Aile bağları bazen karmaşık bir hal alabiliyor ve bazılarımızın akrabalarından uzak durmaya çalıştığı bir gerçek ancak MEHMET & KAZIM kuzenler kan bağlarının yanı sıra sanat anlayışlarında da ortak noktada buluşuyorlar. Kırmızı ve beyazın ağır bastığı eserlerde, sanatçıların Türk-Alman kimliği ilk bakışta anlaşılmasa da popüler kültür referanslarını anlamak mümkün. Dijitalle sanatın bir diğer işbirliği Bad & Boujee’yi ve kuzenleri merak edenleri buraya alalım.

Türkiye’nin ilk kübist ressamlarından Haşmet Akal’ın dedeniz olmasının sanatçı olmanızda bir etkisi var mı? Üzerinizde bir baskı hissediyor musunuz?

Dedemizin resimleri ve anlattığı hikayeler her zaman hayatımızın önemli bir parçası oldu. Biz, kendimizin birer parçası olan ve hep yakın çevremizde bulunan resimlerle büyüdük. Ama yine de üzerimizde bir baskı hissetmiyoruz, sanatçı olma kararı bizim için aynı zamanda heyecanlı bir yaşam için de verilmiş bir karardı. İşimizi sürdürebildiğimiz ve sanatçı olabildiğimiz her gün için minnettarız.

Kuzen olarak sanat bağlamında benzer zevklere sahip olduğunuzu nasıl fark ettiniz?

Aslında uzun süre boyunca çok az temasımız vardı! Hayatımızın bir noktasında bir aile toplantısında, ikimizin de graffiti sahnesinde aktif olduğunu ve çok benzer hayat seçimleri yaptığını fark ettik. O gün aynı zamanda, birlikte çalışmaya başladığımız gündü.

Almanya’da yaşayan Türk sanatçılar olmanızın kariyerinize nasıl bir etkisi oldu? Eserlerinizin alt metninde kimliğinizi okumak mümkün mü?

Alman sanat ortamı her zaman sanat tarihinin önemli bir parçası olmuştur ve önemli sanatçılar yetiştirmiştir.  Biz “Neue Wilde”nin bir parçası olan Markus Oehlen ile birlikte çalışma fırsatı yakaladık, Martin Kippenberger, Büttner and Albert Oehlen ise sayabileceğimiz diğer önemli isimlerden sadece birkaçı. Bu sanatçıların alt nesilleri olarak bizler de onların tutum ve yaklaşımlarını sürdürmeye çalışıyoruz.

Alman ve Türk olmak üzere iki farklı dünyada büyümek sanatımızı kesinlikle etkiledi. Ama umarım bu ilk bakışta hemen anlaşılmıyordur! 1979’da Markus Oehlen ve grubunun “yarının Türkleri” hakkında söyledikleri bir şarkı yayınlamalarını da ayrıca komik buluyoruz… muhtemelen bizi kastetmişlerdi!

Kendi kelimelerinizle yaptığınız işleri nasıl tanımlarsınız? 

Aşk ve Hip-Hop ile ilgili yorumlar.

Sanat mesaj vermeli midir ya da sizin eserleriniz bir mesaj vermek için mi yaratılıyor?

Sanat; ister politik olsun, ister sadece kendi içinde bir beyanı olsun, her zaman bir mesaja sahiptir. Biz, somut bir mesaj vermek ya da açıklama yapmakla ilgilenmiyoruz ve ahlaki bir üslup takınarak dolaşmak da bize göre değil. Ancak, doğrudan etkilendiğimiz için yorum yaptığımız konular var.

Elbette, ikonografimiz aracılığıyla belirli temalara gönderme yapan motifleri görünür hale getirdiğimizi biliyoruz ama aynı zamanda bunlarla dalga geçip onları kırıyoruz.

Kırmızı ve beyaz rengini kullanmanızda soyadınızın bir etkisi var mı?

Evet, biz kendimizi en basit ortak paydaya yani soyadımıza (Akal) indirgedik. Aslında Bauhaus’ta tesadüfen gördüğümüz kırmızı renk kartalasını esas aldık. Bunları karıştırarak sürekli yeni tonlara ulaşıyoruz. Mesela geçen gün grinin çok güzel bir tonunu keşfettik. 

Eserlerinizde dijital teknolojileri yeri geldiğinde birer araç olarak kullanıyorsunuz. Teknoloji ve sanat iş birliğini ve NFT’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bizim için dijital çalışmalar sadece resmin bir uzantısı. Bu yüzden her zaman resimle başlıyoruz ve ardından animasyonları sanal gerçeklikte yaratıyoruz. Bu süreçte teknoloji bizim için ikinci planda, ne kadar ustalaşırsak ustalaşalım mesele ne kadar iyi olduğumuzu göstermek değil, çünkü soru aslında teknolojinin iş için önemli ve faydalı olup olmadığı ve elbette tüm süreç bizim için çok eğlenceli çünkü resimden animasyona, müziğe kadar her şeyi kendimiz yapıyoruz.

Neden “Bad & Boujee”?

Because “we came from nothing to something!” (Bad&Boujee-Migos şarkısına gönderme yapıyorlar)

Bir sonraki projeniz ne? Sizi nerede göreceğiz?

Şu anda altı aylığına New York’ta olacağımız süreç boyunca Kazım’ın ikiz kardeşi Emre Akal ile bir proje üzerine çalışıyoruz. Aynı zamanda Almanya’nın Münih kentindeki Kammerspiele Tiyatrosu’nun ana sahnesinde de hep birlikte yarattığımız bir oyun sergileniyor. Biz ikili olarak set üzerine çalışıyoruz, Emre Akal oyunu yazıp yönetiyor. Üzerinde çalıştığımız projemiz, tamamı bizim tarafımızdan analog ve dijital çalışmalarla oluşturulmuş devasa bir enstalasyon olacak.

Aynı zamanda, bu sene Talbot Runhof’la iş birliğimizi de sürdüreceğiz. Haute couture gece elbiseleri ve ayrıca “strecther frame”ler üzerine basılacak resimler için kullanılacak ortak bir kumaş üzerine çalışıyoruz. Analog ürünlere ek olarak, yalnızca bizim karakterlerimizin giyeceği bir kumaşın yer aldığı özel bir NFT koleksiyonu da olacak.  Bütün bunlar ilk kez Venedik Bienali’nin açılış haftasında sergilenecek.