Sürükleyici Zaman Kapsülü) teması etrafında şekillenen sergi sanatçının gelecek nesillere iletilmesi gerektiğini düşündüğü objeleri içeriyor. Bu objelerden iki tanesi ise sanatçının WePresent’e yaptığı bir açıklamada Eriha gülü ve Susan Sontag’in “Başkalarının Acısına Bakmak” adlı eseri olarak duyuruldu.

Marina Abramović’in kendisiyle yapacağı bir röportajla sonuçlanacak olan sergide her enstelasyon alanı bu saygı değer objelerden birine ayrılmış olacak. Ziyaretçiler doğa ve insan ıstırabı gibi pek çok şeyi çağrıştırması adına topladığı objelerin etrafında Abramović’in başı çektiği bir bir zaman yolculuğunda sürüklenecek. Traces’a fiziksel olarak katılım sağlayamayacak meraklıları içinse WePresent sergiyi yine dijital bir deneyim şeklinde sunuyor olacak.