Güneşli günlerin, denizin, özgürlüğün müziği.

Bazı gruplar müziğin özündeki eğlenceyi, eğlenerek eğlendirmeyi ve kendi üretimine odaklanmanın önemini çok iyi biliyor… Örnekleme isteyenleri Palmiyeler’le tanışmaya davet ediyoruz. Çünkü müzik sadece paylaştıkça çoğalıyor!

Nasıl bir araya geldiniz?

MERTCAN: Tarık ve ben 2003 yılında Foça’da tanıştık. 10 yıl sonra Palmiyeler fikri ortaya çıkınca Rana’yı da gruba dahil ettik.

TARIK: Geçen sene de ikinci gitarlar ve klavyeleri çalmak için Barış, bize katıldı.

2013’te parçalarınızı kayıt ettikten sonra bir es verip iki sene sonra yayınladınız albümünüzü. Bu süreci anlatır mısınız? O dönem sizi durduran neydi?

RANA: Hepimiz kendi hayatımızı düzene sokma çabasındaydık sanırım. Ben o sıralar ÖSS’ye hazırlanıyordum, aynı zamanda müzik konusunda da kendimi geliştirmek üzerine yoğunlaşmıştım. Palmiyeler EP kayıtlarını yaptığımız zaman daha 17 yaşındaydım. EP’yi yayınlamadan önce geçen 2 senelik sürecin hem kişiliğimin ve hayatta yapmak istediklerimin, hem de müzisyen karakterimin oturması için kendime zaman tanımama yol açacağını, yararlı olacağını düşünmüştüm.

MERTCAN: 2013 Kasım ayında stüdyoya kayıtlar için girdik, ardından elemeye üzerinde çalışmaya, geliştirmeye başladık. Bu dönem zaten oldukça uzun sürdü. Bireysel plan programlarımız, içinden geçtiğimiz dönem ve aynı iş üzerinde çalışmanın yorgunluğu birleşince bir süre albümden uzaklaşmak istedik.

“Bir rock’n roll grubu olarak her konuda uyumlu olmak zorunda değiliz, kusursuz olmak zorunda da değiliz.”

Türkiye’de alternatif müzik yapıyor olmanın getirdiği en büyük zorluk nedir?

RANA: Ben şuana kadar herhangi büyük bir zorlukla karşılaştığımızı düşünmüyorum. Seyircimizden, dinleyicilerimizden hep güzel geri dönüşler alıyoruz. Bulunduğumuz çevredeki müzisyenler paylaşıma, desteğe ve işbirliğine çok açık. Kısacası bir senedir çok güzel bir yolda gidiyoruz, umarız böyle devam eder.

MERTCAN: Bence en büyük zorluk; önyargılar ve etrafta nadir de olsa bulunan moral bozucular. Tabi ki bir rock’n roll grubu olarak her konuda uyumlu olmak zorunda değiliz, kusursuz olmak zorunda da değiliz. Sanatın, üretimin nasıl yapılması gerektiğini söyleyenler aslında en büyük engelleri kendileri için oluşturuyorlar.

TARIK: Ben gidişattan çok memnunum, tatlı insanlarla takılıyoruz. Herkesi seviyorum.

Müziğinizi daha önce hiç dinlememiş birisine nasıl tarif edersiniz?

RANA: Güneşli günlerin, denizin, özgürlüğün müziği.

TARIK: “Türkçe sözlu rock” diyorum, “post punk tarzı, lo-fi tatlar” falan da diyebilirim, tabi daha ilgili birine.

MERTCAN: “Biraz eskiymiş gibi yapmaya çalışıyoruz.” derdim.

Canlı performanslarınız çok beğeniliyor, çalarken sizinle beraber herkes oldukça eğleniyor. Mutlu bir sahneyi nasıl tanımlarsınız?

RANA: Benim müzisyen olmakta en çok keyif aldığım nokta sahneye çıkmak. Yaptığın, inandığın müziği onlarca kişiye duyurup birebirde insanların senin müziğini alıp ne şekilde tepki verdiğini gözlemleme şansı buluyorsun. Benim için seyircilerin dans ettiğini ve kendini müziğe bıraktığını, hiç olmadı kafa salladığını görmek büyük motivasyon kaynağı oluyor. Bizim sahnedeki varlığımızı performansımızla yükseltmeye çalışmamız dinleyiciyi de yükseltiyor, mutluluk bu döngüde artıyor, hep beraber çok eğleniyoruz!

TARIK: Seyircilerin içine dahil olduğu bir şov sonuçta, orda onlar için çalıyorsunuz. açıkça beni en çok memnun eden mutlu yüzler görmek ve grup olarak uyum içinde çalmak. tabi konserlere hazırlanmakta bizi heyecanlandırıyor, işler daha eğlenceli bir hal alıyor.

Sadece kendi parçalarınızı çalıyorsunuz. Konserler için cover yapma fikri size uzak mı?

