Titane’ın yönetmeni Julia Ducournau, ilk kısa metraj filmi Junior’ın ilk film gösterimini 2011 yılında Cannes’da La Semaine de la Critique’de gerçekleştirmişti. Ducournau, beş yıl sonra ilk uzun metraj filmi Raw ile uluslararası festivallerde birbiri ardına övgülere boğulmadan önce Toronto’da FIPRESCI ödülünü kazandı. Bir beş yıl sonra ise Titane ile Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanarak dünya prömiyerini yaptı. 10 yıllık başarı dolu sürecin en başına gittiğimizde ise Junior’da yönetmene dair söylenecek çok şey var.

Justine -bir diğer ismiyle Junior- karın ağrısıyla başlayan hastalığının sonucunda evde kalmak zorunda kalır ve vücudunda bir isyan başlar. Yüzünde küçüklü büyüklü sivilceler, yağlı saçlar, diş telleri ve özensiz kıyafetleriyle bir ergenliğin kıyısındadır Justine. Kendini Junior olarak tanımlar ve insanların ismiyle hitap etmesinden rahatsızlık duyar. Sadece erkeklerle iletişim kurmaya alışık ve uyum sağlamak için biraz kadın düşmanlığından çekinmeyen Junior, vücudunda meydana gelen değişiklikleri farkeder ve bu değişimleri sessizce benimser. Derisinden ayrılarak ergenliğe adım atarken ise “Junior” kimliğinde de dönüşümler olur. İlk kısa filmi Junior ile Julia Ducournau, body-horror türünü, gerilim ve kara komedi türleriyle harmanlayarak sonraki işlerine göz kırpıyor.

Julia Ducournau, ilk uzun metraj filmi Raw ile 2016 yılının dikkat çeken isimlerindendi. Raw’da, cinsellik, yamyamlık ve korku figürleriyle bir kendini keşif hikayesi kurmuştu. Eleştiriler, yorumlar, adaylıklar ve ödüller derken birçok sinema eleştirmeninin takip edilesi yönetmenler listesine girdi. Junior’ı izleme fırsatı bulanlar içinse yönetmen zaten bu listedeydi. Çünkü 2016 yapımı Raw’ın, ilk kısa filmi Junior’a sırtını yasladığını sadece filmi izleyenler bilebilir. 2011 yılından 2016 yılına yönetmenin sinematik evrenini büyütmek için yaptığı içsel çalışmaların neler olduğunu bilmemiz çok güç. Ancak Raw ile herkes şu gerçeği farketti ki ilk işinde ve ikinci işinde onunla yer alan Garrance Marillier ile oyuncu/yönetmen uyumunda oldukça iyi bir seviyedelerdi. Yönetmene uğur getirmeye devam etti. Bu yüzden ki yönetmenin hızlı yükselişinin ayrılmaz bir parçası, en başında kurduğu ve Garance Marillier’e (Justine/Junior) ekranda ilk rolünü veren iş birliği desek yanlış olmaz. Junior, büyük ölçüde Marillier’in performansına güveniyor. Seyirci ilk perdede, karakterle tanışıyor ve Marillier, karakterin fiziksel yabancılaşmasının karmaşıklığını ustaca ortaya koyuyor. Daha sonrasında ise filmin komedi ve psikolojik alanlarında aşırıya kaçmadan ustalıkla dolanıyor ve korku unsurlarını çekici halde seyirciye veriyor. Bu iş birliği ile Marillier, Junior’da parlıyor ve yönetmenle ortak paydada buluştukları ‘kariyerinin başında olma’ duygusunu doğru yere kanalize ediyor.

Ducournau’nun Junior’dan Titane’a kadar inşa ettiği evren, öz farkındalığı ve dahil olduğu türün geleneksel zevklerini ustaca dengelemesi, auteur yönetmen çizgisini belirginleştiriyor. Röportajlarında, genellikle bedenlerin ve onlarla çalışmanın film yapım sürecinin önemli bir parçası olduğundan bahsediyor yönetmen. Belki de bu nedenle filmlerinde bedenler karakterlerden bağımsız bir hikaye barındıyor. Junior’da da Justine’in vücudu açıkça metamorfoza uğruyor. Kabuğundan, derisinden sıyrılarak farklı bir döneme geçişi, karakterden bağımsız olarak başlıyor. Ergenliğe geçişin en belirgin göstergesi vücut değişimiyse, terli çarşaflar, soyulan deri ve küçülen kıyafetleriyle bu değişim 22 dakikada bizlere sunuluyor.

Filmde ergenliğin diğer eşlikçileri ise toksik erkeklik, kadın düşmanlığı ve genç erkekler. Junior ablasını ilgiyle ama uzaktan izlerken, erkeklerle olan rahat sohbetinde eksik olan dinamikleri, kendisine göre daha feminen ablasıyla keşfediyor. Arkadaşlarının gazıyla diğer kızlara sataşmasıyla ise kadın düşmanlığına ortak oluyor. Bedeninde başlayan değişimler, erkekler tarafından farkedilir olması ve ergenliğe geçişle birlikte karakterin evreninde dengeler değişiyor. Öğretmeninin ve arkadaşlarının onu tanıyamayacağı bir değişime uğruyor. Kendine karşı hissettiği tüm bu yabancılaşma hissini, diğer kızların da yaşadığını duyması ve onlarla iletişime geçmeye çalışması ise yalnız olmadığının bir göstergesi.

Hepimizin yaşadığı bu dönüşüm, nadiren ekranda bu kadar fiziksel bir şekilde tasvir edilir. Ducournau, konseptinin sınırlarını zorlarken aynı zamanda Justine’in kimlik krizinin tasvirini derinleştiriyor. Beden üzerinde kontrol kaybetmek, bunun hakkında konuşmanın zorluğu ve yükselen hormonlar, izleyicinin bağ kurabileceği kadar tanıdık. Yönetmen, filmin ilk yarısında karakterin evde, okulda ve en önemlisi kendisiyle olan ilişkisini vererek karaktere derinlik katarken, ikinci yarısında ise bu tanıdık duyguları Justine üzerinden seyirciye hatırlatıyor.

Bir basamak taşı olan Junior, Ducournau’nun sinema yolculuğu için çok önemli. Titane filmi öncesi yönetmenle ilgili fikir sahibi olmak, içerikte tercih ettikleri arasında benzerlikler ve farklılıkları sorgulamak için kesinlikle izlenilesi. Ergenlikle birlikte bedenlerimize ne olduğuna dair gerçek ama fantastik bir dışsallaştırma olarak bu kısa metni bir ilk taslak olarak düşünün ve ilginizi çekerse takip listenize yönetmenin ismini karalamaktan geri durmayın.