RANA: Açıkcası ben çok sıcak bakmıyorum, ama Mertcan ve Tarık’la bir kaç kere yapsak mı diye konuşmuştuk. Cover yapmanın dinleyicilerde, zihninizde olandan daha farklı ve büyük beklentiler yarattığını düşünüyorum. Palmiyeler çok fazla üretiyor, bunu değerlendirmenin ve özgün müzik yapmanın daha keyifli olduğu düşünüyorum.

MERTCAN: Bunu provalarda çok tartıştık aslında, ben birkaç öneri ile geldim. Rana genelde karşı çıkıyor, Tarık da birkaç şarkı ile geldi ama en sonunda cover yapmaya gerek duymadık. Çünkü kendi şarkılarımız ile 45-50 dakikayı zaten doldurabiliyoruz ve albüm konseptinin dışına çıkmama konusunda hemfikir olduk. Birkaç kere Kilink cover’ı yaptık diyebilirim, “Harika” diye bağıranlar oldugunda kıramayıp çaldığımız olmuştu ama set listesine hiç eklemedik.

Şişme palmiye ağaçları, dekor olarak kullanılan resimler, hatta kostümler! Her seferinde farklı bir formda karşımıza çıkan renkli sahnenize nasıl hazırlanıyorsunuz?

MERTCAN: Konserler vermeye başladığımızda bir konsept belirledik ve bu sene buna bağlı kalacağız diye karar verdik, hep onun üzerine gittik. Şişme palmiyeler, pembe ışıklar, altın balonlar ve sahneye asmak için 4 metrelik beze yaptığımız backdrop görseli ile yayınladığımız kaydı kutluyor ve izleyicilerimizle görsel olarak da paylaşımda bulunuyorduk. Bütün bu eşyalar ve dev görsel koca bir valize zar zor sığıyor, uçakla bile seyahat etsek o koca çantayı yanımızda taşıyıp gittiğimiz yerlere götürüp asıyoruz. Geçen sene boyunca her soundcheck bittiğinde bir saat ekstradan efor harcayıp sahneyi süsledik. Bunu hem kendimiz hem de bizimle eğlenmeye gelen insanlar için yapıyoruz.

Kimin sahnesini heyecan verici buluyorsunuz?

MERTCAN: Flaming Lips’in sahnesini çok heyecan verici buluyorum, görsel şovları konseptleriyle çok uyumlu. King Gizzard konserleri de oldukça iyi gözüküyor.

TARIK: Haylayf Ş. Üçgeni sahnesinde pozitif titreşimler var. Bir de Jakuzi ilk konserlerini harika bir şekilde gerçekleştirdi, orada olmak güzeldi.

RANA: Talking Heads konser DVD’sine bayılıyorum, The Smiths, Metronomy…

Siz büyürken evinizde hangi müzikler çalıyordu?

RANA: Bir yandan Simon & Garfunkel, The Carpenters, Cat Stevens, Joan Baez, Kenny Rogers ve Abba, diğer yandan Bülent Ortaçgil, Sezen Aksu, Candan Erçetin, Yaşar ve Tanju Okan.

MERTCAN: MFÖ, Erkin Koray, Barış Manço ve galiba ben sevdiğim için Grup Vitamin kasetleri, çalan müzikler içinde en çok hatırladıklarım.

TARIK: Valla bizim evde öyle müzikler falan çalmıyordu, ya da ben hatırlamıyorum ama; Led Zeppelin, Queen ve Fedon kasetleri vardı, ilk onları dinledim heralde.

MERTCAN: [Gülüyor] yine mi Fedon!

Spotify’daki son keşfiniz?

RANA: Spotify Discover Weekly delisiyim! L’imperatrice, Vicktor Taiwo en son keşifler.

MERTCAN: Glue Trip.

TARIK: Benimki Spotify’dan keşfetme falan değilde, şu anda en çok dinlediğim albüm “Nonagon Infinity” hızlı bir şeyler arıyorsanız cevap budur.

Bir sonraki adımınız ne ?

MERTCAN: Geçen ay yeni bir şarkımız için video çekimleri yaptık, son günlerde onunla uğraşıyoruz. Bir yandan da geçen aylarda kaydettiğimiz albüm üzerinde çalışıyoruz. Dinleyicilerimize yeni şarkılar sunmak için heyecanlıyız. Tabi görsel olarak da bu konunun üzerine eğiliyoruz. Kapak tasarımı, video çekimleri, bunların kurgulanması ve planlanması epey vakit alıyor. Albümü yayınlayıp daha çok konser vermek istiyoruz. Hepsini geçersek bir rock’n’roll grubu olarak atılacak en iyi adım üretmek ve paylaşmaktır biz de bunu yapıyoruz, tabi kendi bildiğimiz yol ile.

Fotoğraf: Tabitha Karp